Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: Ekonomi kötüleşecek
Star:
26 ülkeye yeni büyükelçi atandı
Milli gazete:
Öğrencinin kredi borcu 5.5 milyar liraya çıktı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Cevher İlhan 12 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Tek kişilik kararname” fermanıyla…”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
““Tek kişilik yönetim”de “partili Cumhurbaşkanı”nın tek başına “kanun hükmünde kararname” yetkisiyle millet irâdesinin temsilcisi Meclis’in yasama ve denetim yetkisinin gasbı daha da genişletilmiş. Öncelikle birkaç gün sonra yanlışlıklarının fark etmesiyle bazı kararnamelerin sekiz-on kere değiştirilmesi, bazılarında tarih konulmasının unutulması, iktidar partisinin gece yarısı yasaları gibi “Cumhurbaşkanı kararnameleri”nin de istişâresiz, yeterince araştırılıp müzâkere edilmeden, alelâcele tutarsız, öngörüsüz ve eksik çıkarıldığını gösteriyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
2020 başında yapılan bir araştırmada 9 Temmuz 2018’de geçilen “yeni sistem”de Resmi Gazete’de yayımlanan 55 kararnamenin 31’inin, “Bazı Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde değişiklik yapılması hakkında Cumhurbaşkanlığı kararnamesi” başlığıyla çıkarılan 24 kararnâmede “düzeltme ve değişiklik kararnamesi” olması düşülen garabetin itirafı.
Diğer yandan geçen yasama döneminde Meclis’te 104 kanun teklifiyle toplam bin 493 madde kanun çıkarılırken aynı dönemde 64 Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle 2 bin 229 maddenin çıkarılması, yasamanın önemli bir kısmının “istisnai” olması gereken kararnamelerle yürütüldüğünün açık göstergesi.
Görünen o ki bakanlıkların “sekretarya”, bakanların “sekreter” durumuna düşürüldüğü “tek kişilik yönetim”de Cumhurbaşkanı, tek imzalı karar ve kararnamelerle eğitimden sağlığa, tarımdan arazi kamulaştırılmasına, dernek ve vakıfların kurulmasına kadar bütün işleri tek başına belirliyor.
Mesela 6 Şubat 2021 tarihli Resmi Gazete’nin “yürütme ve idare bölümü”nde yayımlanan “Cumhurbaşkanlığı kararnameleri”nin başında yer alan “70 numaralı kararname”de “Cumhurbaşkanlığı teşkilâtı hakkında cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile bazı cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde değişiklik yapılmasına dair cumhurbaşkanlığı kararnamesi”nin bulunması çarpıcı vaziyeti ele veriyor.
Keza yayımlanan kararnameler arasında, “Bursa ili, Yıldırım ilçesi, Mollaarap mahallesi sınırları içerisinde bulunan alanın riskli alan ilan edilmesi hakkında (karar sayısı: 3508)” kararı;
Veya “Rize ili, Çamlıhemşin ilçesi, merkez mahallesinde bulunan bazı taşınmazların bölgedeki toplu konut, turizm, ticaret ve cami alanı ihtiyacının karşılanması amacıyla Çamlıhemşin Belediye Başkanlığı tarafından acele kamulaştırılması hakkında” kararı (karar sayısı: 3510);
Yahut “Rami Kışlasının yürütülen kentsel dönüşüm kapsamında Toki’ce acele kamulaştırılması hakkında karar (karar sayısı: 3509)” kararnamelerinin olması; bu yetkinin nasıl kullanıldığını ortaya koyuyor.
Neticede, Saray’da kotarılan “yasa teklif ve tasarıları”nın dayatıldığı Meclis’in işlevsizleştirilmesiyle yasama ve denetim fonksiyonu fiilen işlemez hale getirilirken, Saray’da hazırlanan emrivaki “kararnameler”le yürütmenin yanısıra yasama da “tek kişi”nin güdümüne veriliyor.
Bu arada Anayasa Mahkemesi’nin on beş üyesinden on ikisi ile yüksek yargı organları başkan ve üyelerinin büyük oranda bizzat cumhurbaşkanı tarafından atanması, yargı bürokrasisini atayan Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyelerinin dörtte birini doğrudan, geri kalanını bürokratlar arasından atama yetkisiyle yargı da cumhurbaşkanına bağlanarak bağımsızlığı ve tarafsızlığı berhava edilip “hukuk devleti” zemini tahrip ediliyor.
