Ocak 23, 2021 11:06 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Star: AB'den bir Türkiye açıklaması daha: Memnuniyet duyuyoruz

Cumhuriyet:

İhaleler hep AKP’lilere

Karar:

Kültür sanat siyasetin arka bahçesi olamaz

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Emre Kongar 22 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “ABD seçimleri ve AKP iktidarı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“ABD seçimleri, özellikle başkanlık farklı partiler arasında el değiştirdiği zaman, hem içeride hem dışarıda önem kazanır. Cumhuriyetçi Parti ve bu partinin başkanları daha sağda, daha sermayeden yana, daha milliyetçi ve daha muhafazakâr görüşleri temsil ederler. Demokrat Parti ve bu partinin başkanları ise biraz daha özgürlükçü, göreli olarak biraz daha solda, orta ve alt sınıfların çıkarlarını nispeten biraz daha fazla dikkate alan görüşlerin sahipleridir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Sonuç olarak Biden’ın Trump’ın yerine seçilmesi ABD’deki demokrasi, özgürlükler, ırkçılığa karşı tavır, göçmen politikası, sağlık sigortası bakımlarından olumlu bir gelişmedir.

Nitekim gelir gelmez yayımladığı Başkanlık emirleriyle, Trump’ın bazı ihmallerini düzeltti ve bazı kararlarını iptal etti:

Örneğin, federal binalarda maske takılmasını zorunlu kıldı, Paris İklim Sözleşmesi’ne katılma kararı verdi, Müslüman ülkelerin bazılarına koyulmuş olan seyahat yasağını kaldırdı, Meksika sınırına yapılan duvarın inşaatını durdurdu ve Dünya Sağlık Örgütü’ne yeniden katılma kararı Verdi.

Dünya liderliğinde Çin, Rusya ve hatta AB ile çekişme halinde olan ABD’nin emperyalist dış politikası açısından iki parti arasında çok belirgin bir fark görmek pek olanaklı olmayabilir; çünkü ülkenin dış politikası genellikle “askeri-endüstriyel yapı” tarafından belirlenir.

Biden’ın yemin töreninde yatığı konuşmada, dış politikada da demokratik ilkelerden söz etmesi, Trump’ın iyi ilişki kurduğu diktatörleri desteklemeyeceğinin bir ifadesi olarak yorumlanıyor.

Türkiye karşıtı lobilerle çok sıkı fıkı ilişkileri olan Biden’ın AKP iktidarına karşı zaten dile getirmiş olduğu olumsuz tavrı ise nasıl bir dış politika sorunu olarak tezahür edebilir, şimdiden kestirmek zor.

Fakat yeni Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in sözlerine bakılırsa ABD’nin AKP iktidarı ile olan ilişkileri özellikle Rusya’dan alınan S-400 füzeleri konusunda bir hayli sorunlu olacağa benziyor:

Bu bağlamda, Türkiye’ye karşı uygulanan yaptırımların genişletilmesi, Halk Bankası davasının hızlandırılması gibi adımlar, AKP iktidarını bir hayli sıkıntıya sokabilir.

…***

Cevher İlhan 22 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “AKP iktidarı Türkiye’yi taşıyamıyor…”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Derin ve yıkıcı krizdeki ülkeyi yönetemeyen siyasi iktidar tam bir çıkmazda; politik polemiklerle, medyatik manipülasyonlarla, algı operasyonlarıyla artık gerçek gündemi değiştiremiyor. “Tek kişilik rejim”le millet irâdesinin temsilcisi Meclis’in etkisiz hale getirilmesiyle demokrasinin âdeta askıya alındığı, yargının siyasallaştırmasıyla hukukun tasfiye edildiği, insan hak ve özgürlüklerinin darbelendiği vartada yoğun olarak “erken seçim” konusu gündeme geliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Öncelikle siyasi iktidarı eleştiren siyasetçilere ve gazetecilere peşpeşe saldırılarla tahriklerin tetiklendiği ortamda Gelecek Parti Genel Başkanı eski Başbakan Davutoğlu’nun “Sayın Erdoğan tasfiye edilecek ve bundan sonra muhafazakârların başı dik biçimde dolaşamayacakları biçimde otoriter rejim kurulacak. Erdoğan bundan sonraki seçimi kazanmış olsa bile etrafı öyle bir kuşatılmış olacak ki bundan sonra Türkiye’de demokrasiden bahsetmek mümkün olmayacak!” çarpıcı uyarısının anlamı tartışılıyor.  

Bu arada “iktidara ilişik medya”nın “Ankara dünyayı sarsıyor!” manşetlerine karşı, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yalnızlığa itilmesi, Libya’da gittikçe devre dışı kalması, S-400’ler gerekçesiyle “Amerika’nın hasımlarıyla yaptırımlar yoluyla mücadele yasası (CATSAA)” kapsamında daha ağır ek ekonomik yaptırımlara mâruz bırakılması, Suriye’de “işbirliği” yaptığı ABD’nin “PYD/YPG emrivakisi”nin devam etmesi ülkeyi dışta da derin krizlerle karşı karşıya bırakmış. 

Özetle, her seçimde halının altına süpürdüğü buhrana dönüşen ekonomik ve derinleşen siyasi krizlerle baş edemeyen siyasi iktidar, Türkiye’yi taşıyamıyor. 

