Şubat 01, 2021 12:49 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin tutuklanması için suç vasfı değiştirildi

Yeniasya:

Cemil Çiçek: AİHM ve AYM kararları uygulanmalı

Milli gazete:

Kaplan: Çocukları masonik çetelerin elinden kurtaramazsak yok oluruz!

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Taha Akyol, 31 Ocak tarihli Karar gazetesinde, "CB sisteminde faiz sorunu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “laf dinlemedi” diyerek, Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’yı görevden aldığı hafızalardadır. (5 Temmuz 2019) O gün dolar 5.6 liraydı. Rezervler de doluydu. 2001 yılında çıkarılan kanunla Merkez Bankası’na bağımsızlık tanınmış, yöneticilerinin siyasi irade tarafından değiştirilmesi sıkı kurallara bağlanmıştı, siyasi amaçlı müdahaleler olmasın diye… Fakat KHK’larla bu kurallar çok gevşetildi. CB sisteminde Cumhurbaşkanı istediği an Merkez Bankası yönetimini değiştirebilir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Çetinkaya böyle görevden alınmıştı. Yerine getirilen Murat Uysal, Cumhurbaşkanının istediği gibi davrandı, faizi olabildiğince aşağıya çekti. 

Çünkü bu sistemde “laf dinlemeyen” kamu görevlisi gider… Mehmet Uçum’un isabetle yazdığı gibi, CB sistemi “tek kişilik hükümet sistemi”dir.

Faizi aşağı çekmek iyi ise Murat Uysal neden görevden alındı da faizi yükselten Naci Ağbal getirildi?

Bu sorunun cevabı ekonomi ve siyaset bilimi açısından ders niteliğindedir: ‘Faiz sebeptir’ diyenler de gördü ki, faizi emirle aşağıya çekince döviz de, enflasyon da fırladı… Bunu acı ilacı, enflasyonun üstünde faizdir. Nitekim Erdoğan’ın kendisi de faizin acı ilaç olduğunu kabul etmişti: “Bazı acı ilaçları içmemiz gerektiğinin de farkındayız. Dünkü faiz artırımı kararını bu aşamada değerlendiriyoruz. Asıl hedefimiz enflasyonu en kısa sürede önce tek haneli rakamlara ardından orta vadeli hedeflerimizdeki seviyeye düşürerek faizlerin de buna uygun şekilde aşağı inmeye temin etmektir.” (20 Kasım 2020)

Tam da bu sebepten Bakan Lütfi Elvan ve Başkan Naci Ağbal, faizi enflasyonun üstünde tutuyorlar: Dövizi frenlemek ve enflasyonu aşağı çekmek için.

Doğrusu da budur. Ama Cumhurbaşkanı hâlâ “faiz sebeptir…” diyor?.. Dahası var… Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Faizlerin en azından enflasyon seviyesinde tutulma mecburiyeti” olduğunu söylemiştir. Naci Ağbal yönetiminin “atacağı her adımda yanındayız” diye teminat vermiştir.

Beştepe iktisatçılarının hiç olmazsa bir kitapçıkla açıklamaları gereken iki soru:

Madem faiz en az enflasyon sevisinde tutulmalı, öyleyse faizi indirelim söylemi ne anlama geliyor?

Hem atacakları her adımda Ağbal ve ekibinin yanında olmak, hem onlar faizi yüzde 17’ye çıkardığında “karşıyım” diye konuşmak nasıl bir iktisat teorisinin ifadesi?

...***

Faruk Çakır, 31 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, " Zamların sorumlusu kim?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ekonomideki olumsuz gelişmeleri görmek istemeyen idareciler, nihayet gerçeklerle yüzleşmek durumunda kaldı. Şimdiye kadar, “Zamlar milletin belini büktü, enflasyon çok arttı, gerçek rakamlar gizleniyor” diyenler neredeyse ‘hain’likle itham ediliyordu. İş öyle bir noktaya geldi ki, artık iktidar medyasında bile, “Marketler kasıtlı olarak zam yapıyor” demeye başladılar."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İster dinlesinler, ister dinlemesinler, Türkiye’yi idare edenlere bir defa daha hatırlatmak gerekir ki; yapılan her türlü zammın sorumluluğu, dolaylı olarak sizlerdedir. Ve bu zamlarla mücadele etmek de ‘emir komuta’ ile olmaz. Yani, “Bundan sonra zam yapmak yasaktır” ya da “Zam yapan market ve tüccarlara ağır cezalar yolda” demek kesinlikle çare değildir. Nasıl ki bundan önce soğan ve patates fiyatlarını düşürmek için meydanlarda patates satılması çare olmamıştı... Aynı yanlışları yapıp, doğrulara ulaşmak mümkün olur mu?

Görüldüğü kadarıyla Türkiye’yi idare edenler ‘zam hastalığı’na yanlış teşhis koymuş durumdadırlar. İlgisi yok gibi görünse de, zamlarla kalıcı mücadelenin yolu; hak, hukuk ve adaleti sağlamaktır. Tabiî ki ilk bakışta ne alâkası var diyenler olacaktır. Çok alâkası var. Nasıl ki bu günkü zamların sebebi sadece bugün yapılan yanlışlar değilse aynen onun gibi, zamların tek sebebi ekonomiyi yanlış idare etmek de değildir. Türkiye’nin dertleri bir bütündür ve netice itibarıyla zincir gibi birbirine bağlıdır. Yani, hak, hukuk ve adaletin sancılı olduğu bir yerde fiyatlar da düşük olmaz. Zam ile adalet arasında doğrudan bir bağ görülmese de, dolaylı olarak onlarca bağ vardır. En basitinden, hak, hukuk, adalet ve hakkaniyetin olduğu ülkeye dışarıdan da yatırımcı gelir ve bu yatırımlar dolaylı olarak ve uzun dönemde o ülkedeki fiyatların makul seviyelerde olmasını netice verir.

