Ocak 12, 2021 13:42 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

...................................................................................

مطبوعات ترکیه

99.10.24

کلید واژه: ترکیه، انتخابات مجلس، فساد اقتصادی، اردوغان، داوداوغلو

Türkiye’den Köşe yazarları

Değerli dinleyiciler ‘’Türkiye’den Köşe yazarları’’ isimli programımızda sizlerle beraberiz.

programımızda Türkiye basınında öne çıkan haber başlıkları ve ardından Türkiye gündemine ilişkin değerlendirmeleri Türk köşe yazarları kaleminden aktaracağız sizlere.

...***

Cumhuriyet:

TÜİK’e göre işsizlik oranı yüzde 12.7. DİSK-AR ise geniş tanımlı veriyi hatırlattı

Karar:

Yok demekle işsizlik bitmiyor

Yeniasya:

'Millet İttifakı'nda dağılma yok

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Ocaktan 11 Ocak tarihli Karar gazetesinde, "Boğaziçi fethedildi ama hâlâ aşımız yok..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Boğaziçi Üniversitesi’nin kapısına takılan o kelepçenin fotoğrafını görünce ülkem adına müthiş bir korkuya kapıldığımı itiraf etmeliyim. O üniversite ki 28 Şubat’ın karanlık günlerine direnmiş ve de başörtüsü yasağını uygulamayarak akademik özgürlüğe sahip çıkmış sayılı bilim kurumlarımızdan birisidir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Taha Akyol’un üç gün önce köşesinde BOÜ’nün başarılı rektörlerinden Prof. Üstün Ergüder’in “Yüksek Öğretimin Fırtınalı Sularında” adlı kitabından bu konudaki görüşlerine yer verdi. Başörtüsü yasağının uygulanması için gelen baskılara direnen Prof. Ergüder’in üniversite kapısına polis dikmenin ne demek olduğunu anlatan şu cümlesi AK Parti iktidarı için bir anlam ifade eder mi doğrusu çok merak ediyorum: “En kolayı ve belki de tek yolu işi polise ve güvenlik güçlerine havale etmek. O zaman kampüsün girişi ‘garnizon nizamiyesi’ne dönüşür. Bu da üniversiteye yakışmaz, değerleriyle uyuşmaz!” 

Öylesine talihsiz günlerden geçiyoruz ki yıllarca akademik özgürlüğü savunan AK Parti’nin iktidar olduğu bir Türkiye’de üniversitenin kapısına kelepçe takılıyor, kayyım atanıyor, bu da yetmiyor iktidarın küçük ortağı MHP’nin genel başkanı kayyım atanmasını protesto eden öğrencilerin “başının ezilmesini” istiyor.

Diyelim ki Boğaziçi Üniversitesi’ni fethettik, gençlerin protestosunu ezdik, kelimeleri cımbızlayarak icat ettiğimiz yapay darbe tartışmaları için Milli Savunma Bakanlığı marifetiyle gece yarısı mücadele bildirileri yayınladık, polis kuvveti ve yargı gücüyle eleştirileri susturduk. İyi güzel de, Türkiye’nin her gün derinleşen ekonomik sorunlarına, hukuktaki içler acısı halimize, salgınla mücadeledeki beceriksizliğimize çoktan tarihin çöplüğüne atılmış bulunan bu yasakçı anlayışla çare üretebilir miyiz?

Maalesef her geçen gün daha biraz MHP’lileşen AK Parti, giderek geniş toplum kesimleriyle bağlarını kopartıyor ve özellikle de genç kuşaklarla arasına kalın duvarlar örüyor. Bütün eleştirileri ‘hain’ kategorisi içinde değerlendirdiği için de normalleşmenin nasıl bir şey olduğunu ve aklı selim yolunu tümden unutmuş bulunuyor.

MHP lideri Bahçeli’nin aklına çok muhtaç halde oldukları için, hiçbir AK Partilinin bu gidişin nerede ve nasıl sonuçlanacağını düşünmediğini biliyorum ama akla ve mantığa itibar eden birileri bu halin muhasebesini mutlaka yapmalı.

