Şubat 21, 2021 13:03 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Katar ile Türkiye arasında yapılan anlaşmanın ayrıntıları hâlâ açıklanmadı

Star:

Bakan Soylu Gara'ya giden HDP'li vekilin ismini açıkladı

Yenimesaj:

Faiz ve enflasyon birbirlerini tetikliyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Şükran Soner 20 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “AKP kongreleri neden zorunlu canlı yayında?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Siyasi partilerin, hele de iktidar partisinin büyük kongresinin siyasetteki etkisi, sonuçları gereği, günlerce pek çok gazeteci tarafından izlenmesi, kulis haberlerinin, tartışmalarının verilmesi elbette haber değeri taşır. Basın özgürlüğünün, demokrasi geleneğinin olmazsa olmazıdır. Ne zamandır kafamın takıldığı, dayanamayıp bugün başlığa taşıdığım soru hiç de bu kapsamda değil.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Elbette AKP’nin büyük kongrelerinden söz etmediğimin, sorgulamadığımın ayırımındasınız. Diğer partiler için de zaman zaman geçerli olmak üzere, haber değeri olan katılımlar, konuşmalar, gelişmeler üzerinden, kamuoyunun ilgisini çekebilme içerikleriyle, haber değeri içerikleriyle ülke, il, ilçe ölçeklerinde haberleştirilmiş kongreler için de kimselerin söyleyebilecek sözü olamaz. Hele de biz gazetecilerin basın özgürlüğü gereği savunuculuğunu yapma sorumluluğumuz da söz konusudur..

Yaşadığımız gerçeklik, başlığa almak gereğini duyduğum soru tam tersi bir gerçekliğin, uygulamanın sonucu. Basın özgürlüğünün katledilmesinin, güdümlü gönüllü basın organlarının çok ötesinde, yaratılmış çok ciddi ürkütücü bir baskı ve tehdidin sonucu gibi.. Saatleri önceden belirlenmiş programların yayın akışları içinde, çok yaşamsal değerde sorunların bilgilendirilmeleri, olayların verilmesinin akışları içinde.. Yayınlar, bıçakla kesilir gibi kesiliveriyor; çok önemli gelişmelerin, olayların, tartışmaların yayın akışları kesiliveriyor.. Bazen programların, bütünlüğünü bile kapsar biçimde iptalleri yaşanıyor..

Çoğunlukla saatleri kapsar biçimde, iller, ilçeler için dahi geçerli olmak üzere, konuk katlımcılardan başlamak üzere, il ilçe, gençlik, kadın kolları başkanlarının isimleri de okunuyor olarak, karşılıklı, AKP Genel Başkanı kimliği ile ama Cumhurbaşkanı kimliği kullanılıyor olarak, Başkan Erdoğan ile çok azı doğrudan katılımlı, çoğunluğu uzaktan kurulan teknik bağlantılar içinde uzun uzun tanıtımlar ve diyaloglar, benzer cümleler, selamlaşmalar, simge yapılmış yumruklar havada yineleniyor..

Elbette bu arada her günün haber tartışmaları içinde, karşılıklı polemiklerde de kullanılan Cumhurbaşkanı Erdoğan ile diğer siyasi partilerin kadroları arasında çatışmacı tartışma konusu yapılacak söylemler de yaşanıp ana haberlere de girecek konu başlıkları ile yaşanmış oluyor. Arkası, Cumhurbaşkanı’na karşı yapılmış hakaret suçu olarak açılacak yüksek tazminatlı davalara kaynak oluşturuyorlar. Karşılığı, son davlarda yapılmış tersine suçlama ve hakaretlerin konusu olarak bir kuruşluk manevi tazminata dönüştürülmüş olarak gelebiliyor.

Şimdilerde canlı yayın televizyon kanallarının ana haberlerinde, en keskin cümlelerle yapılmış suçlama ve ağır hakaretlerin zıtlıklarının sadece başkanlar üzerinden değil, parti sözcüleri, yandaş örgütlenmeleri katılmış olarak haberleştirilmeleri, moda, renkli haber değeri taşıyor.. Sonrası için bir başka moda yaklaşım ise ülkemizdeki gerilim, çatışmacılık üzerinden yakınmalar, herkesi kapsar suçlamaların başlık, girizgâh yapıldığı söylemler oluyor.

Dikkatinizi çekerim: Konuşmacılar, siyasi partilerin liderliklerinden değillerse, genel yaklaşımla beylik yakınmaların içinde, doğrudan cümleleri olsa bile asla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ismi verilemiyor. Cumhurbaşkanına hakaret suçlarının ağırlığı, yaygın işlerliği ile doğru orantılı olarak korku dağları bekliyor. Sadece başına bir iş gelmesi, yargılanması, tazminat davası açılabilmesi ile ilişkili, sınırlı da değil. İşinden, kurumlardaki yetki ve görevlerinden dolayı bir şeylerin yaşanabileceği kaygısı da çok geçerli. Yakın zaman dilimleri içinde yıllardır kurumlaşmış isimlerden işlerini kaybetmiş olanların sayısı o kadar kabarık ki..

Yine dikkatinizi çekmek isterim.. İşlerinde çok ama çok başarılı, uzman, gündeme göre çok yararlı bilgiler alınması adına çok yoğun, önemli, yaşamsal işlerinden koparılmış, programlara taşınmış isimlerin dahi hiçbiri, ne kaybettikleri zaman ne de söyleyemedikleri üzerinden tek sözcük sitem yapma haklarının olmadığı gibi bir tablo, gerçeklik ile yüzleşiveriyorlar. Uluslararası önemli bir toplumsal gelişme, doğal felaket üzerinden, depremden, hortumdan sıcak canlı yayın akışlarının kesilmesi bile kaçınılmaz sayılıyor.

