Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: AVM’ler için İngiliz modeli gündemde
Star:
4 ülkeye yeni büyükelçi atandı
Yeniasya:
Gıda fiyatları durmuyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Erdal Sağlam 23 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Ekonomi yönetimi eskiyi savunarak bindiği dalı kesiyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Muhalefetin rezervleri erittiği iddiasıyla eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ı hedef alması AKP yönetimini savunmaya geçirdi. Parti sözcülerinin yanı sıra yeni ekonomi yönetiminin Albayrak dönemini savunması ise ekonomi çevrelerinde oluşan güveni olumsuz etkileyecek. Ekonomi çevreleri ve piyasalar, eski yönetim döneminde yapılan hatalar nedeniyle döviz rezervlerinde yüksek erime olduğu ve kurlardaki patlamanın yanlış yönetimden kaynaklandığı konusunda hemfikir. Bu nedenle eski ekonomi yönetiminin yaptığı hataları yapmayacağı izlenimi verdiği için yeni ekonomi yönetimine güvendiler."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu güven nedeniyle yönetimin değiştiği kasım ayından bu yana TL’nin değerinde yüzde 20 civarında artış yaşandı. Eski yönetimin tersine, rasyonel ekonomi yönetiminin gerekleri yerine getirilmeye başlandığı için ekonomide sonuç alınmaya başladı.
İş dünyasının tüm örgütlerinin birden yeni ekonomi yönetimine destek açıklamaları yapması, yerli ve yabancı finans kuruluşlarının yeni ekonomi yönetimine verdiği desteklerin nedeni de eski yönetim zamanında yapılan hataların tekrarlanmayacağını görmüş olmalarıydı. Yapılan son açıklamalar, eski yönetim dönemindeki döviz rezervlerindeki erimenin pandemi şartları nedeniyle yaşandığının belirtilmesi, yeni ekonomi yönetiminin sağladığı güveni zedelemiş görünüyor.
Bu açıklamaların yeni ekonomi yönetiminden isteyerek kendiliğinden, gönül rızasıyla yapılmadığı konusunda rahatlıkla tahmin yapılabilir. Çünkü tanıyan herkes biliyor ki Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal da Hazine ve Maliye Bakanı Lütfü Elvan da eski ekonomi yönetiminin yaptıklarını benimsemiyor, yanlış yapıldığı görüşündeler.
CHP’nin sosyal medya hesabından eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ilgili yapılan paylaşımda, “128 milyar doların nereye gittiğinin açığa çıkmasını kim engelliyor? Döviz rezervimiz eksi 47 milyar dolara nasıl geriledi? Ekonomiyi kimler çökertti” soruları yöneltildi. Bu kampanyanın ses getirmesi üzerine, şimdiye kadar sessiz kalan AKP sözcülerinin Albayrak’ı savunmaya geçtikleri görüldü. Bakan Elvan da hafta sonu Twitter’dan yaptığı açıklamada, döviz rezervleri üzerinden eski bakan Berat Albayrak aleyhinde CHP tarafından yürütülen haksız ve seviyesiz söylemleri kınadığını belirterek “2020 pandemi koşulları içinde küresel piyasalardaki olağandışı dalgalanmaların zorunlu kıldığı ortamda finansal istikrar hedefi doğrultusunda gerçekleştirilen döviz rezervi işlemlerinin maksadı dışında çarpıtılarak seviyesiz bir siyaset malzemesine dönüştürülmesi kabul edilemez” dedi.
Elvan, rezervlerin finansal istikrar hedefi nedeniyle eridiğini söylemese, bu açıklaması o kadar tepki görmezdi. Bu nedeni ileri sürmesi, yeni ekonomi yönetiminin eski yönetimin yaptıklarını onayladığı biçiminde algılanmasına neden olabilir. İYİ Parti Samsun Milletvekili Erhan Usta, dün Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, “Hükümet istiyor ki muhalefet bu işin peşini bıraksın. Ancak muhalefet bu işin peşini bıraksa bile Türk milleti bu işin peşini bırakmaz” dedi. Bu rezervlerin evrensel ölçeklerin dışında bir usul ile eritildiğini, daha doğrusu nasıl eridiğinin belirlenemediğini kaydeden Usta, “Sayın Elvan, bu tür polemiklerden kaçınmalı. Bir açıklama yapacaksa, bu, rezervlerin nasıl eridiğine ilişkin olmalı. Ancak Elvan, bu açıklamayla, bu rezervlerin eridiğini kabul etmiş oldu” şeklinde konuştu.