Bu ortamda defalarca “kesinlikle erken seçim yok” açıklamalarına rağmen iki hafta sonra ani bir çarkla apar topar 24 Haziran 2018 “baskın erken seçimi”ne gidildiği gibi “cumhur ittifakı” ortakları Bahçeli ya da Erdoğan’ın yine bir “ani çıkışı”yla “belki yine kotarırız “ beklentisiyle “baskın erken seçim”e gitmek durumunda kalabilecekleri belirtiliyor. 

Zira bütün anketlerde ve kamuoyu araştırmalarında oyları hızla eriyen “cumhur ittifakı”nda başgösteren çatlaklarla ayrışma sinyallerinin çakıldığı, “iktidar cephesi”nin bu maksatla bir defa daha az oyla çok vekil elde etme, siyasi rakiplerini, özellikle yeni partileri seçime sokmama hesabına “seçim kanunu”nu değiştirmeye çalıştığı bildiriliyor. 

Kısacası, siyasi iktidar derdine düşmüş, lâkin düşüşe çâre bulamıyor…

Bu bakımdan, “millet ittifakı” partilerinin gecikmeksizin demokrasi, hukuk ve ekonomi reformlarının temel parametrelerini belirlemeleri; “tek kişilik sistem”e karşı “güçlendirillmiş demokratik parlamenter sistem”i bütün gerekleriyle kamuoyuna deklâre etmeleri gerekiyor. 

Türkiye’nin bu mesaja ve bunun vereceği moralle ümide ihtiyacı var.

…***

Mehmet Faraç 22 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kulaklara "küpe" olan soygun!..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İktidarından muhalefetine kadar, herkesin sırtını döndüğü piyasa vurgunculuğu milletin gündeminden düşmüyor...Sosyal medya duyarlılıkta önde gidiyor ve marketlerdeki vurgun düzenini deşifre etmek için her gün binlerce veri ve görsel paylaşılıyor... Ancak tek mesele sebze ve meyve fiyatlarındaki çılgın yükseliş değil... Kuru bakliyat, yumurta ve benzeri ürünlerle ilgili öylesine dehşet verici fiyatlar dayatılıyor ki, AKP iktidarının duyarsızlığı birilerinin köşeyi dönmesini sağlıyor, milyonlarca insanı da kuru ekmeğe muhtaç ediyor...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

30 adet yumurtanın fiyatı yine 30 liraya aşmış, 3 ay önce 9 liraya satılan yarım kilo kayısının fiyatı 20 liraya ulaşmış, yağ, süt, peynir, makarna gibi ürünlerin fiyatları almış başını gitmiş...Gıda ürünlerindeki fahiş fiyatların en büyük gerekçesi Corona salgını ve geçtiğimiz aylarda zirveye ulaşan döviz fiyatları olsa da, bunun bahane olduğunu herkes biliyor...Çünkü salgın yavaş yavaş kontrol altına alınırken ve dövizdeki düşüş sürerken, piyasa vurguncuları fiyatları yükseltmeye devam ediyor...Sanayi, Ticaret, İçişleri ve Tarım Bakanlığı yetkililerini bir kez daha uyararak, milletin öfkesini yükselten ve kitleleri patlama noktasına getiren piyasa rezaletine acilen müdahale etmeye çağırıyoruz...Ancak piyasadaki tek sıkıntı fahiş fiyatlar da değil...Son dönemde denetimlerin azalması nedeniyle gıda ürünlerindeki sahtecilik iyice zirve yapmış, hatta hilecilik ballı- pırıltılı (!!!) sektörlere de sıçramış!..Dünkü gazetelerde şok edici bir soygunun haberi vardı... Eminim bu haber, elinde bir tek yüzüğü de olsa, herkesi ilgilendiriyordur...;Senay Önal adlı bir avukat, düğünü için kolye, küpe ve yüzükten oluşan bir set almak için Türkiye genelinde 40 kadar şubesi bulunan bir markanın Maltepe'deki mağazasına gitmiş...Genç avukat 10 bin liralık bir seti 9 bin liraya satın almış ama pırlanta ve yakut kullanılarak imal edilen takı seti ile ilgili kuşkuları, kuyum sektöründe faaliyet gösteren bir arkadaşı ile görüşürken iyice büyümüş...Önal, arkadaşının  yönlendirmesi ileİstanbul Kuyumcular Odası bünyesinde faaliyet yürüten Beyazıt'taki Türkiye Gemoloji Laboratuvarı'na gitmiş...Takı setini inceleyen uzmanlar, bu üründe kullanılan taşların laboratuvar ortamında 10-15 dolara mal edilebilen sentetik taşlar olduğunu, doğal yakut taşların her birinin değerinin ise 200-300 dolar arasında değiştiğini söylemişler...Laboratuvardan çıkan sonuçla büyük şok yaşayan Önal, ürünü aldığı mağazanın, takıyı değiştirme önerisini redderek hukuki süreç başlatmış...Senay Önal, herkesin gözden kaçırdığı bir gerçeğe dikkat çekerken şöyle demiş;"Tüketicinin çıplak gözle sahteciliği anlaması imkansızdır... Satıcıların altın diyerek gümüş, doğal taş diyerek sentetik taş satması nitelikli dolandırıcılık suçunu da oluşturabileceğinden, tüketiciler savcılığa şikâyette bulunabilirler."Anlaşılıyor ki; son yıllarda arısız balın yanısıra at - eşek etinden sosis- sucuk- üretenler bir çok sektöre de ilham vermiş!..Değerli taş tacirleri de, tüketicilere çakma pırlanta hediye eden sahte bal üretcilerinden mi feyiz aldılar acaba?..