Ocak 19, 2021 14:46 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: YÖK, denklik arayan gençlerin açtığı dava görülürken yargıçlara defalarca brifing vermiş

Yeniçağ:

Koronaya yakalanma riskini yüzde 250 artırıyor. Bilim insanları ortaya çıkardı

Yeniasya:

ABD'de 20 Ocak alarmı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Karaalioğlu 18 Ocak tarihli Karar gazetesinde, “İttifakın değil seçmenin tabiatı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İktidarın muhalefete karşı tavrında, tutumunda ve elbette antipatisinde tansiyon yakın tarihte hiç düşmedi, bilakis artarak devam etti. Bugün artık, bilhassa CHP olmak üzere muhalefetin her hareketi gözlem altında ve çoğu kez bir politik yanlış olması dahi gerekmeden en sert muameleyi görüyor. Bu yaklaşımın temel sebebinin, iktidar için ötekileştirilmiş, karalanmış ve bazen terörle, bazen dış güçlerle irtibatlı olmakla itham edilen muhalefete ihtiyaç olduğunu biliyoruz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerekirse kutuplaştırarak CHP’yi ve sırasıyla diğer partileri hedefe koyarak eskiden kendi tabanını şimdi de topyekün Cumhur İttifakı seçmenini dinamik tutma yolunu tercih ediyor. Ki, bilindiği gibi ittifakın diğer ortağı MHP de zaten bu bahiste Erdoğan’dan ileridedir.  

Tercih edilmesi mümkün olmasa ve önerilmese de izlenmekte olan politikanın bir siyasi mücadele yöntemi olduğunu kabul edelim. Uzun süre işbaşında kalan iktidarların zaman içinde böyle yöntemlere müracaat ettikleri malum, bizim siyasi tarihimizde de örnekleri vardır. Ülkeye fayda sağlamaz ama umulur ki iktidarın işine yarar… Nitekim, kutuplaşmış, gergin siyasi ortamın aynı zamanda sosyolojik olumsuz etkilerini de yaşıyoruz. Mutsuz, umutsuz, şüpheci ve ortak faydaya aidiyetini kaybetmiş bir toplum haline gelmenin sebebi izlenen gerilim yoludur.  

Artık her konu bir şüphe alanıdır. Koronavirüs aşısında izlenen sıra da öyle, herhangi bir makama yapılan atama da… Herkes, kendi siyasi dünyası dışında gelişen küçük/ büyük her vakada önce şüphe gözlüğünü takmayı ihtiyat haline getirmiştir. Çünkü zaten herkes şüphe altındadır. Şüphe ve güvensizlik arttıkça gerilim büyüyor ve iktidar ortakları için gerilimi artırmak beis mevzuu olmuyor. Bazı tartışmaların gözünün üzerinde kaşın var seviyesinde olması da bundandır.  

Peki, gerilim bugün hala iktidar için faydalı bir yöntem mi? Yani bugüne kadar şöyle ya da böyle işe yaradığı düşünülen sert üslup, kızgın, sinirli ve doğal olarak ötekileştirici dil AK Parti ve MHP’ye kazandırmaya devam edebilir mi? Sözgelimi, Cumhurbaşkanı’nın en çok bütünleşme gereken salgınla mücadele konulu açıklamalarda bile sözü mutlaka muhalefete getirip yüklendikçe yüklenmesi iktidara oy kazandıran bir yöntem midir? Ya da eğitimde, dış politikada, ekonomide… 

Öyle görünmüyor. Öncelikle AK Parti’nin 2019 yerel seçimlerinde büyükşehir belediyelerini kaybetmesinin sebebi bu yanlış tercih yüzündendir. Yöntem işe yarasaydı 25 yıl sonra İstanbul ve Ankara’yı kaybetmezdi. Zaten, seçimin ardından iktidarın da biraz çekingen de olsa yaptığı özeleştiriler de bunu anlatıyordu. Aynı anlayışla devam edilemeyeceği ve hal, hareket ve söylemlere mutlaka çeki düzen verilmesi gerektiği söyleniyordu. Özeleştirinin nefesi yetmedi ve Türkiye daha gergin bir atmosfere girdi. O güne kadar yapılan ne kadar yanlış varsa ısrarla devam etti, hala da ediyor.  

Maksat iktidarda kalmak, oy tabanını korumak ise tutulan yolun isabetli olmadığı açıktır. 

Bugün ekonomi 2019’dan daha kötü ve insanların zihninde yolsuzluk, yozlaşma, liyakatsizlik ve hukuksuzluk duygusu daha güçlü… İki sene önce işe yaramadığı ispatlanmış politikaların şimdi hiç faydası olamaz.   