...***
İbrahim Kiras 23 Şubat tarihli Karar gazetesinde, " Ben devletim demeye başlamışsanız"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Devlet geçmiş çağlarda belirli zümrelerin veya daha ziyade kimi hükümdar ailelerinin mülkü kabul edilirdi. Türkçedeki ülke ve mülk kelimelerinin müteradif oluşu da bundan. Ancak insanlığın tarih boyunca yaşadığı tecrübelerin ve gelişmelerin doğal sonucu olarak bugünkü “modern devlet” tek tek vatandaşlardan müteşekkil millet bütünlüğünün yönetim aygıtındaki temsilcisi olarak kabul ediliyor. Buna göre yönetim aygıtında görev yapan kadrolar millete hizmetle yükümlüler yalnızca. Üstünde “geçici görevle” oturdukları makamların sahibi değiller. Bir zümreye veya bir aileye ait değil o aygıt. Söz gelimi babadan oğula geçen makamlar değil artık bunlar."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ne var ki Türkiye’de şimdilerde -aralarından bazıları geçmiş yıllarda kendi devletlerinden “te-ce” diye söz eden- birtakım iktidar mensupları “Ben devletim, bana laf söyleyen devlete laf söylemiş olur” diye kendilerini eleştirenleri korkutmaya çalışıyor.
Bunu söyleyen kişi ya devletin ne olduğunun farkında değil ya da oradaki mevcudiyetinin bir “hak” değil “görev icabı” olduğunun bilincinde değil.
Peki, bu retorik nerden kaynaklanıyor? Galiba, devletin sahibi olan millete karşı sorumluluklarını yerine getirmedeki eksikliklerinin o makamlarda bulunmalarının meşruiyetini tartışılır hale getirdiğinin itirafı var bu yaklaşımda. Yani hesap veremez durumda oldukları için “Bizden hesap soramazsınız” diyerek kabadayılığa vuruyorlar işi.
Gelgelelim geçici olarak bulundukları o makamların kendilerine sağladığı “görev gücünü” makamın gerçek sahibinden gaspetmeleri mümkün değil. Neredeyse iki asra yakın bir süre geçti bu milletin oy sandığıyla tanışmasının üzerinden. Dünyanın ve insanlığın bugün gelmiş olduğu noktada zaman zaman belirli geri dönüşler de yaşanacaktır mutlaka ama bir toplumun egemenlik haklarını herhangi bir zümreye terk edebileceğini düşünemeyiz artık.
...***
Esfender Korkmaz 23 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Yoksullaştıran büyüme"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi(YD-ÜFE ), ocak ayında yıllık yüzde 35,53 oranında arttı. Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi, Türkiye'de üretimi yapılan ve yurt dışına ihraç edilen ürünlerin üretici fiyatlarını zaman içinde karşılaştırarak fiyat değişimlerini ölçen fiyat endeksidir.2020 Ocak ayında ortalama dolar kuru, 5,95 idi. Bu sene 2021 Ocak ayında 7,37 oldu. Yani bir yıl içinde TL yüzde 19,3 oranında değer kaybetti. ABD, Çin'le ve AB ile kur savaşı yaşıyor. Dolar değer kaybederse ABD ihracat malı ucuzlar ve ihracat artar."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bizde TL değer kaybettiği halde Türkiye'nin ihracatı artmıyor. Nedeni ihracat malları üretiminde ithal girdi oranının yüzde 70 gibi çok yüksek seviyede olmasıdır. Kur artıp TL değer kaybedince ithal mallarının da fiyatı artıyor. Pandeminin de etkisi oldu; ama 2019 yılında Türkiye'nin yıllık ihracatı 182,3 milyar dolar iken, 2020'de 168,2 milyar dolara geriledi. Türkiye 2020'de 37,9 milyar dolar dış ticaret açığı verdi.Üretim ithal girdiye bağımlı iken ve dalgalı kur politikası varken, Türkiye'nin iki yakası bir araya gelmez. Bunu yaşamamıza rağmen neden göremiyoruz? Acaba başka hesaplar var da görmek işimize mi gelmiyor? Aslında AKP iktidarının dış ticaret politikası hiç olmadı... Eğer olsaydı incik-boncuk ithal ettiğimiz Çin'e karşı her sene 18-20 milyar dolar dış ticaret açığı verir miydik?Türkiye küreselleşmeyi ve dışa açılmayı en yanlış anlayan ve bu nedenle en fazla kan kaybeden ülkedir. Kambiyo serbestliği ve dışa açılma bir intibak süresi, bir geçiş süreci içinde olmadı. 24 Ocak kararları ile bir gecede oldu.Eğer baştan beri ihracata dayalı bir sanayileşme ve büyüme modeli geliştirmiş olsaydık, bugün gelişmiş ülke statüsünde olurduk.İhracata dayalı sanayileşme ve ihracat politikası, bir süre kemer sıkma ve tasarruf yaratma gerektirir. Hiçbir iktidar bunu göze alamadı.Türkiye'de her şey etkisi hemen görülen büyüme algısı üstüne inşa edildi. Bu nedenledir ki Türkiye iç talebe bağlı büyüme yaşadı.Mamafih aşağıdaki grafikte, özel tüketim artışı olduğu yıllarda büyüme oranının daha yüksek olduğu ve iç talebe bağlı bir büyüme yaşandığını rahatça söylemek mümkündür.