Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: ‘Yasalarla oynayan iktidar gidicidir’
Star:
Büyükelçi Göksu: Katar ile Türkiye arasındaki ilişki ''stratejik ve mükemmel''
Milli gazete:
Babacan'dan Erdoğan'a ekonomi tepkisi: Kimi kime şikayet ediyorsunuz?
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mustafa Karaalioğlu, 22 Şubat tarihli Karar gazetesinde, " Erdoğan, erken seçimi herkesten çok ciddiye alıyor" başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Cumhur ittifakının kafasında bir seçim tarihi; yani bir erken seçim planı olduğunu söylemek kehanet olur. Çünkü, ekonomiden dış politikaya kadar bir iktidara seçim kazandırıp kaybettirecek bütün ünitelerde iktidar, seçime hazır değerlere sahip değil. Ekonomi iyi gitmiyor; işsizlik yüksek düzeyde ve yatırım açısından en verimsiz dönemleri yaşıyoruz. Hukuk ve demokrasi alanları reform gerektirecek kadar zayıflamış halde ama gerçekçi bir reform yapmak demek başkanlık sisteminin otoritesinden feragat gerektirdiği için mümkün görünmüyor. Dışarıda, Yunanistan’la görüşme masasına oturarak Avrupa Birliği yatıştırıldı ama hem AB’nin hem de bizim gözümüz ABD’de ve oradan bir haber gelmiyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Böyle bir ortamda seçime gidilmez: Erdoğan da haklı, Bahçeli de… Eldeki verilerle erken seçimi kabul etmek koalisyonun işlerin yolunda gitmediğini kabulü anlamına gelir ki sandıktan da hayırlı sonuç çıkmaz tabiatıyla…
Dolayısıyla, seçim için resmi tarih ilan edip defansı güçlü tuttuktan sonra, işlerin yoluna girdiği günlerde de erken seçim için atağa kalkmak iktidar için en ideal yol olacaktır.
Risk ve belirsizlik buradadır. Yukarıda saydığımız üniteler ve ilaveten iktidar dilinin giderek keskinleşmesi, politik sertlik ve gerilim artmaya devam edebilir, üstüne üstlük işler de iyiye gitmeyebilir. Ekonomi; yani işsizlik, yani hayat pahalılığı, yani hâlâ çok yüksek kur ve çok çok yüksek faiz düzeni iyileşmeyebilir.
Soruyu şöyle soralım:
Ekonominin düzelmesi mi yüksek ihtimal, daha kötüye gitmesi mi?
Ya da sosyal ve politik dildeki gerilimin artması mı güçlü tahmin, azalması mı?
Türkiye’nin dünyada daha fazla dost kazanması mı mümkün görünüyor, kaybetmesi mi?
Yani, işlerin yoluna girmesi mi güçlü senaryo, kötüleşmesi mi?
Temenniler elbette, ibrenin pozitif istikamete dönmesinden yana ama iyi niyet taşımak yeter mi? Son dönemdeki hamleleri ve dilinden anlaşılan o ki Cumhurbaşkanı Erdoğan da işlerin daha iyi gitmeyeceğine dayalı bir analizi hesaba katıyor. Tercihi, zamanında veya zamanına yakın bir seçim olsa da sözlerinin satır aralarında -hatta satırlarda- seçimin her an olabileceğine dair güçlü mesajları vermekten geri durmuyor. Zaten, temel sorunlara el atılmaz oluşu, sembolik ve sansasyonel projelerin anlatılmaya başlanması, hamaset dozunun artması; sandığın hemen yarın değilse bile beklenenden önce kapıya geleceğine dair güçlü işaretlerdir. Cumhur ittifakı Meclis’teki aritmetik nedeniyle sonuç alınamayacağı aşikar olan anayasa değişikliğini de gündeme getirirse seçim için gün saymak yanlış olmaz. Ciddi icraatların lafı bile gündemden kalkıp yerine polemik ve siyasi meydan okuma ikame edilen süreçler uzun süremez ve ancak erken seçimle tamamlandığında taşınabilir.
Cumhurbaşkanı şartların erken seçimi, tahminlerden erken dönemde zorlayabilme ihtimalini herkesten fazla ciddiye alıyor. Ve özelikle son dönem konuşmalarına bakın; bütün liderlerden daha sık parti tabanını seçim çalışmaları içini motive ediyor. Bir ön önce seçim isteyen muhalefet bile en azından söylemde Erdoğan kadar “erken seçim” lafını dile getirmiyor.
