Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Boğaziçi Üniversitesi’nin direniş tarihi
Yeniasya:
Basının yüzde 90’ı iktidar kontrolünde
Karar:
AB-İngiltere aşı tartışmasına Kilise de katıldı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Ali Bayramoğlu 30 Ocak tarihli Karar gazetesinde, “Muhalefet ve oyunu bozmak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ülke seçimlere doğru yol aldıkça, bu yolda siyasi kutuplaşma tahkim oldukça, siyaset bunları dikkate alan istikamette hareketleniyor. İktidar cephesinin son dönem çıkışları görünür iki unsur üzerine oturuyor. İlki, sınır ötesi dengeleri, jeopolitik durum ve gelişmeleri iç siyasete taşıyarak milliyetçiliği kabartmak üzerinden kendi cephesine yönelik sürekli tahkimat arayışı olarak özetlenebilir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
İkincisi ise kutuplar siyasi dengeyi, karşı tarafı zayıflatarak, parçalayarak, en azından şekillendirerek, kendi lehine bozma çabasından oluşuyor. İktidar temsilcileri bunu reddederken bile teyit ediyorlar.
Amaç gizlenemeyecek kadar açık: CHP ile HDP’yi baş başa bırakmak. Böylelikle bir taşla iki kuş vurmak: Bir yandan muhalif cepheyi küçültmek/bölmek, öte yandan Kürt meselesindeki asayişçi-milliyetçi çıkışlarla, HDP’yi PKK’yla özdeş ilan eden ithamlarla CHP’yi hedef haline getirilip, marjinalleştirmek.
Nitekim Erdoğan CHP-HDP konusunu dilinden düşürmüyor. HDP üzerinden DEVA ve Gelecek Partisi’ne endişe salıyor. Saadet Partisi’yle, bu partiyi içeriden karıştıracak, milliyetçi-muhafazakar kanadı kaşıyacak tarz ilişkiler kuruyor. Bahçeli’nin, İYİ Parti’ye sık yaptığı göndermeler, çıkardığı davetler de bu stratejiden bağımsız değil. Velhasıl, iktidar cenahında kartlar, Kürt meselesi, daha doğrusu anti-Kürt bir tutum üzerinden karılıyor.
İlginç olan muhalefet cephesinin bugüne kadar bu arayışları belli bir mesafeden izlemesiydi.
Dolasıyla karşı hamle hiç söz konusu olmadı Nitekim bu alan içinde “itiraz birliği”nin ve “eleştirel siyaset”in ötesine (parlamenter sisteme dönüş arayışlarını saymazsak) geçilemedi. Ne kurucu bir siyaset arayışı, ne ortak bir yol haritası veya siyasi partiler arası yakınlaşmalar yaşandı.
CHP, amiral gemisi olduğu düşünüyor. Bir tarafında İYİ Parti diğer tarafında HDP’yle adını koyamadığı bir küme içinde, titrek, tedirgin, mesafeli bir konumda bulunuyor. Gelecek Partisi, DEVA gibi yeni siyasi aktörler ise önce siyasi rüştlerini ispat etmek, bağımlı değişken durumuna düşmemek için şu ana kadar kendi başlarına durmayı tercih ediyorlar.
Bununla birlikte siyasetteki hareketlenme muhalif alana da yansımaya başladı.
Dikkat çekici iki gelişme oldu.
Babacan-Kılıçdaroğlu görüşmesinden sonra yapılan “CHP ile DEVA’nın güçlendirilmiş parlamenter sistem için ortak çalışma yürütecekler” açıklaması bunlardan birincisi. İki partinin aldığı “güçlendirilmiş parlamenter sistem konusunda mutabakat zemini oluşturma kararı, sadece içerik değil, simgesel bakımdan da önemlidir. Muhalif alanda siyasi partiler arasında ilk tematik ve siyasi buluşmadır. Bu tür buluşmalar, bunların sayılarının çoğalması, iktidara itiraz eden partilerin, itiraz ettikleri konularda alternatif güç ve fikir üretmesi, olana direnmesi açısından özellikle bugünün koşullarında kritik ve önemli bir siyaset yapma halidir.
İkinci gelişme HDP’nin bir adımıyla ilgili. HDP, muhalif alanın diğer siyasi partileriyle temas kararı verdi ve harekete geçti. Sancar ve Buldan ilk görüşmeyi 1 Şubat’ta Saadet Partisi’yle yapacaklar. Bunu 5 Şubat’ta CHP, 9 Şubat’ta Gelecek Partisi, 11 Şubat’ta DEVA genel başkanlarıyla buluşmaları takip edecek.