…***
Esfender Korkmaz 12 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Artık gençlerimizle Ay'da buluşuruz...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“NASA ilanla mühendis arıyor... Aylık maaşı 15,672 dolara, yani 111271 liraya geliyor. Türkiye de 3 bin lira maaş alan bir çalışanın 3 yıllık maaşı kadar. Zaman zaman Almanya ve Kanada gibi gelişmiş ülkeler de, vasıflı işgücü ve uzman elaman arıyor. Bu taleplere en fazla başvuru sayısı Türkiye'den oluyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Mamafih, Yeditepe Üniversitesi ve MAK Danışmanlık işbirliği ile gerçekleştirilen "Gençlik Araştırması" sonuçlarına göre; 18-29 yaş grubu arasındaki gençlerin;* Yüzde 76'sı daha iyi bir gelecek için yurt dışında yaşamak istiyor.* Her iki gençten biri mutlu olmadığını ifade ediyor. * Yüzde 77'si torpilin yetenekten daha etkili olduğuna inanıyor.Yine aynı araştırma sonuçlarına göre, gençlerin yüzde 90'nına yakını büyüklerin kendilerini anlamadığını düşünüyor. Öğrencileri hedef alan twit atan dekanların olduğu, bir eğitim sisteminde öğrencilerin mutsuz olması kaçınılmaz bir sonuçtur. Yine aynı araştırma da gençlerin mutluluk sorusu için verdikleri cevaplar şöyledir :* Mutluyum ve çok mutluyum diyenler; yüzde 26,* Mutlu değilim ve hiç mutlu değilim diyenler yüzde 50,5,* "Ne mutlu ne mutsuz sayılırım" diyenler yüzde 23.5 .Gençlerin yüzde 86'sı da borçlu olduğunu söylüyor.Boğaziçi Üniversitesi'nde dereceye giren beş öğrenci, Üniversiteye yönelik suçlamalardan rahatsızlık duyduklarını belirterek ''Artık ülkemde istenmediğimi hissediyorum" diye video paylaştılar.Hükümet on yıl kadar öncesinde, yurt dışındaki gençlerin yurda dönmesi için çağrı yapmıştı ve iyi netice almıştı. Fetö olayları, otokrasiye gidiş, demokrasi ve hukukun üstünlüğü sorunları, gençlerin yaşam tarzına müdahale, işsizlik ve en önemlisi de eğitimde ideolojik hedefler, gençleri yurt dışına yönlendirdi. Beyin göçü hızlandı.Gençleri hangi yaşta olurlarsa olsun başka ülkelere kaptırmak, Türkiye'nin dinamizmini düşürüyor. Hele hele önce eğitip uzman yapıp sonra kaybetmenin (beyin göçü) topluma maliyeti daha yüksek oluyor.
…***
Yusuf Ziya Cömert 12 Şubat tarihli Karar gazetesinde, “Yerde nasılız?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bir yaz gecesi. Trabzon Düzköy’de bizim mahallede amcamların kapısının önünde oturuyoruz. Bizim köylerde nadirattandır ama hava açık. Ay yarım aydan biraz fazla ve pırıl pırıl. Etrafta ışık olmadığı için yıldızlar da berrak. Kim sordu hatırlamıyorum. “Ay nasıl bir büyüyüp tekerlek gibi oluyor, sonra inceliyor?” Ortaokul yıllarım. Aklımın erdiği kadar anlattım.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
“Ay dünyanın etrafında dönüyor, dünya da güneşin etrafında dönüyor. Ay ışığını güneşten alıyor. Dünyanın etrafında dönerken dünyanın gölgesi ayın üzerine düşüyor. O gölge yüzünden ay büyüyüp küçülüyor. Büyüyüp küçülmüyor aslında, karanlıkta kalan tarafını biz göremiyoruz.”
“Şaştım!” dedi, Mehmet Ali amcamın eşi Nezire yengem.
“Niye şaştın?” dedim.
“Dünyada neler olurumuş da habarımız yoğumuş” dedi.
Hoşuma gitti böyle demesi. Dediklerime inanıyordu en azından.
Rahmetli dedemle bu konuları tartışırdık. O, dünyanın döndüğüne inanmazdı. Dünya dönse, Kesikbaş Emin’in evi akşamdan sabaha yer değiştirmesi lazım. Ne zaman baksam aynı yerde” derdi.
İnsanların aya gittiğine inanmazdı. Daha doğrusu inanmamaya çalışırdı.
Düşünüyorum da... Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’nin uzay çalışmalarını anlatırken, Ay’a astronot göndereceğimizi söylerken dedem sağ olsaydı da dinleseydi, inanır mıydı?
İnanmazdı gibime geliyor. Çünkü gerekçesi itikadi. Türkiye’nin bunu başarıp başaramayacağı ikincil bir meseleydi dedem için.
Türkiye’nin uzay çalışmaları yapmak, uzaya uydular göndermek, Ay’a gitmek gibi bir vizyon ortaya koyması da güzel.
Gerçekçi bir vizyon mu?
Bir gün gerçek olabilir. Tasavvur edince de yapamayabilirsin ama tasavvur etmeyince hiç yapamazsın.
Yukarılara çıkınca aşağıdaki ayrıntılar görülmüyor. İnsan yapımı hiçbir şey görülmüyor.
Çin seddi ve Mısır piramitleri dahil.
Uzaya giden ilk Çinli astronot Yang Liwei Çin seddinin uzaydan görülmediğini söyleyince Çinliler çok kızmışlar. Kızmışlar ama, Çin seddinin uzaydan göründüğü bilgisini okul kitaplarından çıkarmışlar.
İnsan yapımı hiçbir şey görülmüyorsa yerdeki durumumuz da görülmüyordur.
Yeni anayasa, reform, hak, hukuk, adalet tartışmaları...
Bu kavramların duruma göre sürekli yer değiştirmeleri...
Siyasi ahlak, şeffaflık, kuvvetler ayrılığı... (Kuvvetler ayrılığı yerden de görülmüyor.)
Siyasilerin birbirleriyle didişmeleri, Muharrem İnce’nin parti kurması...
İşsizlik, milli gelir, pahalılık, iç borçlar, dış borçlar, İstanbul’un trafiği...
Salgınla mücadele, aşılarımız...
Polemiklerimiz, lafı gediğine koymalarımız... Nalıncı keseri gibi hep kendimize yontmalarımız. Hiç biri... Uzaydan görünmüyor ama yerden görünüyor. Uzay vizyonu güzel olabilir. Önemlidir de, ciddi adımlar atılabilirse. Ama şu anda yerdeyiz. Ve şu anda yerde nasıl olduğumuz istikbalde uzayda nasıl olacağımızdan daha önemli.