Mayıs 03, 2016 09:47 Europe/Istanbul

Abdülkadir Selvi, Hürriyet gazetesinde, “AK Parti sürprizlere gebe”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“dokunulmazlık dosyaları ve yeni anayasa nedeniyle siyasette bu yaz sıcak geçecek.AK Parti’de ilginç şeyler oluyor. AK Parti geleneğinde görmeye alışık olmadığımız gelişmeler yaşanıyor. Görünen o ki,bu yaz AK Parti açısından sıcak geçecek.Zaten dokunulmazlıklar ve yeni anayasa nedeniyle önemli gelişmeler bekleniyordu.Ama siz asıl AK Parti’deki sürprizlere hazır olun.Çünkü 29 Nisan tarihli MKYK toplantısı, bir kırılma noktası oldu.AK Parti siyaseti açısından artık bir 29 Nisan öncesi var, bir de 29 Nisan sonrası.O nedenle, AK Parti’deki gelişmeleri büyük bir dikkatle izlemekte yarar var.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

İktidar partisi olması nedeniyle AK Parti’deki gelişmeler aynı zamanda siyasetin seyrini belirleyecek.Bu yaz siyaset çok şeye gebe.AK Parti, 12 Eylül kongresinden önce ciddi bir badire atlattı.Ancak kongreden birlik ve beraberliğini koruyarak çıkmayı başardı.

29 Nisan Cuma günü yapılan MKYK toplantısında ilginç şeyler yaşandı.Başbakan Davutoğlu, il ve ilçe başkanlıklarıyla ilgili olarak MKYK tarafından kendisine verilen yetkiyi MKYK’ya iade etti.Bu yetki genel başkan olduğu dönemde Erdoğan’a devredilmişti.

Aynı gelenek Davutoğlu döneminde de sürdürüldü.Aslında kimse AK Parti’de böyle bir yetki devri ya da sorunun varlığının farkında değildi.Davutoğlu şimdiye kadar bu yetkisini Teşkilat Başkanlığı’ndan gelen öneriler doğrultusunda kullanmış.

Ama belli ki bir enerji birikmiş. Bir güç denemesi ya da gücün sınırlanması yoluna gidilme kararı alınmış.

Ama ciddi bir kriz yaşandı.Tam olarak da aşıldığı söylenemez.

Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması, başbakanlık görevini Davutoğlu’nun üstlenmesi sürecinde AK Parti, ANAP ve DYP’den farklı olarak sancısız bir geçiş dönemi yaşadı.Ancak ilerleyen süreç gösterdi ki, kongrede açılan parantez tam olarak kapanmamış.Başbakan o gün sabaha karşı Katar’dan dönmüştü.

Hem onun etkisiyle hem de MKYK öncesi yaptığı temaslar nedeniyle toplantı 5.5 saat gecikmeli olarak başladı.Başbakan, MKYK’ya girmeden önce en önemli görüşmesini Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptı.Bu görüşmede yetki devri ve MKYK’nın ertelenmesi gibi seçenekler konuşuldu.Cumhurbaşkanı Erdoğan, sorunun büyütülmemesini istedi.Cumhurbaşkanı’nın, “Büyütülecek bir sorun değil. Akşam zaten beraber olacağız, orada konuşuruz” sözleri üzerine Başbakan’ın, MKYK’ya yetki devri önerisini kendisinin getirmesi sonucunda büyüyebilecek bir kriz aşılmış oldu.MKYK öncesinde bir hazırlık yapılmıştı. Ancak Teşkilat Başkanı Mustafa Ataş’ın hazırladığı ve ilk imza sahibinin

Başbakan Davutoğlu olduğu teklif metni üzerinden karar alındı.