 …***

İbrahim Kiras 20 Şubat tarihli Karar gazetesinde, “Biraz da muhalefetin icraatını eleştirelim”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye’de bir gazete yazarının bugünlerde hükümetin herhangi bir icraatını eleştirdiğinde alabileceği en hafif tepki “Biraz da muhalefet partilerini eleştirin de görelim” şeklindeki manasız meydan okuma oluyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Aslında bu yaklaşım insanın kişiliğinin değil ancak aidiyetinin olabileceği fikrinin ifadesi. Yani, şunları söylemiş oluyor aslında bunları söyleyenler: Hükümetin icraatını eleştiriyorsan bunu muhalefet adına yapıyor olmalısın. Çünkü iktidarın adamı değilsen muhalefetin adamısındır. Çünkü bizim zihin kodlarımızda kimsenin adamı olmama durumunun karşılığı yok. Dolayısıyla senin görevin yanlış gördüğüne yanlış, doğru gördüğüne doğru demeyi gerektirdiği için bu yaptıklarını yapıyor olamazsın. Çünkü böyle bir tutumun da bizim zihnimizde karşılığı yok. Olsa olsa siyasi amaçla yapıyor olmalısın bunu. Tuttuğun takım kazansın diye olmalı bütün çaban. Yoksa niye böyle bir şey yapasın ki!

Bu düşünüş tarzı insanlığın şehirleşme öncesi kabile çağlarının anlayışını yansıtıyor. Gazetelerin, gazetecilerin, aydın sınıfının vs. olmadığı devirlerin, hatta yazının bile henüz icat edilmediği zamanların zihniyetini.

Oysa insanlığın yerleşik hayata geçişinin üstünden binlerce yıl geçti. Klanlar, kabileler, aşiretler artık millet oldu. Kabilenin isimsiz üyeleri artık kendine ait özel hakları olan vatandaşlar. Epey zamandır kamuoyu diye bir kurum var siyasi ve sosyal hayata yön veren. Bu kurumun organlarının başında basın geliyor. Bugün dünyanın her yerinde gazeteler ve gazete yazarları “ülkeyi yöneten” hükûmetin yaptıkları veya yapmadıkları hakkında olumlu veya olumsuz görüşlerini bildiriyor, eleştirilerini ve uyarılarını dile getiriyorlar. Ama nedense hiçbirinin aklına “Yahu, biraz da muhalefeti eleştirelim, böyle ayıp oluyor” düşüncesi gelmiyor…

Türkiye’deki durum ortada. Ne muhalefetin parlamentoda üstünlüğü var ne de zaten parlamentonun ülke yönetiminde en ufak bir payı. Tam aksine bu ülkenin tarihinde hiçbir yönetime nasip olmamış bir güce sahip bugünkü iktidar. Çünkü geçmişte bir hükümet ne kadar güçlü siyasi desteği sahip olursa olsun, hiçbir zaman gerçek anlamda “tek başına iktidar” olamazdı. TSK’dan maliyeye kadar bürokratik kurumlar, yargı gücü, basın, üniversite, iş dünyası, sendikalar vs. siyasi gücü az ya da çok dengelerdi. AK Parti’yi iktidara taşıyan “oligarşik vesayet” eleştirisinin kaynağı da bu yapıydı. Demokrasimizin zayıf tarafıydı bu.

…***

Murat Çabas 20 Ocak tarihli Yenimesaj gazetesinde, “Teröre destek verenler müttefikimiz olunca”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Her şeye rağmen teröre destek veren devletlerle, küresel iradelerle müttefikliğe devam edip, terör karşısında caydırıcı bir duruş sergilemek asla mümkün değildir. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun, "Müttefik bildiklerimizin terör örgütlerinin yanında yer aldığını görmek bizleri üzüyor, NATO'ya olan güvenimize gölge düşürüyor. Bu kirli politikalar, ittifakın onurunu da lekeliyor" dedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Sayın Altun'a soruyoruz, sadece üzülmek meseleyi çözecek mi?

Verilen destek ortada, cesaret verenler oldukça net; bu durum bizleri, teröre destek verenlere karşı temkinli hale getirmeyecekse nasıl bir çözüm üreteceğiz?

Bataklığı kurutmadan, sivrisineklerle mücadele ne fayda verecek?

Bataklığı kendi çıkarları doğrultusunda oluşturan, finanse eden, destekleyen, büyüten küresel iradeler var ve biz onlara hala "müttefik" diyoruz.

Bakın, müttefik kabul ettiklerimiz son zamanlarda başka hangi adımları atıyor.

Biden'lı ABD, bu kez Suriye'nin kuzeydoğusunda sınır hattında bulunan bir köye YPG'li teröristlerle birlikte bir üs kurmaya hazırlanıyor. Suriye'nin Haseke vilayetine bağlı Malikiye'de kurulacak üssü, ilk olarak Londra merkezli Şarkul Avsat gazetesi duyurdu. Ayn Divar köyünde inşa edilecek üs için ilk etapta aralarında zırhlı araçların da bulunduğu 50 araç sevk edildi.

YPG ile işbirliği yapan ABD'nin kuracağı üs, Şırnak'ın Cizre ilçesinin hemen karşısında. Suriye'nin en doğusunda yer alan Ayn Divar köyü ile Türkiye sınır arasındaki mesafe yalnızca 600 metre.

Önce bataklığı kurutacağız, yani terörün arkasındaki iradelere bağımlılıktan kurtulacağız.