Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: CHP'den İnce için ilk istifa
Karar:
AB’den beyaz sayfa adımı
Milli gazete:
Bülent Orakoğlu: Darbe Araştırma Komisyonu’na FETÖ sızmıştı!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Orhan Bursalı 26 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Yargı ‘reformu’ para girişine bağlı serbest dolaşımda"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Yargı/hukuk veya adalet, ne derseniz deyin, iki aydır iktidarın diline yapışmış “reform” lafazanlıklarının gerçek anlamda demokratik bir karşılığı olabileceğine olasılık veriyor musunuz? 10 yıldır nasıl bir yargı oluşturulduğunun net görüntüsünü, İstanbul Başsavcılığı’ndan alınarak yıldırım hızıyla Anayasa Mahkemesi üyeliğine yapılan Saray ataması size sundu. O fotoğraf her şeyi anlatıyor size ve dünyaya. Herkes her şeyi görüyor. Yargının nasıl bir vesayet altına alındığı konusunda asla şüpheye yer bırakmayacak bir manzara yaşadık. Yargıç iradesi yerine Saray iradesi geçmiş durumda."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Yargıtay’ın Anayasa Mahkemesi’ne aday adaylarını belirleyeceği normal toplantısı, durun binecek var, anonsu ile durduruldu. 15 gün içinde bir baktılar ki eski İstanbul Başsavcısı Yargıtay kapısından içeri başını uzatıp ce e diyor.
Hiçbir mesaileri olmayan bu kişinin Anayasa Mahkemesi için seçilmiş olduğunu görüyorlar.
Kulaklarına aday olarak kimi seçeceklerini fısıldamak bile gerekmiyor.
Adaylıklarını koyan, böyle bir oldubitti olmasa seçip Anayasa Mahkemesi’ne gönderecekleri arkadaşlarını/dostlarını çiziyorlar.
İşte vicdanların yerle bir olduğu nokta burasıdır.
Saray, 7 yıllık takıntısı olan Gezi protestoları konusunda açılan davanın beraatla sonuçlanmasını hiç kabul etmedi. Teröristler diye saldırdı durdu. Orada Kavala da vardı! Ve bir üst mahkeme beraat kararını bozdu. Sonucun ne olacağını merak ettiğinizi sanmıyorum.
Bir ülke ve devlet yöneticisinin hoşlanmadığı herkese, gençlere, parti yöneticilerine terörist diye durmadan saldırması, bir ülkenin sağlıklı bir toplumsal ve siyasal ortamda yaşamasını tamamen olanaksız kılar.
Bu ülkede her türlü ifadenin suç sayılabildiği, yargı ve mahkeme konusu yapılabildiği, dahası anayasal ifade özgürlüğünün terörist faaliyet sayıldığı, bu değilse her türlü suç kapsamına keyfi olarak hızla sokulabildiği bir ülkeyi yönetenler, acaba ne reformu yapacaklar?!
Tamam bir şeyler yapmak zorunda hissediyorlar kendilerini.
Çünkü bir de söz verdiler sağa sola, dolar tavan yaptığında. Söz verince aşağı indi!
Komik bir siyasi durum yaşıyoruz: Şu sıralarda ülkeye sıcak para girişini izliyorlar. Son açıklama bir ay içinde 15 milyar dolarmış. Sevinç büyük!
O zaman “gitti reformların yarısı” diyebilirsiniz!!! Espri bu ya 15 milyar dolar daha girince ülkeye, reform denilen şeyleri de yıl sonuna doğru iteklerler. O zaman bakarlar...
Yani reform ve içeriği paranın durumuna bağlı olarak serbest dolaşıma bırakıldı!
Yapacakları da kurulan yargısal düzenin kılına bile dokunmayacak.
Bu ülkede tek adam yönetimiyle birlikte şüphesiz ki yargı sistemi de değişecektir.
...***
Cevher İlhan 26 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, " Siyasî atraksiyonlar ve “yargı reformu”"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" “Cumhur ittifakı” partilerinin ciddi oy kaybına karşı ülkeyi yenetemeyen siyasi iktidar gerçek gündemi sun’i gündemlerle saptırma ameliyelerine devam ediyor. Çöküşteki ekonominin düzeltilmesi, demokrasi ve hukukun üstünlüğünün sağlanması yerine, her gün patlatılan yeni bir olay üzerinden nevzuhur tartışmalar tetiklenip alevlendirilerek kamuoyu manipüle edilmek isteniyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
Ve “cumhur ittifakı”ndaki çatlakların artması karşısında muhalefete saldırılıyor. Çatlakların başında Bahçeli’nin binbir tahkirle ileri sürdüğü “HDP’nin kapatılması” geliyor. Ne var ki iktidar ortakları HDP’nin kapatılması üzerinde mutâbık değiller.
Belli ki tekrarlanan İstanbul seçimleri öncesinde olduğu gibi, İmralı’daki terörist başının “AKP adayının desteklenmesi mektubu”nun devlet ajansınca servis edilmesinden ve kardeşinin aynı yöndeki “mesajı”nın devlet televizyonunda yayınlanmasından bir sonuç çıkmaması, iktidar partisini bu konuda tereddüde sevk etmiş. Bu yüzden Bahçeli’nin onca “kapatma çağrıları”na rağmen, Genel Başkanvekili ve sözcülerinin açıklamalarıyla iktidar partisi sürekli ayak sürüyor.
