Türkiye'den köşe yazarları
Star: Kritik temas sonrası AB'den çarpıcı 'Türkiye' mesajı: Olumlu ivme sürecek
Cumhuriyet:
CHP Lideri Kılıçdaroğlu’ndan ‘Tek adamcağız’ yanıtı: ‘yol arkadaşı arıyor’
Milli gazete:
Orhan Uğuroğlu: Süleyman Soylu'nun hedefi Bahçeli'nin koltuğu!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Orhan Bursalı 25 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "2023’e giderken hedef, CHP’yi dağıtmak"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" CHP’nin içişlerine müdahale edici yazılardan kaçınırım; bu, partinin kurultaylarının, yönetim kurullarının ve üyelerin meselesidir. Şüphesiz politika önerilerine gelince iş değişir; bunu pek çok kez dolaylı veya dolaysız yaptım. CHP’den bir parti doğuyor. Bunu, daha ilk zamanda, İnce’nin partileşme adımı olarak nitelendirmiştim. Gelişmeler o yönde hızlandı. Bir iki milletvekillerinin de partiye katılacağı giderek netlik kazanıyor. CHP içinde Kılıçdaroğlu yönetiminden memnun olmayan kesimler de var. Fakat onlar kurultayda liderlik hesabı yapıyorlar. Doğal ve normal."diyen yazar, yazısının devamına şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bütün bunlara bakarak, “Kılıçdaroğlu ‘keşke’ herkesi parti şemsiyesi altında tutabilse” diyenler var. İyi niyeti paylaşmamak mümkün değil, ama artık “liderlik zamanı” gelmiş insanları, partiye lider olamadıklarında, orada tutmanın mümkün olmayacağı ve kendi partisini kurmaya yöneleceği de kesin bir siyasi olgudur.
Muharrem İnce, uzun zamandır “liderliği” gelmiş bir politikacıdır mesela. Onu başkan yapmazsanız, partide tutamazsınız; son 3-5 yıllık partideki siyasi kariyerini incelediğinizde bunu net görürsünüz. Kendi kendine veya kendini sevenlerce, “Şimdi değilse ne zaman” sorusunun yanıtı “Artık şimdi, bu an” olarak verilmiştir. Partiyi kurmamaları için çok olağandışı bir olay olmalı...
CHP yönetimini başarısız olarak görenler şüphesiz var. Ben de “keşke şöyle şöyle politikalar da izlense” derim. İşim, analizin bir adım ötesinde, Türkiye’nin genel politik iktidar mücadelesi için iktidarın ve muhalefetin izlediği politikaları üzerine de yorumlarda bulunmaktır.
Ama sürekli olarak Kılıçdaroğlu yönetimine muhalefet de vardır. Özellikle, 10 kezdir seçim kazanamamış lider tezini işleyen, yönetimi aşağılamaya yönelik Saray politikası, CHP saflarında da taraftar bulmuştur. Politikada esas geçerli olanın ise muhalefetin kazanmasından çok, iktidarın seçimi kaybetmesi söz konusu olabilir, biçimindeki İngiliz kavrayışına daha yakınım.
Nitekim bunun net doğrulamasını İstanbul yerel seçimlerinde gördük. İstanbul’u çok az farkla kaybettikten sonra, tekrar ettirilen seçimleri AKP’nin bu kez 1 milyon oyla kaybetmesi derslerle doludur. Saray başının ilk en büyük yenilgisidir. Aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı’nı da ancak destekle kazanmış olmasıdır.
...***
Mustafa Karaalioğlu 25 Ocak tarihli Karar gazetesinde, " İktidar belediyelere muhalefette neden başarısız?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" İşler yolunda giderken mükemmel, hatta dahiyane görünen siyaset tarzı kriz zamanlarında çaresizleşebiliyor. Siyasi akıl eseri olduğu varsayılan hamlelerin birdenbire sıradanlaştığı ve küçümsenen rakiplere altın tepsi içinde sunulan avantajlara dönüştüğü görülüyor. 2019 yerel seçimleri öncesinde CHP’nin oyun planını bozamayan; bir hışımla bozmaya çalışırken ona destek veren siyasi dil ve tavır bunun göstergesiydi. Devamında, benzersiz bir siyasi hatayla İstanbul seçimlerini iptal ettirerek Haziran’da yaşanan yenilgi tablosuna mahkum olmak da kriz zamanlarında siyasi hamle yapabilme kapasitesi üzerinde büyük bir soru işareti yarattı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
“Hiçbir şey olmasa da kesin bir şey oldu” vecizesi bu çaresizliğin sloganı oldu. Sözün sahibi aslında, o güne kadar hayranlık duyulan siyasi akla güvenerek, seçimin sonucunun mutlaka AK Parti lehine değişebileceği garantisini umut ediyordu. Mutlaka bir şey olmalıydı! Heyhat, bir şey olmadı, sonuç değişmedi, hatta daha kötüsü oldu…
AK Parti, 17 senedir art arda seçim başarılarıyla bilek bükerek geldiği 2019 Mart yerel seçimlerine kadar siyasi hamlelerindeki becerisi tartışılmaz bir siyasi hareketti. Seçimin hemen ardından da parti olarak hem de bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimde verilen mesajı alacağı ve dilde, üslupta, politikada değişime gideceği düşünülüyordu. Bu da olmadı ve Cumhurbaşkanı kendisini zirvede tutan iş yapma biçimine ve politik üsluba sadakatten vazgeçmedi. Mart seçimini iptal etmekle benzeşen kararları almaya devam etti. Erdoğan ve AK Parti ve de sahip oldukları iktidar, belediyelerde CHP’ye iş yaptırmamak adına bütün imkanları seferber etti, etmeye devam ediyor. İktidardaki AK Parti, yerelde iktidar olan CHP’nin muhalefeti olarak eşzamanlı ikinci bir mesaiyi sürdürüyor. Özellikle de siyasi ve icrai öneminden dolayı İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik engelleyici hamleler bitmiyor.