…***
Kazım Güleçyüz 30 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “28 Şubat’tan daha beter bir tıkanma”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“28 Şubat sürecinin iyice şiddetini arttırdığı ve 2002’de yapılacak seçimde AKP’nin önünü açacak şekilde siyaseti iyice yıprattığı bir ortamda, 5.6.2002’de yayınlanan bir yazımızda şöyle bir değerlendirme yapmıştık: “Türkiye’nin bugün yaşadığı siyasî tıkanıklık, zaten büyük ölçüde güdümlü olan siyasetin 28 Şubat’ta tümüyle baskı altına alınmasından kaynaklanan bir sonuç.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
“Tabiî, işin ta 12 Mart’a kadar uzanan evveliyatı da var. Çünkü demokrat kitleyi parçalama planları 12 Mart müdahalesinden sonra yürürlüğe konuldu, büyük ölçüde başarılı oldu ve hür siyasetin engellenmesi ülkeyi neticede bugünkü noktaya kadar getirdi. 28 Şubat’ın bahanesi olan ‘dinci siyaset’in önünü açan da esas itibarıyla bu müdahalelerdi.
“Çünkü demokrat kitleye yaslanan hür siyaset parçalanıp zaafa uğratılınca meydan ‘uç”lara kaldı. 12 Eylül’den sonra iktidar, tam sekiz yıl boyunca ihtilâlin icazetli partisi olan ANAP’a teslim edildi. ANAP’ın iyice yıprandığı bir noktada, dişe diş bir mücadeleyle ayakta kalarak yasakları delip yeniden güçlenmeyi başaran demokratların iktidarı ise, 1991 seçiminden hemen önce bir çırpıda kotarılan ‘kutsal ittifak’la engellendi.
“Sonrası mâlûm. 95 seçimi RP’yi, 99 seçimi DSP ve MHP’yi öne çıkardı. RP’nin birinciliği ve iktidarı ülkeyi 28 Şubat sürecine sürüklerken, 28 Şubat’ın gölgesinde yapılan 99 seçimi de bugünkü tıkanma noktasına getirdi.”
Bu yazıdan 5 ay sonra yapılan 2002 seçiminde, 12 Eylül ürünü seçim sistemi sayesinde yüzde 35 oyla Meclisteki sandalyelerin yüzde 65’ini alan AKP tek başına iktidar oldu.
O gece Erdoğan, bu çarpıklığı soran gazetecilere “İlk yerel seçimlere kadar düzelteceğiz” sözü vermişti. Ama kaç yerel ve kaç genel seçim geçti; hiçbir şey yapılmadı. Ve gerek 28 Şubat zihniyetinin devam eden salvolarının tetiklediği yeni toplumsal tepkiler, gerekse seçim sisteminin sağladığı haksız rekabet imkânları sayesinde AKP seçim “kazanma”ya devam etti. 19. iktidar yılında ülkeyi getirdiği yer ise Bahçeli desteğiyle Perinçek çizgisinde işleyen bir tek adam rejimi.
Ama o da Türkiye’yi her alanda öncekilerden çok daha beter bir tıkanmaya sürükledi.
Bu tıkanmanın aşılması için, demokrasi ve hukuk ekseninde güçlü bir dayanışma şart.
…***
Orhan Uğuroğlu 30 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Erdoğan'ın Akşener'e ve Bahçeli'ye bakışı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener'e bakışındaki çok önemli gelişmeyi fark ettiniz mi? Çok net bir tavır değişikliği var Erdoğan'da… AKP'nin, MHP'nin oylarının düşmesi, CHP'nin oylarının yüzde 25'lerde durması İYİ partinin oylarının ise yüzde 16'lara yükselmesi çok önemlidir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
İYİ Parti ve lideri Meral Akşener için, "Yerli ve milli" ifadesi de kuşku yok ki Erdoğan'ın çok net saptamasıdır…
Millet de, Erdoğan da iki yıldır illeri ve ilçeleri adım adım gezen Akşener'e büyük teveccüh göstermektedir.
Yeniçağ İmtiyaz Sahibi ve İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ahmet Çelik tarafından ağırlanan İYİ Parti lideri Meral Akşener, yakın zamanda vefat eden Yeniçağ yazarları Burhan Ayeri, Muhittin Nalbantoğlu ve Kenan Akın için "taziye" benim için de "Geçmiş olsun" ziyareti yaptı…
Sohbet sırasında Süleyman Soylu ile ilgili değerlendirmem üzerine Akşener çarpıcı bir tespit yaptı:
- "Soylu ve MHP ile AKP'nin kurucu değerleri arasında bilek güreşi var. Erdoğan şu anda seyrediyor.
- Ancak Saldırıları seyreden Erdoğan eğer saldırganları ve azmettiricileri ortaya çıkarttırmazsa okların bir gün kendisine de döneceğini görmüyor…"
MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman yaptığı basın açıklamasını bana da gönderdi.
Büyükataman açıklamasında ne benim ne de Özdağ'ın adını vermeyerek şu tehdidi yaptı:
- "Fırlattıkları kartopu ile yüce dağa zarar vereceğini zannedenler, geçmişteki emsalleri gibi üzerlerine çektikleri çığın altında kalacak, yok olup gidecektir."
Kuşku yok ki tüm bu tehditleri cumhuriyet savcılığına intikal ettirecek, delil olarak da yargıya sunacağız…