Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: 360 milyon TL’ye bitirilmek üzere ihale edilen hat için 825 milyon TL ödendi
Yeniasya:
'Bakanlıklar vekâletle yönetiliyor'
Star:
Katar, NATO nezdinde temsilcilik açıyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Taha Akyol 14 Şubat tarihli Karar gazetesinde, "Erdoğan ve üniversite"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Cumhurbaşkanı Erdoğan 19 yıllık iktidarında eğitim, kültür ve sanat alanlarının başarısız olduğunu defalarca söyledi. Diğer alanlarda durum nedir, ayrı bir mesele. Eğitim, kültür ve sanat alanlarındaki başarısızlığı dünyadaki gelişmelerle mukayese ederek mi söylüyor, yoksa “fikrî ve kültürel iktidarımızı” bu alanlarda kuramadığından yakınarak mı söylüyor?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İkincini kastettiği belli. Nitekim bu alanlarda “istediğimizi yapamadık” diyor.
Bir iktidar partisi kültür, eğitim, üniversite, sanat gibi alanlarda nasıl “iktidar” olur?!
Rize’deki konuşmasında Erdoğan’ın sözleri şöyle:
“Ayasofya’dan başörtüsüne kadar her alanda süren bu mücadele hepimizi diri tuttu. Bugün pek çok sıkıntılı görüntü ile karşı karşıyayız. Demek ki bir yerlerde bir şeyler eksik. Önümüzdeki dönemde aileden kültür sanata bu konuları öncelikli gündemimize alacağız.”
Evet, türban yasağı tabanı “diri tutuyor”du. Kılıçdaroğlu’nun olumlu davranışı bu tartışmayı bitirdi. Erdoğan “tabanı diri tutmak” için yetmiş seksen yıl önceki baskıları hatırlatmaya devam etse de bu konudaki gerilimin düştüğü belli.
Şimdi tabanı “diri tutmak” için anayasa meselesi mi düşünülüyor?! Durup dururken “1921 anayasası” söylemi nereden çıktı?
21. Yüzyılda bile temel anayasal kavramlar üzerinde uzlaşamamış kavgalı bir toplum görüntüsü vermekten sakınmak gerekmiyor mu?
Değerler alanındaki ihtilaflar üzerinden siyaset yaparak tabanları karşılıklı bilemek mi, bu konuları özgürlük alanı kabul ederek birlikte yaşama kültürünü geliştirmek mi Türkiye için iyidir?
Yükseköğretimde “bizden” rektörler atamak üniversitelerde “iktidar” olmanın bir yolu gibi görülüyor.
Böyle rektörler çok ihtişamlı binalar yapabilir ama öğretim üyelerine bilimsel araştırma ve yayın yapma konusunda örnek olabilir mi, rehber olabilir mi, denetleyici olabilir mi?
Şehir Üniversitesi siyaset için kapatılmadı mı?
Rektörleri siyasetin ataması artık gelişmiş ülkelerde çoktan terk edilmiştir. Rektörleri siyaset atadığı zaman siyasi tercihler akademik kalitenin önüne geçiyor.
Rektörler belirli sayıda en nitelikli akademik kadroların belirleyeceği kıstaslara göre seçilmelidir.
Hülasa, derdimiz “gelişme ülke standartları” olmalıdır; bunun özeti de hukuk, özgürlük ve kalite olsa gerek.
Gerçek bir reform yapılacaksa, HSK’yı ve YÖK’ü siyasi müdahaleden arındırmak ilk yapılacak işlerden olmalı.
...***
Mehmet Kara, 14 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, " Ne olacak bu Japon esnafının hali!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Şimdi bu da nereden çıktı diye bir soru aklınıza gelebilir.Sakın şaka yaptığımızı da düşünmeyin. Pandemiden önce başlayıp pandemi ile de daha kötüye giden ekonomik krizde emekli, esnaf, çiftçi ciddî mağduriyet yaşıyor. Son kısıtlamalarla birlikte özellikle lokantaların çoğu siftah yapmadan dükkânını kapatıyor. Esnaf 500-750 liralık kira yardımına ya erişemiyor, erişenler ise giderlerinin çok az bir kısmını karşılayabiliyor. Bu sebeple birçok esnaf dükkânını süresiz kapatıyor."diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Durum bu halde iken devletin resmî haber ajansı (AA) 8500 kilometre uzağa dünyanın 3. büyük ekonomisinin olduğu Japonya’ya gidip esnafa verilen destek paketinin yeterli olmadığını haberleştirdi. Bunu yaparken esnafımızın durumu ile ilgili de haber yapmaması gerçekten ibretlik!
Bu durumu Meclis gündemine taşıyan SP Konya Milletvekili Abdulkadir Karaduman, Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’a, “Bu konuda Japon devletinden gelen bir yardım talebi var mıdır? Japon esnafın mağduriyetini gidermek amacıyla Japon devletine maddî destek sağlamaya yönelik bir çalışmanız olacak mıdır?” diye sorular sorması dikkat çekerken, Türkiye’nin bu konuda bir yardım yapıp yapmayacağı ise merak konusu oldu.