Ne var ki bu iyi bir fikir değildir ve uyguladıkları politika iyi gitmemektedir.
Muktedir, güçlü, her şeyi bilen ve siyaseten akıl dolu olduğu varsayılan iktidarın yerel seçimlerdeki kayıp karşısında düştüğü durum ve bununla baş edebilmek için kullanmayı denediği yöntemler, kendisine atfedilen bu özelliklerle uyuşmuyor. İktidarın İmamoğlu ile imtihanı AK Parti’nin ve Erdoğan’ın siyasal becerisini sorgulatacak boyutta başarısız gelişiyor.
Son hamle bilindiği gibi belediyelerin borç yapılandırma ve kamuya olan diğer borçları için genel bütçe gelirlerinden aldıkları payların kesinti oranlarının yükseltilmesidir. Böylelikle, vergi gelirlerinde yüzde 40 kesinti yapılan belediyeler için ilave yüzde 10, yüzde 25 kesinti yapılan belediyeler için ilave yüzde 25 kesinti uygulanacak. Bugüne kadar hiç akla gelmeyen bu karardan en çok etkilenecek gayet tabii ki CHP’li büyükşehir belediyeleri olacak.
Baştan beri, belediyenin ulaşımla ilgili karar yetkilerinden üreteceği ekmeğe, salgın için yardım toplamaktan Galata kulesini almaya, bağlı tesisleri ilçelere aktarmaktan Büyükşehir’in otopark yetkilerine kadar akla gelen her hamleyi yapmaktan geri durmayan iktidar böyle yöntemlerle CHP’yi yerelde başarısız kılmayı hedefliyor ama işe yaramaz.
Nasıl yıkıcı, engelleyici muhalefet senelerce muhalefetin işine yaramamış ve AK Parti’yi büyütmüşse şimdi de CHP’yi büyütür. İktidar gücünü kullanarak baskı yapmak, engellemek, kısıtlamak ve belediyelerin elini kolunu bağlamak fayda sağlamaz. İktidar rekabet yapar, muhalefet yapmaz; kural dinlemeyip illa yapacaksa da böyle muhalefet olmaz. Millete ulaşacak hizmete mani olan siyasetten yapana fayda çıkmaz.
...***
Mehmet Kara 25 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, " Vekillerimiz tatilden dönüyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"2021 yılı bütçesinden hemen sonra “tartışmalı torba kanunu” çıkartıp 26 Aralık’ta 1 aylık tatile giren Meclis yarın yeniden çalışmalarına başlayacak. Günlerce ve saatlerce süren bütçe görüşmeleri devam ederken, komisyon üyelerinin dahi haberi olmadan, adeta yangından mal kaçırır gibi; “Kitle İmha Silâhlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun” adlı düzenleme komisyona getirilmiş, 6 Maddelik kanun teklifi “torba kanun” halinde içine de 7 ayrı kanunda değişikliğe gidilecek şekilde 43 madde daha ilâve edilmişti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Yıldırım hızıyla Meclis’ten geçirilen “Kitle İmha Silâhlarının Yayılmasını Önleme Yasası” adlı kanunun içine konulan maddeler ile İçişleri Bakanı’na “terör şüphesi halinde derneklere kayyım atama, hesaplarını dondurma” gibi yetkiler verilmişti.
Netameli ve tartışmalı kanunların hep dönem sonu ya da tatil öncesinde çıkarılmasını bir gelenek haline getiren hükümet “Tartışmalı kanunları çıkartalım 1 aylık sürede unutulur” düşüncesiyle yapıyordu, beklenildiği gibi de oldu. Bunca tartışma arasında bu süre içerişinde başörtüsü, darbe, siyasetçilere ve gazeteciler saldırılar derken bu tartışmalı düzenleme de unutulup gitti. CHP bu kanunu Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğini açıklamıştı, şu ana kadar çalışmalar devam ediyor olmalı ki henüz bu yola da başvurulmadı.
Türkiye’nin, ekonomi, eğitim, sağlık ve adalet başta olmak üzere birçok çare bulunması gereken sorunu var. İşsizlik, kapanan işyerleri, hayat pahalılığı gibi konular ülkenin birinci gündemi. Meclis’in açılmasıyla birlikte bu sorunlara ne gibi çözümler üretilecek hep beraber göreceğiz.
İki buçuk yılını dolduran Türk tipi partili cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi Meclis’in açılmasıyla birlikte tartışılacak konuların başında geliyor. Hükümet kanadında Cumhurbaşkanlığında sistemin yürümeyen aksayan yönleriyle ilgili “rehabilite” çalışmaları devam ederken, muhalefet partileri de iyileştirilmiş, demokratikleştirilmiş parlamenter sisteme geçilmesiyle ilgili sesini daha çok çıkartmaya başlayacak.