Ocak 09, 2021 10:30 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: İhracatçı yeniden umutlandı

Yeniasya:

Koca: Hastane yükümüz umut verici şekilde azalıyor"

Milli gazete:

Bomba iddia: Erdoğan parti başkanlığını bırakacak

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Kazım Güleçyüz 8 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “Üniversiteler niye suskun?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Son dönemde birçok üniversiteye rektör ataması yapılmış ve hiçbiri gündem olmamışken Boğaziçi’ne yapılan atama çok tepki topladı ve tepkiler devam ediyor. Boğaziçi camiası kendisine hiç danışılmadan maruz bırakıldığı bu emrivakiyi hazmedemedi. Saray iradesiyle üniversite dışından getirilen rektöre gösterilen “Kayyım istemiyoruz” tepkisi kamuoyunda da çok yankı buldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Son olarak STK’lara da el uzatan kayyım tehdidi Boğaziçi gibi özel ve prestijli bir üniversiteyi de hedef alınca işin rengi değişti.

Ve yakın zaman önce Şehir Üniversitesinin başına gelenler hatırlandı. Bir siyasî intikam operasyonuna kurban edilen bu üniversitenin başına gelenler, şimdiye kadar gözü kapalı iktidara destek verenlere de şok yaşattı.

Sıranın Boğaziçi’ne gelmesi, Şehir’e yapılanlar karşısındaki duyarsızlığı da sorgulatıyor.

Ve diğer üniversitelerin Şehir’de olduğu gibi bu hadise karşısındaki sessizliğini de.

Ama sorgulama bu iki olayla sınırlı kalmamalı. Öncesi de var. 15-20 Temmuz sürecinde çıkarılan hukuksuz ve kanunsuz KHK’larla kapısına kilit vurulup kadroları ve öğrencileri darma dağın edilen ve herşeylerine el konulan üniversiteleri hiç kimse konuşmuyor.

Gerçi yapılanları tasvip edip destekleyenler de var. Suskunluğun bir sebebi bu olabilir.

Bunda, hedefteki camianın önde gelenlerinin iktidar partisiyle içli dışlı olup gücü ellerinde bulundurdukları dönemde takındıkları “üstten bakan” tavra ve izledikleri tekelci kadrolaşma stratejilerine duyulan birikmiş tepkinin de hatırı sayılır bir rolü ve payı olmalı.

Ama ne olursa olsun, akademik özgürlükleri ezen bir hoyratlığa akademisyenlerin alkış tutup destek vermesi asla kabul edilemez.

Suskunluğun asıl sebebi ise “Eğer konuşur ve itiraz edersek bizim başımıza da iş açılır” korkusu. Binlerce akademisyenin ihraç ve bütün haklarının gasp edildiği, epeycesinin tutuklanıp yargılandığı ve hapse atıldığı; imkân ve fırsat bulabilenlerin çareyi yurt dışına çıkmakta gördüğü; göreve devam edenlerin gerek idare elemanları, gerek öğretim kadroları, gerekse öğrenciler arasına sokulan hafiyelerle sürekli takip altında tutulduğu bir düzende konuşabilmek “cesaret” meselesi.

Onun için üniversiteler de fena halde korkutulmuş ve sindirilmiş durumda. Hürriyetin olmadığı yerde bilim ve fikir gelişebilir mi?

…***

Orhan Uğuroğlu 8 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Hukuk reformu ve temel ilkeleri”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu'nu arayarak AKP - MHP koalisyonunun yapacağı "hukuk reformu" konusunda önerilerini sordum.  Feyzioğlu, "Yazınızı okudum Orhan abi. Hukuk reformu konusunda Biz de barolarımız da Adalet Bakanlığı'na raporlar gönderdik. Açık çağrımız üzerine binin üzerinde meslektaşımız da ayrıntılı raporlar gönderdiler. Özetle yargının savunma ayağı ile Bakanlık etkili iletişim halinde sürekli toplantılar yapıyoruz" diye konuştu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

"Yargı reformu" kapsamını Başkan Feyzioğlu ilk kez şöyle açıkladı:

1. Kadına ve çocuğa yönelik şiddetle mücadele;

a) Hükümet ve barolar birlikte mağdurlara ilk andan itibaren hukuki destek sağlamalı,

b) Mağdurlara maddi durum araştırması yapılmaksızın barolarca avukat görevlendirmeli,

c) Şiddet mağduru kadına ve çocuğa güven veren mekânlar sağlanmalı,

d) Avukatın da kadına ve çocuğa yönelik şiddetle hukuki mücadelede eğitim alması sağlanmalı,

e) Mağdurlar hiçbir aşamada fiziken de yalnız bırakılmamalı, Emniyet Teşkilatınca yakın koruma desteği verilmelidir.

2. Hukuk fakültelerine girişte eşik seksen bine yükseltilmeli ve yeni hukuk fakülteleri açılmamalı.

3. Hâkim ve savcı yardımcılığı kurumu getirilmeli.

4. Avukat, hâkim ve savcı olmak isteyen herkes yüksek lisans programını tamamlamalı.

5. HSK; Hâkimler Kurulu ve Savcılar Kurulu olarak ikiye ayrılmalı.

6. Hâkim ve savcı adaylarına mülakat uygulamasına son verilmeli.

7. Vatandaşlarımız için "hukuki himaye sigortası" oluşturulmalı.

8. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvurularda verdiği "ilkesel nitelikteki kararlara uygun karar verme" hakimlerin terfiinde mutlaka dikkate alınmalı.

9. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla bağlılık ilkesinin uygulamada yıpranmamasına özen gösterilmeli.

10. Kolluk amirliği adaylığına alımların hukuk fakültesi mezunları arasından yapılması, "hukuk devleti" standartlarının yükselmesine katkı sağlayacaktır.

11. Avukatlık hizmetinin her kaleminde KDV'nin düşürülmesi, vatandaşlarımızın adalete erişim hakkını güçlendirecektir.

12. Mahkemelerde duruşma saatlerine uyulmaması avukatın çalışma hürriyetini ihlal eder boyuta gelmiştir.

13. Avukatların dosyaya sunduğu delillerin mahkeme tarafından yargılama sırasında "bir kez de ilgili yerlerden toplanması" muhakemelerin uzamasına neden olmaktadır

14. "Uyuşmazlıkların doğmadan önlenmesini" teminen koruyucu avukatlık modelleri üzerinde çalışılmalıdır.

15. İş uyuşmazlıklarında talep eden her işçiye sosyal hukuk devleti ilkesi çerçevesinde barolarca avukat görevlendirilmeli.

16. Tutuklamada katalog suçlar, "gerekçesiz tutuklama" kararlarına sebebiyet vermektedir.

İcra - iflas hukuku düzenleme ve uygulamalarına ilişkin ayrıntılı bir çalışmayı ise yine Barolarımızın ve meslektaşlarımızın desteği ile tamamlayıp Adalet Bakanlığı'mıza kısa süre içerisinde sunacağız."

…***

Elif Çakır, 8 Ocak tarihli Karar gazetesinde, "Melih Bulu Boğaziçi’ne niye rektör yapıldı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"Hükümet olarak eleştirilere, aykırı fikirlere açık olduklarının altını çizen Erdoğan, ülkelerin gelişmesinde üniversitelerin önemine değinmiş. AK Parti hükümeti olarak her şehre üniversite açacaklarını söylüyor ve her şehirde üniversite olmasının önemini şöyle anlatıyordu:“Her ilde bir üniversite açacağız. Ve bütün üniversitelerimizin dünya ile rekabet edebilir bir noktaya ulaşması için de gayret göstereceğiz. Bundan da kimsenin şüphesi olmasın. Geleceğin Türkiye’sinin bugünkünden daha iyi olmasını istiyorsak, daha kalkınmış ve ilerlemiş bir Türkiye’yi istiyorsak yapmamız gereken şey eğitime, bilime yatırım yapmaktır.”"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Aynı konuşmasında Erdoğan her zaman yaptığı gibi rakamlarla kaç derslik açtıklarını, kaç okul binası yaptıkları, kaç adalet sarayı yaptıklarını, kaç imam hatip lisesi, kaç ilahiyat fakültesi açtıklarını sıraladı.

Biliyorsunuz zaman zaman Erdoğan’ın geçmişte yaptığı konuşmaları hatırlatıyorum. Bu konuşmasını da neden hatırlattığımı anlamışsınızdır…

Bu satırları okuyunca sizler de şunu düşünmüş olmalısınız…

2008 yılında “üniversitelerin siyasi ve devlet müdahalesinden uzak tutulması gerektiğini” söyleyen, “ideolojik yaklaşımların ülkemize kaybettirdiğini, bizleri bir yere vardırmadığını” ifade eden ve bu düşüncelerinde de samimi olduğunu açıklayan Erdoğan, 2021 yılında tam aksi bir yaklaşım içinde nasıl olabiliyor? Bir siyasetçi 2008 yılında sarf ettiği sözler orada kayıtlı dururken o sözlerin aksi bir tavır içerisinde nasıl olabilir?

Bir siyasetçi toplum nezdindeki tek sermayesi olan “güvenilir siyasetçi” özelliğine zarar verir mi, kendi ayağına sıkar mı?

Evet, AK Parti 18 yıllık iktidarı döneminde neredeyse her ile bir üniversite açtı. Peki, her ile üniversite açmakla övünen, şehirlerde açtığı üniversitelerin isimlerini sayan, kaç tane üniversite açtığının rakamlarıyla övünen Cumhurbaşkanı Erdoğan açtığı üniversitelerin kalitesiyle de övünebiliyor mu?

Koç, Sabancı üniversitesiyle kalitede, nitelikte yarışan, Sayın Erdoğan’ın ifadesiyle “dünya ile rekabet edebilecek” noktada olan bir Şehir Üniversitesi vardı onu da Sayın Erdoğan siyasi meydanında kurban etti. Sayın Erdoğan gururla gösterebileceği bir üniversiteyi, siyasi iktidar hırsı için gözünün yaşına bakmadan kapısına kilidi vurdu geçti.

AK Parti iktidarları döneminde adalet sarayları yapıldı, üniversitelerin sayıları arttı. Derslikler arttı. Ama sayısı artan hiçbir şeyde kalite artmadı.

AK Partili Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör yapılmasının başka bir nedeni yok. Açtırdığı üniversitelerde Boğaziçi kalitesini yakalamayan AK Parti iktidarı kendi adamını rektör yaparak meseleyi çözüyor! Mesele bundan ibarettir. Kamuoyunun bütün tepkilerine rağmen, öğrencilerin bütün feryatlarına rağmen geri adım atmaması bu yüzden. Medyada böyle, devlet kurumları böyle, yargıda böyle…