...***

Arslan Tekin 11 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Protestolar nereye varır?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"Boğaziçi Üniversitesi'nde yeni rektöre karşı belli kesimlerin protestolarının Gezi Olayları'nı andıracak gelişmelere yol açacağını gören R. T. Erdoğan devreye girme ihtiyacı duydu. İki tarafın da tavrı politiktir. Saray, Türkiye'de sadece ve sadece kendilerinin yaşama ve yönetme hakkı olduğu hesabı içinde. Yanlarında yer alanların dışında hiç kimseye tahammülleri yok. Muhalif gördüklerine alabildiğine yükleniyorlar. Yüklendikleri muhaliflerin yalnız olmadıklarını, peşlerinden milyonların gittiğini ve o milyonların da bu vatanın evlâdı olduğunu bile bile akıllarına getirmiyorlar."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Reis, B.Ü.'ye rektör tayininde kanunî hakkını kullandığını söylüyor:

"Rutin bir atamayı üniversitelerimizi karıştırmak için fırsata çevirenleri hep birlikte takip ediyoruz. Terör örgütü iltisaklı kişilerin en ön safta yer aldığı bu tür eylemlerin demokrasiyle hak arayışıyla fikir ve ifade özgürlüğüyle uzaktan yakından ilgisi yoktur."

Döneminde -kasıtlı tavırları diyeyim daha öte bir söz kullanmayayım- ağır tenkit ettiğim ve mahkemeye verildiğim, B.Ü.'nün daha önceki rektörü Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu oylamada yüzde 86 oy aldığı hâlde, tercih edilmedi. Bir başkası rektör yapıldı. Ama o kadar gürültü çıkarılmadı. Bu rektörde neden ortalık karıştı? Bir düşürmek lâzım.

R. T. Erdoğan'ın "terör iltisaklı" sözlerine katılıyorum. Ancak öyle bir yol takip edilmeliydi ki, "terör iltisaklılar"a fırsat verilmemeliydi.

Yeni rektörü incitmek istemem... Öğrencilerin karşısına geçip, Metalica dinlediğini söylemesi, bakın ben de sizdenim, dememeye getirmesi ciddiyetsiz, gülünç, çocukça...

Siyasî tarihçi Prof. Dr. A. Baran Dural'ın değerlendirmesinin son bölümünü vereceğim. Bahsettiğim gibi kendisi de B.Ü.'yle bağlantılı Robert Kolejli:

"Rektör atamasıyla ilgili yürütülen lehte aleyhte gürültü kirliliğinin biraz dışına çıkıldığında olayın fazlasıyla politikleştirildiği fark edilmektedir. Gerçi önceki sistemde rektör seçiliyor gibi görünüyor ama iktidardaki partinin (hangi ideolojik eğilime sahip olunursa olsun) belirlediği kişi, yine bu makama seçiliyordu. Geçmiş dönemlerde 5. sıradaki adayın sırf siyasal görüşleri nedeniyle rektör atandığına şahit olunmuştur. Boğaziçi, ODTÜ, Ankara Üniversitesi, Marmara Üniversitesi gibi okullar geleneği olan okullardır. Bu okullara sırf iktidara yakın olsun diye rektör atanması anlayışına karşıyım. Esasına bakılırsa Cumhurbaşkanı'nın atamasına bırakılan bugünkü sistem de en az bir önceki kadar eleştirilmeye muhtaç bir sistem. Zira üniversitelerin siyasal merkeze bağımlı olmalarından ziyade bağımsız, merkez-kaç unsurlar olmaları akademik eğitim ve bilimsel tarafsızlık ilkesine göre daha doğru gibi gözüküyor.

...***

Bekir Gündoğmuş, 11 Ocak tarihli Milli gazetede, "İttifaklar ve Siyaset"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"İttifak tartışmaları Türkiye’de siyasal gündemin odağına yerleşti. Esasında bu beklenmeyen olağanüstü bir gelişme de değil.Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişle birlikte zaten siyasetin ittifaklar zemininde şekilleneceği herkesin malumuydu. Bugün Türkiye’de siyaset yapan partilerin, iktidar ya da muhalefet fark etmez,  ittifak gerçekliğinden uzakta değerlendirmeler yaparak kendisine rota belirleyecek olması, siyasetin geleceğini okuyamama problemine davetiye çıkartacaktır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Parlamenter sistemde var olan iktidar-muhalefet ilişkileri üzerinden bugüne ve yarına dönük söylem ve politika geliştirmek aldatıcı olma riski taşımakta.

