Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: İktidar, kaynak için Ulaştırma Bakanlığı’na da borç üstlenim anlaşması yetkisi veriyor
Star:
Kılıçdaroğlu'nun kardeşi Diyarbakır annelerini ziyaret etti: Ben de abimi HDP'den istiyorum
Milli gazete:
AKP'li Ünal'ın yerli ve millilik videosu: Bahçeli'yi yerden yere vurdu
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mehmet Ocaktan 1 Mart tarihli Karar gazetesinde, “Kaybedenlerin hikayesi hep böyle yazılıyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AK Parti’nin 2002’den 2021’e uzanan yolculuğunda yaşanan sayısız başarı hikayelerinin, şimdilerde nasıl bir seyir izlediğini ve hangi sona doğru yaklaşmakta olduğunu anlamak için çok özel bilgilere sahip olmak gerekmiyor. Zira her şey o kadar göz önünde cereyan ediyor ki, doğal olarak yaşananlar karşısında herkes “Allah encamımızı hayreylesin” cümlesini kendiliğinden söyleme gereği duyuyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bir kere makuliyet kaybedilmeye görsün iktidarları bağlaması gereken “hukuk” hükmünü icra edemez, en temel vicdani duygular kimse için bir anlam ifade etmez hale gelir. Güçlülerin sesinden başka bütün sesler duyulmaz olur, çünkü etraf sadece onların devasa gövdeleriyle kaplanmış durumdadır. Tıpkı güçlü bir dev karşısında balıkların suyun derinliklerine, kuşların göğün maviliklerine ve tabiattaki bütün varlıkların inlerine saklanmaları gibi herkes bu güç karşısında siner ve kimsenin sesi çıkmaz olur. Evet onlar güçlüdür, her şeye, herkese hükmetmeye muktedirler ama yeryüzünde hiçbir şeyin ömrü sonsuz değildir.
Şimdi Cumhur İttifakı da sınırsız bir güce sahip, ama aynı zamanda en zayıf dönemlerini yaşıyorlar. Büyük toplum kesimlerinin etraflarından hızla uzaklaştığını gördükçe de müthiş bir telaş içindeler. Her ne kadar bir özgüven patlaması yaşıyor gibi görünseler de, bu özgüven mezarlıktan geçerken ıslık çalmak gibi bir şey olsa gerek…
Huysuz ve huzursuz bir hal içindeler, çünkü yola çıkarken hedef olarak koydukları bütün demokratik değerleri yerle bir ediyorlar, “ben ne dersem o olur” anlayışını bir yönetim tarzı olarak kabul ettikleri için devletin yargı ve güvenlik güçleri marifetiyle uygulamaya soktukları otoriter/totaliter uygulamaların millete verdikleri en değerli hizmet olduğunu sanıyorlar.
Maalesef AK Parti iktidarı adaleti ve hakkaniyeti sadece kendi taraftarları için bir hakmış gibi görmeye, milletle inatlaşmayı bir fazilet olarak algılamaya başladığı günde bu yana, daha önce savunduğu bütün değerleri reddederek yeni bir hikaye yazıyor.
Aslında iktidar partisi için 2018 yerel seçimleri dramatik bir kırılma noktasıydı, eğer sandıkta yapılan ikazı değerlendirebilseydi belki yeni bir hikaye yazma fırsatı yakalayabilirdi. Ama o bildiği yoldan şaşmadı ve yönetilemeyen bir Türkiye ile övünmeye devam etti.
Siyasi tarihimizde yaşanan örnekler göstermiştir ki, iktidarların eli ayağına dolaşmaya başladığında telaşla ürettikleri yeni formüller, her zaman kendileri için hezimetle sonuçlanmıştır. Hatırlayalım, Cumhur İttifakı’nın neredeyse çağın en büyük icadı olarak üretip hayata geçirdiği Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sonunda en çok kendilerini mutsuz eden bir rejime dönüşmüş durumda.
Şimdi iktidar, kendisi için adeta ayak bağı haline gelmiş bulunan bu rejimin 50+1 engelini aşabilmek için siyasi ahlak kurallarını hiçe sayarak muhalefetteki “demokrasi ittifakı”na göz dikmiş bulunuyor. Kağıt üzerinde yapılan bu tür iktidar denklemlerinin hiçbir işe yaramayacağını bile bile kimi partilere bacadan girerek, kimi partilerin içine fitne sokarak sonuç almaya çalışıyor.
…***
Mehmet Kara, 1 Mart tarihli Yeniasya gazetesinde, “Kongre sürprizi olur mu?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bu ay içinde Cumhur ittifakı partilerinden önce MHP ardından da AKP’de olağan kongreleri yapılacak. 18 Mart’ta kongresini yapacak MHP’de Bahçeli, “Eğer uygun bulursanız, dâvâya hizmetimin devamını arzular iseniz 18 Mart’ta yapılacak kurultayda genel başkan olarak adayım arkadaşlar” diyerek adaylığını açıklarken sürpriz beklenmiyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
AKP kongresinde sürpriz bekleyenler ise çoğunlukta. Sosyal medya üzerinden Maliye Bakanlığı’ndan istifa ettikten sonra bir daha görülmeyen geçtiğimiz hafta içinde avukatı tarafından evinde ailesiyle birlikte olduğunu söyleyen Berat Albayrak’ın doğum gününde kayınpederi Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ülkeye yaptığı büyük hizmetlerinden bahsedilmesi ile yeniden gündeme geldi.
