Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: İktidar, HDP’li vekillerin dokunulmazlık oylamasını, muhalefet için algı yaratmada kullanacak
Karar:
Biden'ın Çin'e karşı zayıf noktası iklim anlaşması
Star:
Rusya'dan kritik S-400 açıklaması: Türkiye ile ortak üretim...
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mehmet Kara 21 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, "Özeleştiri iyidir!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" İşsizlik, hayat pahalılığı, zamlar, kapalı dükkânlar, işyerini kapatan esnaf… Vatandaş büyük bir ekonomik krizle karşı karşıyken, bir yandan da eğitim, kültür, sağlık, hukuk ve adalet gibi alanlarda sorunlar artarak devam ediyor. Bu sorunlar dile getirildiğinde hükümet inkâr etse de, hatta “hainlikle” suçlasa da millet bu sorunları yaşayarak görüyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Bölünmüş yol yaparsınız ‘Buraya uçak mı inecek’, uzay programı açıklarsınız ‘Başka işiniz mi kalmadı’ derler. Yarın öbür gün uzaya kendi bilim insanımızı gönderdiğimizde ‘Dünyaya mı sığmadınız?’ diyeceklerini duyar gibiyim” derken, gelebilecek eleştirileri mi tahmin etti yoksa muhalefete “böyle deyin” mi demek istedi anlaşılamadı, ama yaptığı bu “özeleştirisi” dikkat çekti. Aynı konuşmasında dikkat çeken, “Aile, eğitim ve kültür konularında arzu ettiğimiz inkişafı sağlayamadığımızı da kabul etmemiz gerekiyor… O eksikleri gidermemiz lâzım. Aileden eğitime, kültürden sanata bu alanları önceliklerimizin en başına alacağız” sözleri ile de bu alanlar da 19 yılda başarı sağlanamamasının bir bakıma itirafı oldu. Bundan sonra kimse kalkıp “bunlar yapılamadı” denildiğinde “nereden çıkartıyorsunuz” diyemeyecek! Çünkü bunu söyleyen icranın başı…
Özeleştiri iyidir... Keşke hükümetin başarısız olduğu diğer alanlarda da özeleştiri yapılabilse… Çünkü, özeleştiri yapıldığı ve muhalefete kulak verildiği ölçüde sorunlarla baş etmek daha kolay olacaktır.
Hem unutmamak lâzım tenkite kulak vermek yanlış yapmayı en azamî noktaya indirir.
Siyasetteki üslûp o kadar çirkinleşti ki, artık ağıza alınmayacak sözler, çocuklara, gençlere kötü örnek olabilecek seviyeye kadar geldi de geçti bile…
Bir yandan yeni sistem de rehâbilite, seçim kanununda düzenlemeler, yeni anayasanın tartışmaya açılması ve en son olarak da Millî Uzay Programı’nın tanıtılmasıyla konuşulurken bir yanda büyük ekonomik krizi sebebiyle işsizlik, hayat pahalılığı, ardı ardına gelen zamlar, diğer yanda her gün 8 bine yakın koronavirüs vak’ası, 100’e yakın vefat haberi ile uğraşırken siyasetçilerin kutuplaştırmadan ötekileştirmeden, ayrımcılıktan vazgeçmemeleri gerçekten de ibretlik.
Her geçen gün artan siyasetteki çirkin üslûpla ilgili artık söylenecek bir şey kalmadı. Vatandaş, “Lütfen artık lütfen. Biz ekonominin kötü gidişi ile inim inim inlerken, artık bu türden konuşmaları bırakın. Hatta hiç konuşmayın…” diyor.
...***
Esfender Korkmaz 21 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Gençlerimizin morali bozuk"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Siyasi iktidar gençlere karşı hocalarını kullanıyor. Söz gelimi istenmeyen rektör atıyor. Ya da, iktidar yanlısı hocalar gençleri tehdit ediyor. Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı ve Üniversite Genel Sekreteri Cevdet Kılıç, Facebook hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımda Boğaziçi Üniversitesi'ne rektör olarak Melih Bulu'nun atanmasını protesto eden öğrencileri ölümle tehdit etti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Yapılan paylaşımda şu ifadelere yer verdi ;
''Boğaziçili misiniz Boğazdışılı mısınız onu bunu bilmem. Aklınızın ucundan bile geçirmeyin. Biz abdest alır dışarı çıkmayız. Bizim zaten abdestimiz var. Bilin istedik de. Şöyle söyleyeyim. Siz hani bir ayı geçti eylem yapıyorsunuz ya. Biz eylem falan yapmayız. Biz gece vakti işi bitirir, ertesi gün işe gideriz. Bilin istedim.''
Böyle konuşan bir profesör, gençleri nasıl eğitir? Anne-baba çocuğunu böyle insanlara teslim eder mi?
Demokratik ve medeni bir ülkede gençleri tehdit edenlere karşı önce toplum tepki gösterir.
Bütün bu sorunlar nedeni ile gençlerin üçte ikisi Türkiye'de durmak istemiyor. Vasıflı ve eğitimli olanlar da beyin göçü olarak yurt dışına çıkıyor.