...***
Murat Ağırel, 22 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Rektörün akçeli işleri"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Bartın Üniversitesi İle Çankırı Karatekin Üniversitesi arasında Pedagojik Formasyon Eğitimi verilmesini amaçlayan bir protokol imzalanıyor. Fakat Sayıştay denetçileri, incelemeleri sırasında üniversite rektörleri tarafından imzalanan iş birliği protokolü üzerinde ilginç bir konuya rastlıyor. Protokole, kanuna aykırı bir şekilde her iki üniversitenin rektörü de eğitim programlarında görevlendirileceğine dair bir madde eklendiği fark ediliyor.Bu madde sayesinde de her iki üniversite rektörüne ücret ödemesinde bulunulduğu tespit ediliyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Protokol neticesinde rektöre ödenen ücretin herhangi bir iş veya hizmet karşılığı olmadığı, "yönetici payının aktarımı" şeklinde olduğu görülüyor.Üstelik Sayıştay raporunda, böyle bir "yönetici payı" ödemesinin ancak rektörün yöneticisi olduğu üniversiteden yapılabileceği belirtilse de bir başka üniversiteden "yönetici payı" almasının mevzuata uygun olmadığına dikkat çekiliyor.Kafanızı karıştırmadan yazayım. Sayıştay diyor ki; burada yapılan protokol kapsamında gelir elde etmeye yönelik hukuki bir yanlış yok. Fakat tahsil edilen gelirlerden ayrılan payların aktarılmasında mevzuat dışı bir yöntem var. Hah işte işin bam teli de burası zaten!Bartın Üniversitesi'nde protokol neticesinde elde edilen gelirlerin ödemeleri üniversite döner sermaye hesabına yatırılmak yerine doğrudan Rektör Orhan Uzun'un hesabına yatırılmış.Tabii Sayıştay bunu fark ediyor.Fark edince de Rektör Uzun apar topar rapordaki bu bulguyu kaldırılması için Sayıştay nezdinde de girişimlerde bulunuyor.Kurum içerisinde kulis yaparak bulguyu ortadan kaldırmak istese de gördüğünüz gibi gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.Benim tavsiyem; Sayıştay içerisinde kulis yaparak bu bulguyu kaldırtmak yerine bence bu paraların neden kişisel hesabınıza geldiğini ve ne kadar geldiğini, nereye harcadığınızı şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşmanız gerekmektedir.Bakın...Bilimden önce maddi konuları düşünürseniz, akademi için çalışmak yerine üniversiteyi bir ticarethaneye çevirirseniz orası okul değil yazıhaneye döner.Ek bir bilgi vereyim.Bartın Üniversitesi, University Ranking By Academic Performance (URAP) sıralamasında Dünya'da 2 bin 484'üncü sırada yer alıyor. Türkiye'deki üniversiteler arasından da 88'inci oldu.Türkiye'de ise 111 üniversite var ve bunların birçoğu tabela üniversitesi.O yüzden Rektör Uzun, Sayıştay'da harcayacağı enerjiyi mümkünse üniversitenin niteliğini artırmak için harcasın.
...***
Ali Ünal Emiroğlu 22 Şubat tarihli Yenimesaj gazetesinde, "“Yeni anayasa” değil!.."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Hukuk reformu beklerken, "Yeniden kuruluş anayasası" ile görücüye çıktı AKP iktidarı ve küçük ortağı. Ya kuruluş nedir bilmiyorlar, ya da anayasa konusunda cim karnında nokta kadar bilgileri yok! Hele hele 1921 Anayasasını örnek göstermeleri, cehaletlerinin kanıtı. Diyorlar ki, sivil anayasa yapacağız 1921'de olduğu gibi. Baştan söyleyelim, 1921 Anayasası savaş sırasında hazırlanmış olup, kurucu bir anayasa da değildir. 1876 Anayasasına da göndermelerde bulunan geçici bir anayasadır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
AKP iktidarı yeni bir devlet kurmayı mı düşlemektedir! Hayal deryasına dalmışlarsa onu bilemem…
Türkiye'nin anayasa gündemi nedeniyle bazı kavramları yoklayalım;
Anayasa yapımı başkadır, anayasa değişikliği başkadır.
Anayasa yapımı, yeni baştan bir anayasanın hazırlanması ve kabul edilmesi anlamına gelir.
Anayasa değişikliği ise, yürürlükte bulunan bir anayasanın değiştirilmesi demektir.
Demokratik yöntemde, egemenlik bir kişiye değil, millete, halka ait olduğundan anayasa yapıcı organ kurucu meclistir. Kabul için halkoylaması da yapılabilir.
Anayasa değişikliği ise, kurulu iktidar tarafından, yürürlükteki anayasada belirtilen usule göre yapılır.
Kurulu AKP iktidarı, yürürlükteki 1982 Anayasasında öngörülen Meclis çoğunluğuna sahip bulunmadığı için küçük ortağıyla birlikte bile en az 3/5 oranındaki nitelikli çoğunluğa ulaşamadığından anayasa değişikliği yapamaz. Yapacağı iş diğer partilerin de katılımını sağlamaktır. İkna turları yetmez. AKP anayasası olmayacaksa, tüm ulus için bir anayasa düşünülüyorsa millet kucaklanmalı; toplumun tüm kesimlerinin temsilcilerinin, Meclis dışındakiler de dahil olmak üzere tüm siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin katılımı ve mutabakatı ile hazırlanacak metin, halkın bilgisine sunulmalıdır. Halk aydınlatılmalı, "olmaz ama evet" kuşkusundan arındırılarak bilinçli hareket etmesi sağlanarak referanduma gidilmelidir.