AKP kongresine haftalar kala Berat Albayrak’ın tekrar gündeme gelmesi, sosyal medya üzerinden “Berat Albayrak yanındayız” paylaşımları yapılması, “AKP Genel Başkanı mı oluyor, yani kabineye tekrar mı giriyor?” sorularını beraberinde getirdi.
Buna karşılık Numan Kurtulmuş, Binali Yıldırım ve Süleyman Soylu’nun da AKP genel başkanlığına seçilebileceği de konuşulmaya başlandı.
2019 yerel seçimlerinde başta İstanbul, Ankara olmak üzere birçok büyükşehri kaybeden AKP’de, uzun süredir güçlü bir değişim beklentisi olduğu biliniyor. Erdoğan, seçimlerden sonra, seçmenin “değişim mesajını aldıklarını ve gereğini yapacaklarını” açıklamış, ancak bu tarihe kadar alınan mesajın gereği yapılmamış. Kongre fırsat bilinerek hem kabine hem de parti yönetiminde “önemli değişiklikler” olabileceği de konuşuluyor.
Bakalım, İstanbul’un da aralarında bulunduğu 50 dolayında il başkanını değiştiren AKP’de partinin karar organı olan Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’nun (MKYK) en az yarısı değişecek mi? Bu durum pek sürpriz olmaz.
Türk Tipi Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin en çok eleştirilen yönlerinden birisinin cumhurbaşkanının aynı zamanda bir partinin genel başkanı olması konusunda Erdoğan AKP Genel Başkanlığı’nı bırakıp bir sürpriz yapacak mı?
Bütün bunlar konuşulurken Erdoğan’ın, “Yola çıkarken yanımızda kimler vardı, ama bugün maalesef kimler var” sözlerinin bazı şeylerin dışa vurumunun olup olmadığı da görülmüş olacak. Dışarıdan seyredip görelim…
…***
Remzi Özdemir, 1 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Çıldırtan Fizz bankacılığı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Mehmet A. 10 yıl önce emekli olmuş bir polis memuru. Emekli olmadan 5 yıl önce maaşlarını Türkiye'nin en büyük ailelerinden birine ait bankadan almıştı. Aradan geçmiş tam 15 yıl ve bu yerli sermayeli banka emekli memurun adeta psikolojisini bozmuş durumda. Bir insan bir bankadan kaç kez aranır? Ya da hangi saatlerde aranabilir?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu bankada ne zaman, ne de sayı birimi kalmış.Son bir ay içerisinde tam 8 kez aranmış.Bazen hastanede, bazen cenazede. Bazen ise yemekte. Hastalığı nedeniyle yatarken bile bankadan aranmış.Bankaların telefon numaraları ya 0850 ya da 444'lü olduğundan onları açmıyor. Ama normal numaradan arandığı için mecbur kalıp açıyor.Borç batağındaki vatandaşa kredi teklif ediyorlar.Kredi kartını ödeyemeyen kişiye kredi kartı. Borcunu ödeyemediği faturalar için otomatik ödeme talimatı istiyorlar.Tam bir akıl tutulması.Bu bankanın son iki yıldır uyguladığı bir program. Banka bu program için milyonlarca dolar ödemiş. Adı Fizz. Açılımı nedir bilemiyorum. Ancak bilinen bir şey var ki, aranan da arayan da çıldırmış durumda.Banka her personeline Fizz hedefi veriyor. Günde en az 50 kişi arayacak.50 kişiyi taciz anlamında. Bir de belirli süre konuşmak zorunda 30-50 saniye konuşmadan kapatırsan sayılmıyor sil yeni baştan.Bunun için bankacı, teklifi ile ilgilenmeyen müşteriyi ne yapıp yapıp konuşturmak zorunda. Ne yapsın gariban banka çalışanı, hedefi var.Buradan BDDK'ya sesleniyorum:Bu da mı suç değil!Vatandaşı telefonla taciz etme programı da mı suç değil! Böyle bir saçmalık mı olur?Vatandaş yıllar önce telefon aramalarına mecburen izin veriyor ama bu demek değil ki sen yıllar sonra o insanı, personele verdiğin zorunlu hedef ile aratıyorsun.Aynı bankanın personeli anlatıyor; 'Artık psikolojimiz bozulmuş durumda. Bir yandan diğer hedefleri tutturmaya çalışırken bir yandan da Fizz hedefini yani müşteri tacizini yapmak zorundayız. Bazı kişiler daha ismimizi duyar duymaz suratımıza kapatıyor. Bazı kişiler de küfrediyor kapatıyor.'Artık şubesine bile girmeye korkan vatandaşı mecbur kalıp, telefonla taciz ediyor.Artık birilerinin bu telefon tacizine son vermesi lazım. Bankaların ürün pazarlama veya benzeri şeyler için arama yapmalarına çekidüzen verilmeli. Belirli saatlerde aranmalı, başka şube tarafından aranmamalı ve müşteri bir daha aramayın dediği zaman kesinlikle aramamalı.