Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Geçen yıl toplam 16 bakanlıktan 14’ü bütçe yasası ile verilen başlangıç ödeneğini aştı
Karar:
Çözüm aşı havuzunda
Yeniasya:
Gıda enflasyonunda lideriz!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Akif Beki 19 Ocak tarihli Karar gazetesinde, "Muhalefeti kim dayaktan geçirtiyor?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" MHP’li Semih Yalçın, tartıştığı Gelecek Partili Selçuk Özdağ’a saldırıyla ilgi ve bilgisini reddetmedi sadece. Şiddete başvurmayı prensip olarak da reddetmişti. Yanlış ve gayrimeşru bulduğunu söylemişti.Bırakın onaylamayı ve arkasında olmayı, tamamen karşısında olduğunu açıkça belirttikten sonra ise şöyle demişti: “Bu hareketin delisi çoktur, talimat dinlemezler”."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
“Biz kalemle ve dil ile mücadele ederiz. Şiddetle bizim işimiz olamaz. Ülkücü gençler artık sokaklarda değiller. O durum 80 öncesinde kaldı” dediği halde, nihai cümlesi kafaları karıştırmıştı.
MHP lideri Bahçeli dün, o cümlenin yol açtığı soru işaretlerini de reddetti.
“MHP’yi, tarafı olmadığı saldırılarla ilişkilendirmeye ve yargılamaya cüret bühtandır, komplodur” dedi.
Saldırılarla ilişkinin, hiçbir yanlış anlamaya mahal bırakmayacak netlikte reddi, önemli ve sevindirici.
Fakat açıklamadaki, Karar gazetesini ve yazar arkadaşlarımızı hedef alan ifadeler kabul edilemez.
Siyasilerin, sözlerinden etkilenebilecek taraftarlarını hesaba katmaları gerekir. Hedef gösterici nefret söylemlerinden kaçınma sorumluluğuyla konuşmaları, her zaman beklenir. Ama özellikle bu ortamda sözlerini, çok daha dikkatli ve özenli seçmeleri beklenmez mi!
Ömer Çelik dışındaki AK Parti ve Cumhurbaşkanlığı sözcüleri de saldırıları kınadılar. Sorumluların adalet önüne çıkarılacağına söz verdiler.
İktidarın bu seferki tepkileri, başlangıç için hayra alamet...
Çubuk'ta linç edilmekten ve diri diri yakılmaktan canını zor kurtardıktan sonra Kılıçdaroğlu'na dedikleri gibi...Mağdurlara, uğradıkları saldırının suçunu kendilerinde aramaları yine söylenmedi, saldırganlara hak verilmedi bu kez.
Geriye, tanık olduğumuz bu organize siyasi şiddeti bütün arka planı ile aydınlatmak kaldı. Ve azmettiricileri dahil, bütün karanlık bağlantılarını ortaya çıkarmak. Tahrik ve teşvik edenlerle birlikte bütün faillerini yakalayıp adalete teslim etmek.
Selçuk Özdağ ile Yeniçağ Ankara Temsilcisi Orhan Uğuroğlu ve Ülkü Ocakları eski Başkanı Afşin Hatipoğlu’na saldırılar ilk değildi.
Son iki yılda, gazeteci ve siyasetçileri hedef alan başka saldırılar da gördük.
Sistemli ve örgütlü saldırılardı hepsi. Başına buyrukların, muhalefete gözdağı ve ‘akıllı olun’ mesajı veren münferit saldırıları değildi. Aksini, milletin külahına anlatın.
Korunacaklarına inanmasalar, gün ortasında pervasızca saldırırlar mıydı?
...***
Kazım Güleçyüz 19 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, " 28 Şubat istismarıyla AKP’nin geldiği nokta"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Millete vereceği ve söyleyeceği birşey kalmadığı için muhalefetle uğraşmayı iş edinen iktidar zihniyetinin, sataşmalarını artık cevap vermeleri mümkün olmayan merhum şahsiyetlere de taşıması, hem içine sürüklendiği derin çıkmazın, hem iflasının yeni bir işareti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Milletin verdiği başbakanlık 12 Mart ve 12 Eylül’de silah zoruyla elinden alınan, ama demokrasi mücadelesinden asla vazgeçmeyen; 28 Şubat’ta da o dönemin son derece zor siyasî şartlarında “Geliyorum” diyen bir darbenin önüne geçtiği, muvafık-muhalif birçok kişi tarafından teslim ve ikrar edilen Demirel’i “darbe işbirlikçiliği” ile suçlamak, ancak “iftira” kelimesiyle ifade edilebilecek bir hezeyandır.
Demirel’in 28 Şubat’ta bütün tahrik ve provokasyonlara rağmen demokrasiyi en az zararla korumak için çabalarken sergilediği bazı tavırları ve birtakım söylemlerini biz de eleştirdik. Ki başörtüsü bunların başında geliyor.
Ancak resmin bütününe bakınca ve hele bugün 19 yıllık AKP iktidarında yapılanları görünce, Demirel’in Cumhurbaşkanı iken nelerin önüne geçtiği çok daha iyi anlaşılıyor.