Yeditepe Üniversitesi ve MAK Danışmanlık işbirliği ile gerçekleştirilen en kapsamlı "Gençlik Araştırması"nın sonuçlarına göre; 18-29 yaş grubu arasındaki gençlerin yüzde 76'sı daha iyi bir gelecek için yurt dışında yaşamak istiyor. Her iki gençten biri mutlu olmadığını ifade ederken, yüzde 77'si torpilin yetenekten daha etkili olduğuna inanıyor.
Mutluluk sorusu için verilen cevaplar ise şöyle :
* Mutluyum ve çok mutluyum diyenler ; yüzde 26,
* Mutlu değilim ve Hiç mutlu değilim diyenler yüzde 50,5,
Aynı araştırmaya göre gençlerin yüzde 86'sı borçlu olduğunu söyledi.
Öte yandan gençler idealist davranarak Türkiye'de kalmak istese de, iş bulamaz.
2000 yılında Türkiye'de gençler arasında işsizlik oranı OECD ülkeleri ortalamasının altında idi. OECD ortalaması yüzde 13,1 iken, Türkiye'de 12,8 idi. Sonrasında giderek arayı açtı. 2020 yılında OECD ortalaması yüzde 16,2 olurken, Türkiye'de bu oran yüzde 26,1 oldu.
Öte yandan OECD ülkeleri içinde ne eğitimde ne işte olanların oranının da en yüksek olduğu ülke Türkiye'dir. OECD 2020 verilerine göre, OECD ülkelerinde eğitimde ya da istihdamda olmayanların ortalama oranı yüzde 17, AB ortalaması yüzde 15 iken Türkiye'de bu oran yüzde 28'e çıkıyor ve ilk sırada yer alıyor.
Gençlerde eğitimsizlik ve işsizlik sosyal sorunları da tırmandırdı. İşsiz ve eğitişiz gençler, ideolojik gruplar tarafından daha kolay istismar ediliyor. İşsiz gençler isyankâr oluyor.
Genç nüfus ekonomide dinamik güçtür. Türkiye'nin kalkınmasında önemli bir imkandır. Batı ülkeleri yaşlanırken, Türkiye gençleşmektedir. İdeolojik ve siyasi popülizme alet ederek gençlerimize yazık etmiş oluyoruz.
...***
Zülal Kalkandelen, 21 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " Bu gidiş, iyi bir gidiş değil!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Salgın nedeniyle kafe, bar ve restoranlar uzun zamandır kapalıyken ve bu yüzden işsiz kalanlar intihar ederken, Cumhurbaşkanı kendi ifadesiyle AKP kongrelerinin “lebaleb dolu” olmasıyla övünüyorsa... Son iki yıl içinde en az 213 bin esnaf sicilden ve meslekten terkini isterken, Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kapanan dükkân yok” diyorsa... 19 yıldır iktidarda olan AKP, terör örgütü PKK 5.5 yıldır aralarında asker ve polislerin de olduğu 13 vatandaşımızı rehin tutarken gerekeni yapmayıp sonunda düzenlediği operasyon başarısız olunca suçu muhalefete atmaya çalışıyorsa..."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Böyle bir başarısızlık karşısında hiçbir görevli istifa etmiyor ya da daha doğrusu Reis’in izni olmadan istifa edemiyor ve görevden alınmıyorsa...
AKP’li Cumhurbaşkanı, ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu’nun Gara operasyonu hakkında yönelttiği haklı sorulara yanıt olarak “Terbiyesiz herif!” karşılığını veriyorsa...
Ülkücü mafya babası Çakıcı, sosyal medyadan mektup yayımlayıp ana muhalefet liderini tehdit edebiliyor ve siyasete ayar vermek için “derin devlet” güçlerine çağrı yapabiliyorsa...
İktidarın küçük ortağı MHP’nin lideri Bahçeli, mafya babasını açıkça koruyup destekliyorsa...
Ankara’da TİP (Türkiye İşçi Partisi) il yöneticisi ile Öğrenci Kolektifleri üyesi iki öğrenci, polisler tarafından kaçırılıp gözaltı işlemi yapılmadan darp edilerek kent dışındaki üç ayrı araziye bırakılıyorsa...
Demokratik hak mücadelesi veren herkes “terörist”, “vatan haini” olarak damgalanıyorsa...
“Türkiye rotayı nereye çevirdi” diye açıkça sormak gerekir!
Anayasanın ve taraf olunan uluslararası anlaşmaların çiğnendiği...
Yasaların değil, bir kişinin ağzından çıkacak emirlerin gözetildiği...
Mafyanın siyasette rol kapmaya çalıştığı...
Farklı görüşte olanlara karşı kaba kuvvetin kullanıldığı...
Silahların konuştuğu...İktidarın uygun bulmadığı yaşam tarzlarına yönelik baskının artırıldığı...
Devleti yönetenlerin saldırgan bir kabadayı ağzıyla muhaliflere tehditler savurduğu bir ortamda “Türkiye’nin rotası nedir” diye açıkça sormak gerekir!
Şimdilerde muhalif ama başbakan olduğu sırada “AK Parti iktidardan indirilirse buralarda beyaz Toroslar dolaşacak” diyen Ahmet Davutoğlu’nun sözlerini hatırlarsak, bu manzara karşısında AKP iktidardayken 90’lara mı dönülüyor, diye sormak gerekir.