…***

Mehmet Kara 18 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “CHS hani uçuracaktı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“16 Nisan 2017 referandumuyla kabul edilen ve 24 Haziran 2018 tarihinde yürürlüğe giren Türk tipi ve partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin her geçen gün yürümediği ortaya çıkıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan sistemin birinci yılı dolduğunda “Bir yılı geride bıraktık, eksiğiyle artısıyla her şey ortaya çıkıyor. Bundan sonraki süreçte de nerelerde ne gibi aksamalar varsa bunlar da giderilerek yolumuza devam ederiz” demişti. Ardından parti yetkilileri sistemin rehabilite edileceği bu amaçla komisyonlar kurulduğunu söylediler. Yetkililer sistemde bazı kireçlenmeler olduğunu, “hepsinin masaya yatırılıp röntgeninin, MR’ının çekiliceğini” de itiraf etmişlerdi. Ancak 1.5 yılda ne bu çalışma bitirilebildi ne de rehabilite edilebildi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Yeni sistemde aksaklıkların her geçen gün ortaya çıkmasının iktidar tarafından dahi seslendirilmesi ve milletin şikâyetleri muhalefet partilerini harekete geçirdi. Muhalefet partileri iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistemi ile ilgili hazırlıklarını tamamlamaya ve ortak bir metin üzerinde uzlaşmaya çalışıyor. Bu amaçla partiler arasında ziyaretler geçen yıl sonu ve bu yılın başından itibaren hız kazandı.  

Yapılan anketlerde yüzde 50’nin altına inen iktidar ise bir yandan yeni sistemi tamir etmeye bir yandan muhafaza etmeye çalışırken, diğer yandan da ittifakı genişletmek adına görüşmelere hız verdi.  

İktidarın cumhur ittifakını güçlendiremeyecekse üçüncü bir ittifak oluşturma gayreti içinde olduğu da görülüyor. Bu amaçla millet ittifakı içinde olan partilere tabiri caizse kanca atıyor, gazeteleri ve televizyonları ile ittifakın çatladığı görüntüsünü vermeye çalışıyor. Millet ittifakını oluşturan partiler bir yandan ortak metin hazırlıyorlar bir yandan da ittifakın devam ettiğini her fırsatta söylüyorlar. 

Geçen 2.5 yıl içinde Meclis’in “etkinliğinin azaldığı” yaşanarak görüldü. Yeni sistemde Meclis’in denetim yetkisi, bütçeyi veto etme hakkı, güvenoyu ve gensoru yetkisi yok. Meclis’in etkinliğinin azaldığını çıkardığı kanunlarla, Cumhurbaşkanı’nın tek başına çıkardığı karar ve kararnamelerin mukayesesi ile de net şekilde görüldü. Parlamenter sistemde seçilmiş cumhurbaşkanı yurtdışına çıktığında yine seçilmiş olan Meclis Başkanı vekâlet ederken, şu anda Cumhurbaşkanı tarafından atanan yardımcısının vekâlet etmesi dahi tek başına yeni sistemin eksikliği.  

Meclis Başkanı Mustafa Şentop, “yeni sisteme göre Meclisi biraz daha yasama alanında etkin hale getirecek enstrümanların iç tüzükte olması gerektiğini” ifade etmesi yeni sistemde rehabilitelerin yapılmasının zaruretini ortaya çıkardı.

…***

Remzi Özdemir 18 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Faiz düşer mi Dolar yükselecek mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Merkez Bankası'na atanan başkan 3. ayına girdi. Yeni başkan ne kadar başarılı olacak? Önce yanıtını aramamız gereken bir soru var:  Bu ülkede Merkez Bankası başkanları neden sık sık değişiyor? Aslında değişim de demeyelim.  Son yıllarda siyasi yönetime Merkez Bankası başkanı dayanmıyor. Hepsi hırpalanıp, yıpranıp gidiyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Naci Ağbal, gerçekten tecrübeli bir bürokrat işi bilen bir siyasetçi. Bilgi ve beceri yetmiyor Naci Ağbal ile ilk kez Bayburt'ta İhracatçılar Meclisi'nin toplantısında karşılaşmıştım.

Bir arkadaşım, bu kişi geleceğin Maliye Bakanı olacak demişti.

Gerçekten de Naci Bey bir süre sonra politikaya atıldı AKP'den milletvekili seçildi ve maliye Bakanı oldu. Naci Bey'in başarılı bir maliye Bakanı olup olmadığını bilemiyorum çünkü AKP döneminde son on yıldır ipler hep Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın elinde işte bu nedenle Merkez Bankası görevinde de başarılı olup olamayacağı konusunda açıkçası tereddütlerim var

Her ne kadar kendisi başarılı bir teknik eleman ise de Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi ortam Naci Beye istediği gibi hareket etme imkânı tanımıyor.

Aslında Merkez Bankası başkanı olarak göreve çok iyi başladı.

İlk olarak yurtdışında yerleşik yabancı fonlarla görüşmeler yaptı, onlara Türkiye'yi anlattı. Neler yapabileceğini anlatıp, onlara güven verdi. Ve gerçekten de Türkiye'ye bir miktar fon girişini sağladı.

O fon girişiyle birlikte dolar 7.180 seviyesine kadar geriledi ancak cuma günü bir kez daha gördük ki, Naci Bey'in aslında yapabileceği pek fazla bir şey yok!

Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın faiz ile ilgili takıntısı aslında takıntı da demeyelim düşünceleri Naci Bey'in çalışma alanını kısıtlıyor.

Merkez Bankası başkanı bağımsız olmadığı sürece ne kadar başarılı bir birikime sahip olursa olsun yapabileceği fazla bir şey yok.