Bu süreçle birlikte AK Parti cephesinde yeni bir durum ortaya çıktı.Mayıs ayındaki MKYK’yı görmek lazım.Kritik bir sürecin içine giriyoruz.Geçmişte Özal sonrası ANAP’ta, Demirel sonrası DYP’de sancılı süreçler yaşanmıştı.ANAP’ta yaşanan Özal­Yılmaz çekişmesi, DYP’deki Demirel­Çiller mücadelesi iki partinin tasfiyesiyle sonuçlandı.İbret verici örneklerdi.AK Parti’nin ANAP ve DYP’den farkı var.Başta ne Erdoğan, Demirel ya da Özal ne de Davutoğlu, Tansu Çiller ya da Mesut Yılmaz.

Erdoğan kendisinden sonrayı dizayn ederek Cumhurbaşkanlığı makamına geçti.Partisinin iplerini her zaman elinde tutmayı başardı.Kongrede de kabine listelerinde de parti yönetiminin belirlenmesinde de hep son söz sahibi oldu.

29 Nisan MKYK’sından sonra bu ilişkide bir hassasiyet alanı oluştu.

Bu yaz siyasetin yönünü iki önemli gelişme tayin edecek.

1­ AK Parti’deki gelişmeler.

2­ Milletvekili dokunulmazlığı.

Yeni anayasa ve başkanlık sistemi ise iki gelişmenin oluşturacağı eksen içinde kendine önemli bir yer bulacak.

AK Parti, sürprizlere gebe bir sürecin içine girdi.

…***

İhsan Çaralan, Evrensel gazetede, “Her şeye karşın yaygın ve kitlesel bir 1 Mayıs!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik Dayanışma ve Mücadele Günü, 1 Mayıs, bütün dünyada; işçiler, emekçiler, kendi geleceğini, 1 Mayıs’ın sömürüsüz, savaşsız bir dünya idealinden yansıyan değerlerinde gören halk kesimleri tarafından kutlandı.Türkiye’de de pek çok merkezde 1 Mayıs, işçiler, sendikalar, çeşitli emek örgütleri ve emekten yana siyasi çevreler tarafından yaygın biçimde kutlandı.Tarsus, Adana, Urfa’da 1 Mayıs, “mitinge saldırı olma ihtimali” nedeniyle tertip komiteleri tarafından iptal edilirken, Antep’te ise, Emniyet Müdürlüğü yakınında bombalı araçla yapılan saldırı nedeniyle tertip komitesi tarafından iptal edildi. Antep’teki saldırıda iki polis hayatını kaybederken 13’ü emniyet görevlisi 18 kişi de yaralandı. Taksim’de de, Taksim Meydanı’na çıkmak isteyen kimi siyasi gruplarla polis arasındaki çatışma sırasında yoldan karşıya geçmek isteyen bir kişi panzer altında kalarak hayatını kaybetti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bir yandan Hükümetin içeride ve dışarıda savaş politikasının öte yandan canlı bomba saldırıları gibi toplumun geniş kesimlerini terörize eden ortama karşın, 1 Mayıs Türkiye’de; Diyarbakır’dan İstanbul’a, Rize’den Antalya’ya, Ankara’dan Trakya’ya, İzmir’den Van’a ülke sathında yaygın biçimde kutlandı.

Ülke sathında yapılan, irili ufaklı kutlamaların tümünde; Kiralık işçilik ve özel istihdam büroları yasasının çıkarılmasına, kıdem tazminatının tasfiyesine yönelik hazırlıklara, taşeron çalışmasına, kamu emekçilerinin 657 Sayılı Devlet Personel Kanunu’ndaki iş güvencesinin kaldırılmasına, esnek çalışma girimlerinin yaygınlaştırılmasına “hayır” denirken taşeron çalışmanın yasaklanması, sendikal hakların kullanılmasının üstündeki baskıların kaldırılması talepleri,hükümetin içeride ve dışarıda savaş politikalarına “hayır” diyen ve barış isteyen talepler ana talepler olarak öne çıktı.