Vakıa şu ku parti kapatmanın kamuoyu vicdanında mâkes bulmadığı, kapatılan partilerin yerine kurulan yeni partilerin daha da güçlenip oylarını arttırdığı ve bu partiye oy vermiş altı buçuk milyon seçmenin yüzde 98’inin yeniden “millet ittifakı”na gideceği biliniyor.
Bu telâşladır ki “demokrasi ittifakı”na dönüşen “millet ittifakı”nın gittikçe güçlenmesinden rahatsız olan “cumhur ittifakı” ortakları, İnce ve Sarıgül gibi ana muhalefet partisinden koparak partileşmeye çalışanların “yandaş medya”nın bütün pohpohlama ve parlatmalarına rağmen pek varlık gösterememeleri karşısında yeni siyasi tezgâhlara tevessül ediyor.
Bu kez “millet ittifakı” partilerini “cumhur ittifakı”nın yanına çekmeye, çekemezse birbirine düşürmeye, zaafa uğratmaya uğraşıyor. Bu hedefle siyasi iktidar, gündemi provoke eden politik tahriklerin, psikolojik baskının peşinde.
Yine bu maksatla “cumhur ittifakı”na yanaşmayan partilerin içini karıştırmaya yelteniliyor. Parti yönetimleri yerine, parti içi muhaliflere ya da itirazı olanlara el atılarak “iktidara ilişik medya”nın da asparagaslarıyla her türlü çarpıtma yapılıyor.
En son Demokrat Parti’nin “millet ittifakı’ndan ayrıldığı” uydurmasının en üst düzeyde açıkça yalanlanmasının ardından Saadet Partisi’nin kurumsal yapısına karşı, daha AKP iktidarının ilk aylarında (17 Mayıs 2003) AKP Genel Başkanı olarak “Milli Görüş elbisesini çıkardık” diyen Cumhurbaşkanı’nın eski MSP’li/RP’li bazı isimleri ziyaretinin, DSP ve Hüda-Par’la kapalı kapılar arkasında görüşmelerinin amacı bu.
...***
Mehmet Ali Verçin 26 Ocak tarihli Karar gazetesinde, "Cumhurbaşkanının konuşma metinleri"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Türkiye Genç İşadamları Konfederasyonu, TÜGİK Sayın Cumhurbaşkanımızı ziyaret etti, bu vesileyle bir konuşma yapıyor, dinliyorum. Konuşmanın büyük bir kısmında piyasaların duymaktan rahatsız olmayacağı, “söylense de olur söylenmese de olur” tadında bilgiler veriyor; yine de okuduğu bazı bilgileri yanlış, veriler çarpıtılmış ve çıkarımlar tutarsız. Konuşma, ekonomiden anladığı umulan metin yazarları tarafından günün anlam ve önemine binaen bir konuşma metni hazırlanmış ve “prompter” aletinden okunuyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Konuşmayı dinledikçe, bu metinlerin arkasındaki danışmanların asıl amaçladıklarını merak edip duruyorum. Bu üstün nitelikli, vazgeçilmez danışmanlar, gelmiş geçmiş bütün bakanların görev süresinden daha uzun bir süredir görevde, herhalde, görevlerini hakkıyla yapan insanlar, bilemiyorum.
Konuşmaya dönüyorum.
Metinde, CDS primlerinin 300’lere indiğinden (bu sayede % 6,5 la yapılan dış borçlanmalar %5,90’a düştü) Hazinenin, döviz borcu olduğu için, toplam borcun 150 milyar TL azaldığını; satır aralarına gizlenmiş bir sevinçle, son zamanlarda Türkiye’ye 15 milyar dolar portföy yatırımları geldiği yazılı.
İhracat da program hedefinden 5 milyar dolar fazla artmış.
Konuşma metni, “faizlerin artırılması”nın nimeti olan bu verilerle övünüyor.
Konuşma, tam da fiyat ve kur istikrarının öneminden bahsederken, birden bire; “ben yüksek faizlere karşıyım” diyor ve bütün dünya kulak kabartıyor.
“Şimdi, bizim arkadaşlar da bana kızıyor biliyorum, ama kusura bakmasınlar. Eğer ben Cumhurbaşkanıysam, bunu anlatmaya devam edeceğim. Çünkü ben yüksek faizle ülkemin kalkınacağına inanmıyorum”
Cumhurbaşkanımızın arkadaşları içinde, hatta bütün Türkiye’de “ben yüksek faize inanıyorum, bizi, ancak yüksek faiz kalkındırır” diyen bir kişi olduğuna inanan var mı? Yok.
Metin yazarları kurnazlık yapıyor, bir taraftan ekonomiyi hasta ettiği için faizleri artırmak zorunda kaldıklarını gizliyorlar, diğer taraftan yüksek faizler sayesinde bir miktar iyileşen ekonominin, iyiliklerini sıralıyorlar.
Konuşma metninin yazarı, yukarıdaki cümlenin yerine “ben, enflasyonu azdıran ve TCMB’nin faizleri artırmasına sebebiyet veren ekonomik faaliyet ve süreçlere karşıyım. Bedeli ne olursa olsun yüksek faizlerle sonuçlanan, bu tip politikalarla mücadele edeceğim” diye yazsa, belki de eleştirenlerin çoğu, bu ifadeyi alkışlayacaktır.
İşyeri ve şirketlerin kapanmadığından bahsediliyor fakat durumun, kapanmaktan beter olduğunu işyeri sahipleri biliyor. Bütçenin az açık verdiğiyle övünülüyor fakat işsizlerin, yoksulların, mağdurların ve mahrumların bütçeleri perişan.