Türkiye'den köşe yazarları
Karar: Bakan Selçuk: Yüz yüze eğitimin kademeli olarak başlayacak
Yeniasya:
'Üretmeden tüketen bir ülke olduk'
Star:
Yerli harp silahları denenecek
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Ahmet Battal, 17 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “Bu inişin çıkışı yok”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Kamuoyu yoklamaları AKP’nin ve cumhur ittifakının hızla güç kaybettiğini gösteriyor. AKP Genel Başkanı da bu gidişi çok iyi görüyor ve cumhur ittifakına yeni iltihaklar sağlamak için bazı ziyaretler ve görüşmeler yapıyor. MHP Genel Başkanı da “iyi yapıyor, sonuna kadar beraberiz” diyor. Bu “hareket”lerin seçmen açısından ciddî bir sonucu var mıdır? Bilinmez. Ama tahmin edilebilir.”diyen yazar, yazısnın devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu tahmine yardımcı olmak adına çevrenizde bir anket yapmanızı ve sonuçlarını bizimle paylaşmanızı istirham ediyoruz.
* Düne kadar cumhur ittifakının dışında kalmış olan bir partinin yönetimi cumhur ittifakına dâhil olmaya karar verse kendi seçmen kitlesini AKP’ye oy vermeye ikna edebilir mi?
* AKP, MHP’den ayrılsa ve “yeni ittifaklara yelken açıyorum” dese yukarıdaki sorunun cevabı değişir mi?
* AKP, Perinçek ve ekibiyle bağlarını koparsa kaybettiği eski dostlarını yeniden kazanabilir mi?
* CHP’den ya da İYİ Partiden kopan bazı kişiler ya da gruplar parti kuruyorlar. Bunlar kendilerine yakın olduğunu düşündükleri seçmene bugün ya da seçim zamanında “biz lideri AKP olan bir ittifaka dahil olacağız” deseler, muhatapları ne düşünür, ne yapar? “Tamam o zaman, biz de sizin içinde bulunduğunuz ittifaka oy veririz” der mi?
Görüldüğü gibi AKP açısından mesele artık şu ya da bu alternatife yönelebilme meselesi değil. Mesele liderinin sahip olduğu ve yansıttığı “tek adam” imajı ile ilgili. “Trenden ineni bir daha bindirmeyiz” diyenlerin, başka çare kalmayınca birilerini bindirebilmek için treni yeniden yavaşlatmaları kamuoyunda bir karşılık bulmuyor, seçmen üzerinde bir anlam ifade etmiyor.
Bir de olayın “vazgeçme fikrinden vazgeçmeme” boyutu var. Daha önce AKP’ye oy vermiş iken şimdi artık oy vermeyebileceğini söyleyen dostlarınıza şunu sorunuz:
* “AKP ne yaparsa oyunu yeniden AKP’ye verebilirsin?”
* AKP’nin henüz yapmadığı ve “yaparsan oyum senindir” dedirtecek herhangi bir şey var mı?
Siyasetin adeta kurdu olmuş sayılabilecek kıdemli ve ağırlıklı eski bir dostumuz, bir iki sene önce bir sohbetimizde “AKP’deki erime yavaşlatılabilir, ama durdurulamaz ve geri çevrilemez” demişti.
Bu tesbit şimdilerde daha net görünüyor. Kurulan yeni partiler için de aslında ittifak bahane. Asıl dertleri “gümbürtüden sonra biz de en azından bir çadır kuracak bir alan bulabilir miyiz” düşüncesi.
…***
Veysel Ulusoy, 17 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Sizin enflasyonunuz kaç?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“2020 yılını tamamladık...Zor bir yıl oldu, çetin geçti. Çiftçisinden imalatçısına, yeni yatırımcısından turizm sektörüne kadar her kesim olumsuz etkilendi. Hemen aklınıza Covid-19 salgını geldi değil mi? O, sürecin tuzu biberi oldu. Benim esas vurgulamak istediğim tuz biberden önce yaşadığımız zaman dilimi, yani 2018 yılının şubat/mart ayından bu yana geçen olanı...Havuzun kuruduğu, kasada paranın kalmadığı dönemin başıdır bu aylar. “Eskiden çok mu iyiydi ki tam da bu aylarda başladı” diye sorarsak, yanıt çok açık hayır olur.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Nedenine girmemize gerek yok, tüm bu sorunları, zaten herkes çok iyi biliyor. Asıl söylemek istediğim, bu aylarda yaşanan döviz kurundaki inanılmaz artış, arkasından talep, üretim ve arz, teknoloji, maliyet gibi şokları getirerek ekonomiyi derinden etkilemesi konusu...
Tüm bu olumsuz şoklar (şokun olumlusu da var tabii), karşılığında yüksek maliyetler doğurur: Yüksek işsizlik, yüksek enflasyon ve milli gelirde inanılmaz ölçüde düşüş gibi. 2018 üçüncü çeyrek hariç, Türkiye ekonomisi bu olumsuzlukları yaşamadı gözüküyor.