Daha somut olarak; “Her şeye rağmen denecek koşullarda, 1 Mayıs’ın Türkiye sathında kutlanmış olmasının emek, demokrasi ve barış mücadelesine nasıl bir katkısı olmuştur?” diye sorarsak; bu soruya şu yanıtı verebiliriz: “Türkiye’nin 1 Mayıs’ı kutlayan ya da kutlandığından haberder olan işçiler, emekçiler için olduğu kadar demokrasi ve barış talepleriyle mücadele eden barış ve demokrasi güçlerinin morali de, yarına bakışı da, bugün mücadeleye katılım isteği de 30 Nisan’a göre daha da artmıştır!

…***

Süleyman Yaşar, Taraf gazetesinde, “Dolar ne olacak? Hani ihracat artıyordu”başlıklı yazısını okyucularla paylaşıyor.

“Amerikan Merkez Bankası faiz artışlarını öteleyince dolar diğer para birimleri karşısında değer kaybetmeye başladı. Hemen euro/dolar paritesinden örnek verelim; yılbaşında 1.08 olan paritenin, tahminlere göre Mayıs ayında yani bu ay 1.13 ile 1.17 arasında değişeceği tahmin ediliyor. Tabii Amerikan ekonomisinde yaşanacak yeni gelişmeler ya da Avrupa ve Japon Merkez Bankalarının alacağı yeni parasal genişleme kararları birdenbire paritelerde farklı gelişmelere neden olabilir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu kısa açıklamanın ardından gelelim şimdi Türkiye’ye…

Dolar, Türk Lirası karşısında yıl başına göre değer kaybetti. Yıl başında bir dolar 2 lira 91 kuruş düzeyindeydi. Dün 2 lira 79 kuruştan işlem gördü.

Peki, “bundan sonra ne olur” sorusu hemen akla gelebilir. Bu soruya cevap vermek için önce döviz girdilerine bakmak şart. Tabii ki ihracat gelirleri en önemli döviz girdisi sağlayan kalem oluyor. Ama pazar günü Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) yaptığı açıklamada beklentilerin aksine ihracat Nisan ayında geriledi. Ve bu yılın ilk dört ayında ihracattaki gerileme geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8,4 oranında oldu. Yani geçen yılın ilk dört ayında 50,4 milyar dolar ihracat toplamı bu yılın aynı döneminde 46,1 milyar dolara geriledi.

Yine 12 aylık ihracat toplamı Nisan ayında 139,6 milyar dolar oldu. Oysa geçen yılın aynı döneminde 12 aylık ihracat 154,5 milyar dolar tutuyordu. Böylece ihracatta yıllık gerileme oranı yüzde 9,6’ya yükseldi.

Hâlbuki Orta Vadeli Program’da 2016 yılı ihracatı 155,5 milyar dolar olarak tahmin edilmişti. Bu arada hemen hatırlatalım 2015 yılı ihracatı 143,8 milyar dolar tutarındaydı. Kısaca 12 aylık ihracat toplamı bırakın 2016 hedefini, 2015 yılı ihracatının altında gerçekleşti.

İşte ihracattaki bu gerileme, koşullar değişmediği takdirde döviz gelirlerinin azalacağını bize gösteriyor. Bir de turist sayısındaki azalmanın ve doğrudan yatırımlardaki gerilemenin döviz gelirlerini azaltacağını biliyoruz. O hâlde önümüzdeki dönemde ciddi bir döviz sorunuyla karşılaşabiliriz. Çünkü bu yıl Türkiye 170 milyar dolar dış borç ödemesi yapacak. Dış ticaret açığı ve faiz giderleri de bu tutara eklendiğinde döviz ihtiyacı artacak. İşte bu nedenle Türk Lirası karşısında Amerikan Doları’nın ve euro’nun seyri farklı olabilir. Ve yaşanacak iç ya da dış şoklar doların ve euro’nun Türk parası karşısındaki değerini hızla yükseltebilir.

Kısaca ekonomide işler iktidarın söylediği gibi iyi gitmiyor. İktidar ihracatın arttığını söylüyor ama TİM’in açıkladığı rakamlara göre ihracat geriliyor. Hem de epeyce yüksek oranda, yüzde 10’a yakın gerileme görülüyor ihracatta. O hâlde dikkatli olmakta fayda var.