Ocak 14, 2021 07:27 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Milli gazete: Erdoğan: 2023'te Cumhurbaşkanlığı seçimini tekrar kazanacağız

Star:

Bilim insanları uyardı! 'Covid-19'dan daha tehlikeli... Kitlesel yok oluşun korkunç geleceği'

Yenimesaj:

Çin aşısında kafalar iyice karıştı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

İbrahim Kahveci 13 Ocak tarihli Karar gazetesinde, "Bütçe delik - döviz açık - işçi işsiz"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ülkemiz ekonomisi de tam bir sarmala girmiş durumda. Bir tarafta döviz ihtiyacının doğurduğu faiz & döviz sarmalı,Diğer yanda bütçe açığının doğurmak üzere olduğu bütçe açığı & borç sarmalı. Son 4 yılda bütçemiz 440 milyar liranın üzerinde nakit açığı vermiş. 2016 yılı başında 685 milyar lira olan Merkezi Yönetim Borç Stoku artık (Kasım 2020) 1 trilyon 872 milyar liraya ulaştı. Ama artışın 2020 yılında yığınlaştığını da ifade edelim.2020 başında 1 trilyon 336 milyar lira olan kamu borcu, yıl bitmeden 1 trilyon 872 milyar liraya yükseldi bile."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

...***

Sadece bu yılın 11 ayında kamu borç stokundaki artış 543 milyar liraya ulaştı. Bu tutar 2016 başındaki borç stokunun yüzde 80’ine karşılık geliyor.  

Delice bir borçlanma ihtiyacı ve delice bir borç artışı yaşanıyor.  

Bugün bütçeden yapılan faiz gideri borç oranına göre daha az kalmaktadır. Lakin unutmayın ki, önce borç artıyor ve ardından faiz yükü biniyor.  

2015 yılında 50 milyar lira olan faiz giderinin bugün 121 milyar liraya çıkmış olması bizi şaşırtmasın. Asıl faiz gideri sonraki yıllarda karşımıza çıkacaktır.  

Devlet bütçemiz borç sarmalına girdi de cari işlemlerimiz döviz sarmalına girmedi mi?  

Bu yılın ilk 11 ayında 38,5 milyar dolar rezervlerden erittik. Ama yabancı sermaye çıkışı ile beraber sattığımız döviz 130 milyar dolara geldi.  

Kasada tabiri caiz ise 40 sent kalmadı.  

Kasada gözüken tüm döviz emanet veya başkalarının. Hatta o emanet ve başkalarının dövizleri çıktığında kasa 50 milyar dolar açık veriyor.  

Acilen döviz bulmalıyız. Hem de çok acil... 

İyi ama nasıl?  

İşte onu da yüksek faiz vererek yapıyoruz. Ülke kaynaklarını faizcilere peşkeş çekerek faturayı Millete ödetiyoruz.  

Ya yüksek faiz verip döviz bulacağız; ya da döviz bulacağız.  

Başka yol yok...  

Çalışarak, üreterek, yatırım yapılarak döviz bulma imkânımız yok. Geçmiş yıllarda ülkemize gelen dövizleri betona gömerken hiç düşünmedik bu günleri.  

Artık ekonomimiz tam bir döviz & faiz sarmalına girmiş durumda.

Bir tarafta bütçe açığı ve faiz sarmalı yaşanırken diğer tarafta da döviz açığı & faiz sarmalı yaşanıyor.  

Ama bütün bu cenderede asıl sarmal işsizlikte yaşanıyor.  

Yatırım ortamı ülkemizde 2015 yılından beri çalışmıyor. Yerli & Milli, beka vs söylemler seçmeni cezbediyor olabilir, ama bilinmelidir ki bu söylemler yatırımcıları da tam tersine yatırımdan iteliyor.  

Ülkemizde seçmen ve seçim uğruna dış politikada girdiğimiz gel-git sarmalları bizi adeta baş döndürücü bir arenaya çevirdi.

...***

Kazım Güleçyüz 13 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, " Millet İttifakı; devam ve dikkat!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Görünen o ki, Bahçeli-Perinçek destekli Saray iktidarının hukuksuz, dayatmacı, keyfî ve müsrif politikaları, arkasındaki halk desteğini erittikçe ve alternatif olarak ortaya çıkan Millet İttifakı yeni katılımlarla genişleyen bir demokrasi ittifakına dönüştükçe, bu gidişatı durdurup tersine çevirmeyi hedefleyen atraksiyonlar artacak. Evvelce birbirlerine demediklerini bırakmamış olan Erdoğan’la Bahçeli’yi Perinçek takviyeli bir kader ortaklığında buluşturup adeta “kanka” yapan “derin plan”la kurulmuş tezgâhı bozdurmamak için alarma geçildi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor:

...***

Yine öncesinde Erdoğan ve AKP’ye en ağır eleştirileri yapmış isimlerden Numan Kurtulmuş ve Süleyman Soylu örneklerinde olduğu gibi, o lafların sahiplerine hepsini yutturup her birini iktidarın sâdık neferlerine dönüştürme ameliyeleri yeni hedefler üzerinden bir kez daha devreye girecek gibi görünüyor.