Bu arada bir not aktaralım. Kayserili genç çiftçi, yıllardır hayvan içme suyu sorununu belediye, kaymakamlık, valilik ve vekillerle çözemeyince, “Ben bu ülkenin vatandaşı değil miyim? Derdimi Japonya mı çözsün?” diyerek derdini Japon büyükelçiliğine mektup yazarak anlatmış. Çiftçi Japonya Büyükelçiliğine çağrılmış. Çiftçinin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmesine ise AKP’li yetkililer kızmışlar.
Sorun çözüldü mü, bilemiyoruz da “Ajans saatlerce yolculuk yapıp Japon esnafla görüşeceğine bu çiftçi ile görüşüp sorunun çözümüne katkı sunsa daha iyi olmaz mı?” sorusunu akıllara getiriyor.
Sahi ne olacak bu Japon esnafının hali?
Geçen günlerde Resmî Gazete’de bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayınlandı. Her gün bu türden kararname çıkıyor da, bunlardan birisi çok dikkat çekiciydi.
Kararnamenin başlığı şöyleydi: “Cumhurbaşkanlığı Teşkilâtı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi…” sonrasında Kararname 70, madde 1…” diye devam edip gidiyordu. Bir cümlede içinde 4 cumhurbaşkanlığı, 3 kararname kelimesi…
İlk okuduğunuzda şiir gibi geliyor da, bu başlık Türk tipi partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni çok iyi özetliyor.
Özetle, bu kararnamenin ismi “CHS nedir?” sorusunun en güzel cevabı olmuş…
...***
Alev Coşkun 14 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " Amaç anayasa yapmak mı Millet İttifakı’nı bozmak mı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Yeni anayasa konusu yoğun olarak tartışılıyor. Geçen pazar, “Yeni Anayasa Tartışması” başlığını taşıyan yazımızda şu sorular üzerinde durmuştuk: Erdoğan bu anayasa adımı ile ne yapmak istiyor? Sorunları ortaya çıkan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ne olacak? Bu hafta içinde, bu soruların yanıtları bir ölçüde ortaya çıktı. Ancak yeni sorular, yeni kuşkular da belirdi. Önce, halk ne istiyor ona bakalım."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bugünkü koşullarda “yeni anayasa” konusunda halkın bir talebi (istemi) yoktur. Yeni anayasanın halk içinde bir karşılığı da yoktur.
Halkın derdi ekonomi, işsizlik, pandemi, hukuka aykırı hareketler ile ilgili sorunlardır. AKP’nin de aslında bir anayasa derdi yoktur. AKP’nin temel hedefi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin devamını sağlamaktır.
Bu durumda Yeni Anayasa projesi aslında Cumhurbaşkanlığı seçiminde 50+1 oyu sağlamak amacıyla düzenlenmiş bir projedir. Bu görüşümüzün siyasal çözümlenmesi adım adım şöyledir:
Adalet Bakanı Gül, geçen hafta yaptığı açıklamada 1921 Anayasası’na gönderme yaparak, “1921 Anayasası’nın ruhu ile Cumhuriyet’i taçlandıracağız, yeni bir toplumsal sözleşme olacak” dedi.
Ortaya atılan bir kavram “1921 Anayasası ruhu”, epeyce soru işaretleri yarattı.
1921 Anayasası döneminde “halifelik” sürüyordu.
Adalet Bakanı konuşmasında, “1921 Anayasası ruhu” derken “din devleti” mi istiyor, yoksa “halifeliğin yeniden kurulması” mı isteniyor? Bu sorular, doğal olarak soruldu.
Adalet Bakanı bunu söylerken, AKP’nin Grup Başkanvekili hukukçu Cahit Özkan’ın yaptığı açıklama konuyu daha da karmaşık duruma soktu.
Özkan, “1921 Anayasası’na dayalı yeniden kuruluş anayasası yapacağız” dedi.
Özkan’ın, “Yüz yıllık serüvenin ardından istiklal mücadelemizin bütün bu alanlarda amacına, hedefine ulaşacağı, kuruluş anayasası olarak, sivil, demokratik bir anlayışla hazırlanmış anayasayı inşallah gerçekleştirmiş olacağız” sözleri büyük tartışma yarattı.
Tüm muhalefet, şu soruyu sormaya başladı: “Türkiye Cumhuriyeti yeniden mi kuruluyor?”
AKP sözcülerinin zaman zaman açıkladığı “95 yıllık parantez” sloganını gerçekleştirmek amacıyla bir tasarı mı hazırlanıyor sorusu, kafalarda bir çengel gibi asılı kaldı.
Geçen haftaki yazımızda yandaş basının satır aralarından elde edilen bilgilere göre, bu anayasa çalışmalarının arkasında uzun süredir çalışan iki isim olduğunu belirtmiştik.
Bu isimlerden biri ünlü para spekülatörü Soros’un bir dönem Türkiye temsilcisi olan Can Paker, diğeri de Erdoğan’a çok yakın isimlerden hukukçu Mehmet Uçum. Bu iki isim, Türkiye’yi yeniden anayasa değişikliği tartışmalarına götürecek süreç için çalışıyorlar.
Sivil anayasa, “darbe edebiyatı” bu mutfaktan çıkıyor. Sloganları şöyle:
“Daha demokratik bir anayasa ve özgürlükler genişletilecek.”
Bu kişilere dikkat edilmelidir. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde olmayan “Türk tipi başkanlık sistemi”nin yaratılmasında Uçum etkin bir biçimde yer almıştı.