Nerede mi gözüküyor? Verilerde...Bazen de tam tersine işsizlik oranlarının düştüğü, enflasyon oranının neredeyse yerlerde sürünecek seviyeye gelmek için kendini zorladığını gördük ve aslında bugünlerde de görmeye devam ediyoruz.
Peki, neden böyle oldu, bu gerçekçi mi diye sormak gerekmez mi?
Gerekir, doğal olarak... Herkes çoktan beri bu soruyu soruyor aslında. Biz de bir grup akademisyen olarak, bu soru kapsamında ve daha çok akademik saiklerle yola çıkarak bir Enflasyon Araştırma Grubu (ENAGrup) kurduk. Enflasyonu tahmin etmek istedik, ettik de... Hem de günlük, haftalık, aylık ve yıllık olarak. Tahmin kelimesi sizi yanıltmasın, zaten TÜİK de topladığı verilerle (modelleme yaparak!) bu oranı aşağı-yukarı tahmin ediyor.
Günlük iki yüz elli bin civarında fiyat verisi ile TÜİK enflasyon sepetinin aynısını, aynı ağırlıklarla kurarak günlük enflasyonu hesaplıyor ENAGrup... Taa 26 Ağustos 2020’den bu yana.
Bununla da yetinmeyip 2019 ve 2020 için yıllık enflasyonu da modelleyip hesaplıyor ve 2020 yılı için çıkan yüzde 36.72 oranındaki enflasyonu da kamuoyu ile paylaşıyor (2019 yılı enflasyonuna hiç değinmeden!).
Tepkiler, yapıcı eleştiriler ve yoğunlukla da “hah tam da bu benim enflasyonum” yorumlarını aldık. Birinci kısımdakiler yani tepki verenler ve bunu anlamaya çalışanlardı. Sordukları sorular genelde “verileri nasıl topluyorsunuz, enflasyon sepetiniz TÜİK’ten farklı mı, hesaplama metodunuz nedir” benzeri tarzda haklı sorulardı. Bizi sevindiren bir yaklaşım oldu bu doğal olarak. İlk defa bir grup günlük enflasyonu elde ediyor ve herkes, TÜİK başta olmak üzere bunu anlamak istiyordu.
Bu itiraz ve eleştirilerin arkasında yatan en önemli neden belki de böyle bir “şeyin” kabullenilmesinde yaşanan mantık zorluğuydu. Hiç kimsenin uğraşmadığı, akla gelemeyecek bir şeyi neden biri kalkıp da Türkiye’de yapsın... Ama işin aslı, bunun benzerini MIT ve Harvard’da bir grup akademisyenin de yapmasıydı, hem de ilginç Arjantin örneğine dayalı olarak.
Şimdi soralım: Sizin enflasyonunuz kaç?
Yüzde 14.6 mı yoksa yüzde 36.72 mi?
…***
Taha Akyol 17 Ocak tarihli Karar gazetesinde ,” Reformun mantığı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal 2021 yılında uygulayacakları para ve kur politikasını şöyle açıklamıştı: “Enflasyona ilişkin yukarı yönlü riskler 2021 yılında para politikasının sıkı ve kararlı bir duruş sergilemesini zorunlu kılmaktadır. Gerekirse parasal duruşumuzu daha da sıkılaştıracağız.” (16 Aralık 2020) Demek ki, enflasyonun artış riski 2021 yılında devam edecekti. Bunu önlemek için Merkez Bankası “sıkı para politikası” uygulayacak, gerekirse daha da sıkılaştıracaktır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Faizin yüzde 17’ye çıkarılması bunun bir uygulamasıydı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, iki gün önce şöyle konuştu:
“Yüksek faize karşı olduğumu söylemem boşuna değil. Bu işi yaşayarak gördük. Birçok yatırımcı, girişimci faiz yükü altında eziliyor. Bu bankaların sizi nasıl sömürdüğünü biliyorum…
Bir iktisatçı çıkıp da bu iki beyanın aynı ekonomik programı ifade ettiğini söyleyebilir mi?
Erdoğan faizi enflasyonun altına mı indirecek?
Erdoğan’ın dediği gibi faizi aşağıya (ne kadar?) çektiğimizde ithalat, tüketim, enflasyon ve dış açık daha fazla artmayacak mı?
Görünen o ki, Lütfi Elvan ve Naci Ağbal “ortodoks” (kuralcı) denilen sıkı ekonomi politikalarından yana, ama Cumhurbaşkanı faizin aşağıya çekilmesinden, genişlemeci politikalardan yana…
Söylenen reformun mantığı hangisi olacak?
Faizin sebep, enflasyonun sonuç olduğuna dair ister sokaktaki vatandaşın ister piyasa aktörlerinin okuyabileceği beş on sayfalık bir metin bile yok!
Beştepe böyle bir metin yayınlamalı, savunduğu görüşün gerekçeleri neymiş, görülmeli.
Öte yandan, bütün bilimsel araştırmalar ve bizzat piyasa tam tersini söylüyor.
Hatta emirle faiz indirilirse kısa süreli bir canlanmayı, sert düşüşler izliyor.
Piyasa ve yatırımcı önünü nasıl görecek?