Kimine koltuk ve makam vererek; kimini başka türden “cazip” vaad ve rüşvetlerle; kimini hamiyet damarına hitap ederek; kimini baskıyla, tehdit ederek, korkutup yıldırarak...

Yine bu gibi taktikleri kullanmak suretiyle partilerin ve camiaların içine fitne sokarak; zayıf halka ve boşlukları kullanıp mensuplarını birbirine düşürerek; iç kavgalarla meşgul edip, iktidarın hukuksuz ve keyfî uygulamaları karşısındaki duruşlarını zaafa uğratarak... 

İstibdat rejimlerinin kendi bekalarını sürdürmek adına hep uygulayageldikleri klasik taktik ve numaralar. Karşıdaki güçler kendi içlerinde birbirine düşsün ki, istibdat aradan sıyrılıp kendi saltanatını devam ettirebilsin.

Halihazırda bu taktikler Millet İttifakında bir araya gelen ve bu ittifaka dahil olmaları beklenen partiler ile demokrasi, hukuk ve adalet adına bu ittifakı destekleyen kesimlere karşı yoğun şekilde uygulanıyor ve önümüzdeki süreçte bu yoğunluk daha da artacak gibi. 

CHP, İyi Parti, HDP, DP, SP ve yeni kurulan partiler üzerinden yürütülmekte olan operasyonlar bunu gösteriyor. Bir taraftan yargı baskıcı iktidar siyasetinin sopası olarak kullanılmaya devam edilirken, diğer taraftan bu ittifakı bölüp parçalamak ve zaafa uğratmak için, zayıf görülen halkalara çengel atılmak isteniyor.

Bunlara karşı verilmesi gereken cevap, provokasyonları boşa çıkarmak; iktidara koz verecek hatalardan sakınmak; safları sıklaştırıp ittifakı muhkemleştirmek ve ülkeyi düze çıkaracak ortak projelerde yoğunlaşmak olmalı.

...***

Orhan Uğuroğlu 13 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Devlet Bahçeli'ye çok ağır eleştiriler"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin güncel konulardaki açıklamalarına, "Sahi, 17-25 Aralık sizce nedir Sayın Devlet Bahçeli?" diyerek çok sert tepki gösterdi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Heyeti ile Yaniçağ'ı ziyaret eden Özdağ'ın eleştirileri aynen şöyle:

"Sayın Devlet Bahçeli, taşıdığı tumturaklı sıfatların ağırlığı ve temsil ettiği mümtaz tabanı sayesinde ne söylediği ilgi çekenlerden biridir. Kendisine karşı muhataplık bu veçhe ile olup, sözlerinin ne mana içerdiğinin zaman ve mekana göre değişmesi ise de ayrı bir muammadır.

Zat-ı Alileri, "2013 yılı Haziran ayında tırmanan Gezi Parkı şiddeti, 2014 yılında gerçekleşen 6-8 Ekim olayları, 2015 yılının ikinci yarısından itibaren yeşeren hendek terörü, 15 Temmuz 2016'da vuku bulan FETÖ işgal denemesi ülkemizin mahvı için kurgulanan iç ve dış düşman saldırılarıdır." diyerek tarihi gerçeklere bir atıf yapmış.

Merakımızı mucip kılan ise mesela, 17-25 Aralık olayları hakkında niçin tek bir söz dahi sarf etmediğidir.

Zira o günlerde çalışma odasındaki saati  "17-25"e sabitleyip o haftayı yolsuzluk haftası bile ilan etmişti.

Hatta hesap sormaya yeminler etmiş, bugün hain ilan ettiği Can Dündar ile aynı saatin önünde röportaj bile yapmıştı.

Uygun gördüklerini! terör destekçisi ilan ederken, dün ağza alınmayacak sözlerle itham edip suçladığı AK Parti ve Genel Başkanının koltuğuna sığınınca söylenenler unutuluyor mu?

Mesela bundan dolayı mı ki daha düne kadar "FETÖ'cü ve gayri milli" itham ettikleri İYİ Parti'ye eve dönün çağrısı yapmaktadırlar.

Sayın Bahçeli o gün söylediklerini mi unuttu yoksa?

Ya da dün söyledikleriniz mi doğru değildi, bugün söyledikleriniz mi doğru değil?

Bugün "...2014 yılında gerçekleşen 6-8 Ekim olayları, 2015 yılının ikinci yarısından itibaren yeşeren hendek terörü..." diye sıraladığı olaylar esnasında Sayın Ahmet Davutoğlu hükümet kurma teklifi götürdüğünde Sayın Davutoğlu'na: "HDP ile kurun, CHP ile kurun" diyerek güya olağanüstü bir devlet adamı profili çizmişti Zat-ı Alileri…!

Bugün de "HDP kapatılsın" diyerek ne yapmak nereye varmak istemektedir!