Türkiye’yi idare edenlerin bugünkü konuşmalarına bakıldığında vatandaşın karşılaştığı yüksek zamların varlığını kabul etmiş oluyorlar. Peki, dünden bugüneyaşanacakları haber verenleri niçin dinlemediler? Aylar ve belki de yıllar önce, “Bu tarım politikası ile işler iyi gitmiyor. Önümüzdeki yıllarda fiyatlar çok artar” ve benzeri ikazlarda bulunanlar bir defa olsun dinlenildi mi?

Şunu da unutmamak lâzım ki, bu zamlar bir günlük yanlış politikanın sonucu değil.  Belki de on yıl önce atılan yanlış bir adımın neticesi bugün alınmıştır. Dolayısıyla işlerin düzelmesi ve fiyatların makul seviyelere inmesi de bir günde temin edilemez. Önemli olan bu noktada doğru adımlar atabilmektir. 

İdarecilerin konuşmalarına bakılırsa bu noktada doğru tesbitler yapamadıkları görülüyor. Marketleri suçlayarak nereye kadar gidilebilir? Ya da alternatif dağıtım kanalları kurarak zamlarla ne ölçüde mücadele edilebilir?

Uzun dönemli düşünülsün, doğru adımlar atılsın. Hal ve gidişe baktığımızda böyle bir maksat da görünmüyor. Onlar günü kurtarmanın peşinde. Tarih şahittir ki gün kurtarmak için atılan adımlarla bir yere varmak mümkün değil. 

Ekonomiyi gerçekten düzeltmek istiyorsanız, hak, hukuk ve adalet yolunu açınız. İnsanların ‘başı’ ağrıyorsa, belki de asıl sebep ‘böbrek’lerinin rahatsızlığıdır? Zamlar frenlenemiyorsa, belki de ilk adımı ‘adalet reformu’ yaparak atmak lâzım, ne dersiniz?

...***

Esfender Korkmaz 31 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Cari açık ülkeye kan kaybettirdi!.."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"2020 yılı dördüncü çeyrekte ekonomi büyüyecek fakat büyümeye rağmen işsizlerin sayısı çok yüksek, yoksullaşma var. Enflasyon bu sene de çift hanede kalacak. Bu hengame içinde 2020'de de 39 milyar dolar cari açık verdik. Normal iktisat kuralları içinde düşünerek ekonomideki bu çelişkileri ve bu gizemleri çözemezsiniz. Türkiye'ye özgü literatürde olmayan ve bugüne kadar dünyanın yaşamadığı bir sorun var. Birileri kur ve borsada doldur-boşalt yapıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İşverenlere ait odalar dernekler toplandı. ''Enflasyonu önlemek birinci önceliğimiz olmadı'' dediler  fakat kimse de bir çözüm önermedi.

Aslında Türkiye'nin birinci önceliği cari açığı düşürmek ve kur istikrarı sağlamaktır. Enflasyon bir sonuçtur.

Cari açık ülkenin kan kaybı demektir. Çözülmesi de zor değildir. Ama meselenin temeli olarak ekonomik istikrara dayanır ve ekonomik istikrar da  bir bütündür.

Cari açığın önlenmesi, iktisat politikalarında, faiz ve kur politikasında, köklü değişiklikleri gerektirir. Bu konuda alınacak önlemlerin başarısı için, geçiş sürecinde büyümenin ertelenmesi, yeni yatırımların finansmanı gibi maliyetler ortaya çıkacaktır.

Küresel süreçte hiçbir ekonominin dışa kapanma veya ithal ikameci politikalar uygulamasına imkân yoktur. Buna rağmen Türkiye'nin cari açık kıskacından kurtulması için önce sanayide kullandığı ithal aramalı ve hammadde payını en aza düşürmesi gerekir.

Bu durumda Pamuk gibi hammaddelerin, iplik gibi ara mallarının Türkiye'de üretimine devletin yüksek destek vermesi ve gerekirse geçici bir süre için devletin bu alanda piyasaya girmesi gerekir.

Türkiye için optimal kur rejimi, ekonomik konjonktürü, mevcut riskleri, piyasa şartlarını dikkate alan ve kurdan dolayı ortaya çıkabilen sosyal maliyetleri minimize eden bir rejim olmalıdır. Bu rejim "yönetimli dalgalanma rejimi" olabilirdi.  Ancak yönetimli dalgalanma için kur MB elinde döviz rezervinin olması gerekir. 2021 MB swap işlemleri dışına resmi rezervler eksidedir. Bu günkü şartlarda Türkiye için yeni kur sistemi ancak Çin'in uyguladığı yarı sabit kur rejimi olabilir.

Merkez Bankası kanununu değiştirip, MB'nın TL yanında ayrıca kuru da gözetmesini sağlamak gerekir. İlave olarak MB bağımsızlığı garanti altına alınmalıdır.