28 Şubat’ta kamuda ve eğitim kurumlarında başörtüsü yasaklandı, imam hatiplerin orta kısımları kapatıldı, Kur’an ve hafızlık eğitimine yaş sınırı getirildi; Demirel’in süresi dolduktan sonra Yeni Asya başta olmak üzere depreme “İlahî ikaz” diyenlerin üstüne gidildi.
Ama iş Demirel’in ta 1987’de “Kişi haklarını ihlal edecek şekilde kullanılamaz” ikazında bulunduğu KHK’larla yüz binlerin hayatını karartma; hukukun en temel ilkelerinin çiğnendiği adaletsiz yargılamalarla bunca insanın mağduriyetine yol açma; başörtülü anneleri bebekleriyle birlikte zindanlara tıkma boyutuna taşın(a)madı. AKP iktidarına kadar...
...***
Esfender Korkmaz 19 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Çözüm; erken seçim ve IMF"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Türkiye üç tehdit altında sıkıştı, kaldı.Birisi, ABD, CAATSA yaptırımları. Bu yaptırımların nereye ve kime kadar gideceği hiç belli değil. Biden'ın amansız Türkiye karşıtı Demokrat senatör Robert Menendez'in Senato Dış İlişkiler Komisyonu Başkanlığına seçilmesine destek verdiği anlaşılıyor. Bununla birlikte Biden, her iki ülke çıkarına daha uygun görerek yaptırımları Türkiye'nin demokrasiye dönmesi için baskı aracı olarak ta kullanabilir.İkinci tehdit, demokrasi ve hukukta her gün bir adım daha geri düşmemizdir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Halen Türkiye yönetenler ve tüm medya reel faizi konuşmuyor. Avrupa'daki ve Türkiye'deki nominal faizleri karşılaştırıyorlar. Yüksek faiz deniliyor. Gerçekte halen reel faiz yüzde 3 kadardır ve bu faiz Türkiye'nin risk puanının altındadır. Reel faizler yüksek değil, enflasyon nedeni ile nominal faizler yüksektir.Yüksek reel faizin de olumsuz etkileri var, ama kur şokları doğrudan ekonomide deprem yaratıyor. Üstelik artık Merkez Bankasının elinde kur şoklarını önleyecek rezerv de kalmadı. Dahası altın rezervlerini de bozduruyor.Yüksek faiz diyenler, sanki Türkiye 2018 kur şokunu yaşamamış gibi bakıyorlar. Doğrusu MB'nın faizleri Türkiye riski kadar 3-4 puan reel faiz düzeyinde tutması ve fakat arkasından hükümetin kur politikasını, MB yasasını değiştirmek ve ayrıca planlama içinde yapısal çözümlere gitmesi gelmelidir. Her şeyi faiz ve para politikasına bırakırsak bu günkü sondan kurtulamayız.Kaldı ki bu gidişle, Türkiye dış borçlarında da temerrüt'e düşebilir. Dış borcun GSYH oranı yüzde 55 dolayındadır. Yüksek değil fakat Türkiye'nin dış borç ödeme kapasitesi düşüktür. Çünkü bu senede 39 milyar dolar cari açık veriyor.Türkiye'nin faiz konusunda çıkmaza girmesinin bir nedeni hükümettir, diğer nedeni de finans sektörü ve bu sektörün spekülatif faaliyetlerin aracı olan militanlardır.Dört kişiden bir kişi, gençler arasında ise üç kişiden bir kişi fiilen işsizdir. Pandemi sonrası işçi çıkarma serbest hale gelince halen 8,4 milyon olan fiili işsiz sayısı 10 milyonu geçecektir. Cumhuriyet tarihinin en büyük işsizlik tuzağına düştük. Nedeni üretimde ithal girdi payının yüksek olmasıdır. Söz gelimi ithal girdi oranı gübre sanayiinde yüzde 72, Demir-Çelik sanayiinde yüzde 69, bilgisayarda yüzde 67'dir. Diğer sektörler ortalama yüzde 40'ın üstündedir. Bu durumda büyüme olsa da istihdama çok az yansıyor. Hani yerli ve Milli idik!Çözümü için, ithal iplik gibi, ithal pamuk gibi, aramalı ve ham maddeleri Türkiye de üretmemiz gerekir. İthal girdi oranını yüzde 20'nin altına düşürmemiz gerekir. Bunun için devletin ithal girdi sektöründe ithal ikameci politikalar uygulaması, teşviklerin geçici olarak yalnızca bu sektörlere yöneltilmesi gerekir. Hatta gerekirse devletin de aynı amaçla geçici olarak piyasaya girmesi gerekir.İç-dış kuruluş ve kurumların verilerine ve halkın günlük yaşamına bakarsak yoksulluk sürdürülemez eşiktedir. Yoksulluk sosyal soruna dönüşmeden gelir dağılımını iyileştirici önlemler almamız, işsizlere bütçeden para dağıtmak yerine iş dağıtmamız lazımdır. Bunun için devlet her şehirde bir fabrika kurarak hem büyük şehirlere göçü önler, hem de işsizliği ve yoksulluğu kısmen çözer. Ayrıca, devletin et ve balık gibi kurumu gibi kurumları yeniden kurarak halka ucuz gıda satması gerekir.Erken seçim kararı olursa, ABD yaptırımları da bekler. Zira ABD, erken seçim halinde gelecek iktidarın daha demokratik ve batı içinde daha uyumlu olup olmayacağına bakmak için bekleyecektir.