Zira Türkiye, beğenilir ya da beğenilmez, mevcut durumda parlamenter sistem ile değil Başkanlık sistemi ile idare edilmekte.

Alışkan olunulan siyasal denklemler ve ilişkilerin oldukça aşındığını unutmamak gerekiyor.

Sistem değişikliğinin sadece kağıtta kalmadığını, teamüllerin dışında bir yönetim anlayışının getirildiğini, partilerin buna göre hesap yapmak zorunda kaldığını bilmek gerekiyor.

Elli artı bir (%50+1) şartının dahi ne denli bir denklem potansiyeline sahip olduğunu, seçim ittifaklarının kaçınılmaz hale geldiğini bilmemek mümkün değil elbette.

Peki, bugün Türkiye’de ittifak konusu niçin bir anda tartışmanın odağına yerleşti? Çünkü son dönemde şartlar değişiyor ve hesaplar yeniden güncelleniyor. Bu köşeyi takip eden okuyucularımız bileceklerdir ki, bir süredir Türkiye’de ittifak senaryolarına ilişkin muhtemel konulara değinmeye çalışıyorduk.

Bunun en önemli sebebi ise, ittifak teorilerinin de ortaya koyduğu şekliyle bir siyasal ortamın doğduğu yönündeki tespitimizdi.

Şöyle ki, iki ittifak sisteminin yaşandığı herhangi bir ülkede ekonomide işler iyiye gitmiyorsa ve iktidar partisi ya da partileri gündem belirleme kabiliyetini kaybettilerse, seçmen desteği çoğunluğun altına düştü ise ittifaklar önünde iki yol belirmektedir.

Birinci seçenek; ittifakların yön değiştirmesidir. Türkiye örneği üzerinden verirsek Cumhur’dan Millet’e Millet’ten Cumhur’a doğru yön değiştirmeler olabilir. Geçmiş dönemlerde yaşanan dünya örnekleri bunu ispatlamaktadır.

İkinci seçenek; hem iktidarın hem de muhalefetin alternatifi yeni bir ittifakın ortaya çıkmasıdır. Böylesi bir ittifak ise, yine dünya örneklerinde görüldüğü şekliyle, genel olarak bir merkezlenme ittifakıdır. Diğer bir ifadeyle aşırı partilerin içinde yer almadığı, irili ufaklı çok sayıda partinin de içinde olabileceği, ideolojik olarak liberal muhafazakar ve hasbelkader sosyal demokratları bünyesine alabilecek bir karaktere sahip ittifaktan bahsediyoruz.

Türkiye’de olası bir üçüncü ittifakın iktidar lehine sonuçlar doğuracağı, dolayısıyla aslında bunun iktidar tarafından ortaya atılan bir hamle olduğu ile ilgili çeşitli şüphelerin dile getirildiğine şahit olmaktayım. Elbette teorik olarak belli ölçüde haklılık payı olabilmekle birlikte, Türkiye örneğinde bahsedilen endişenin aksine bir durumun mevcut olduğunu düşünmekteyim.

Zira üçüncü ittifakın potansiyel seçmeni, Türkiye’de en büyük ikinci parti konumundaki kararsızlardan gelecek ki, kararsızların eski partisi de daha ziyade Cumhur İttifakı partilerinden gelmektedir.

...***

Değerli dinleyiciler programımızın sonunda  Parstoday Türkçe servisi yayınlarını cep telefonlarınızdan da takip edebileceğinizi hatırlatalım.Bu bağlamda Aplikasyon cep telefonları aracılığı ile Parstoday Türkçe yayınlarını canlı olarak veya arşivden istediğiniz zaman ve istediğiniz yerde dinleme imkânına sahipsiniz. Bu amaçla Parstoday, kendi yayınlarını dinlemeniz için sizlerden her hangi bir ücret talep etmemekte. Sadece “Mobile Data” sistemini kullanmanız durumunda internet bağlantısı sağlamanız için kendi cep telefonlarınıza uygun internet paketleri ücretlerini ödemeniz yeterlidir. Şimdilik hoşça kalın.012