Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Kılıçdaroğlu'ndan Koca'ya: Erdoğan seni aldatıyor
Star:
Savunma Sanayii İcra Komitesi'nden önemli açıklama: Türk savunma sanayi hedef alınıyor
Karar:
Reformun arkası seçim yasası
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Emre Kongar 2 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Fezlekeler hukuk sorunu değil, siyaset oyunudur"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" İktidarın artık önlenemez ve gizlenemez hale gelen büyük oy kaybı, “Cumhur İttifakı’nda” tam bir paniğe yol açmış görünüyor: Çeşitli manevralarla sadece hükümete değil, devlete de tümüyle egemen olan iktidar, bu gücünü her türlü hukuka, adalete, bilime, tarihe, akla, mantığa, vicdana, siyasal geleneklere aykırı olan bir biçimde kullanmakta bir sakınca görmüyor...Ve hukuk, adalet, bilim, tarih, akıl, mantık, vicdan, siyasal gelenek karşıtı olarak aldığı her baskıcı, antidemokratik ve akıl dışı önlemle biraz daha destek ve taban kaybediyor..."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Destek ve taban kaybettikçe, paniği artıyor...
Paniği arttıkça, ekonomik ve sosyal alandaki hataları çoğalıyor!
Ve ne yazık ki hayatın bütün alanlarını kapsayan bu hataların bedelini toplum ödüyor.
İşin asıl ilginç ve korkunç yanı tam bu noktada ortaya çıkıyor:
Aldığı kararların yaptığı işlerin toplumu zarara uğrattığını, hayatı çekilmez ve yaşanılmaz hale getirdiğini gören iktidar, yandaşlarını kendi hatalarından korumak için artık AKP’li olan ve AKP’li olmayan ayrımını hayatın her alanına ve özellikle de güvenlik güçlerinin ve yargı mekanizmasının hâkim olduğu konulara yayıyor...
Yasaklar, baskılar ve cezalar sadece “AKP’li olmayan” nüfusa uygulanıyor...
“AKP’li olanlara” ise ister sosyal medya ortamında isterse gerçek yaşamda olsun, (kadın yazarlara dijital ve Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı’na gerçek linç girişimi, küfür ve hakaret dahil) her alanda her şey serbest bırakılıyor.
AKP- MHP ittifakı elbette destek ve taban yitirdiğinin ve bu gidişle iktidardan da düşeceğinin farkında...
Hatta herkesten önce ve herkesten daha fazla farkında, çünkü elindeki bilgi ve haber kaynakları hepimizden çok.
Bu nedenle de seçim sonuçlarını kendi lehine çevirmek için yapmayacağı şey yok. Neler yapabileceğini, son “Hukuk Dünyasında Doğmayan Halkoylaması”nda yaptıklarından tahmin edebiliyoruz:
Son derece adaletsiz bir propaganda dönemi çerçevesinde muhalefetin her türlü toplantı, gösteri ve propaganda etkinliklerinin engellenmesi; iktidarın yasadışı bile olsa, bütün eylem ve söylemlerine izin verilmesi...
Oy kullanma, oy sayımı ve sonuçların ilanı konularında yasalara aykırı olan “illegal” yollara başvurulması... Sonuç olarak “Atı alanın Üsküdar’ı geçmesi”! Fakat bu kez destek ve oy kaybı, ne türlü saptırıcı müdahale yapılırsa yapılsın, gizlenebilecek düzeyi aşmış görünüyor.
İşte HDP’liler için hazırlanan fezlekelerin Meclis’e gönderilmiş olması, iktidarı yitirmekte olduğunu gören AKP-MHP ittifakının umutsuz panik eylemlerinden biri.
Karşısındaki CHP-İYİ Parti-Saadet Partisi ittifakında fezlekeler konusunda farklı oylama davranışları ortaya çıksa bile Millet İttifakı ile HDP arasında gayri resmi olarak kurulmuş olan “Demokrasi Cephesi”nin yara alması çok muhtemel görünmüyor.
...***
Kazım Güleçyüz 2 Mart tarihli Yeniasya gazetesinde, " Tek adam rejimiyle adalet olur mu?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Ne zamandır lafı edildiği halde hâlâ gündeme getirilemeyen ve işin gerçeği kimsenin de inanmadığı “reform paketi,” yeni bir erteleme olmazsa bugün açıklanacakmış. Muhtevasıyla ilgili haberlerdeki detayları daha önce değerlendirdiğimiz için tekrarlamaya hâcet yok. Özeti: Hukukun en temel kural ve kriterlerini hayata geçirmek için pakete gerek yok, o kriterleri uygulamak yeter. Yani asıl sorun anlayış ve uygulamada.diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
“Son dönemde başta yargı alanı olmak üzere yaşanan tartışmalar maddelerin hayata geçmemiş olmasından, eksikliklerden ya da uygulama sorunlarından kaynaklanıyor” diyen Hande Fırat da aynı şeyi söylüyor (Hürriyet, 23.2.21).
Yine Fırat’ın aktardığına göre, paketin “İfade ve basın özgürlüğü standartlarının yükseltilmesi” başlıklı bölümünde, bunun için yapılacaklar listesinde şunlar da varmış:
“İfade özgürlüğünün en geniş şekilde teminat altına alınması için düzenlemeler gözden geçirilecek.” Düzenleme ile sorun çözülecek olsaydı, TMK’da geçen yıl yapılan değişiklikle bu iş bitmiş olurdu. Ama olmadı. “Haber ve eleştiri niteliğindeki yayınlar”ı da “terör örgütü propagandası” sayarak cezalandıran kararların sonu gelmedi. Bir örneğine de Özdabak’la birlikte bizzat muhatap kılındık.
Son örnek, Ömer Faruk Gergerlioğlu’na aynı gerekçeyle verilen çok tartışmalı mahkûmiyet için Yargıtay’dan çıkan onama kararı. Pakette “Haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacı ile yapılan düşünce açıklamalarının soruşturma konusu olmaması için yetkililere düzenli eğitim verilecek” deniliyormuş. Ne eğitimi? Kim kime eğitim verecek? Hele Yargıtay üyesi konumundakilere?
Dönüp dolaşıp yine aynı yere geliyoruz: Zihniyet değişmeden sorun çözülmez. Hele bu zihniyete yaslanıp, kontrolündeki HSK üzerinden mahkemelere her türlü yönlendirme, müdahale ve baskıyı yaparken, “yargı bağımsızlığı” söylemlerini ağzından düşürmeyen ve reform paketlerinden dem vuran bir iktidarla hiçbir şekilde çözülmez. Tek adam rejimiyle adalet olmaz.
...***
Esfender Korkmaz 2 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Bir kayıp yıl daha yaşadık"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"2020 büyüme verileri açıklandı. Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) yüzde 1,8 oranında büyüdü. 2020'de nüfus artış oranı da binde 5,5 oldu. Bu durumda 2020 fert başına gelir artışı yüzde 1,24 demektir. 2020 Dolar cinsinden fert başına gelir 8559 dolar oldu. Oysa ki 2007'de fert başına gelir 9656 dolar idi. Bu on beş yılda Türkiye orta gelir tuzağına düşmüştür. Orta gelir tuzağı bir ülkenin dolar cinsinden fert başına GSYH büyüklüğü itibariyle uzun yıllar aynı düzeyde takılmasıdır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Geçmişte de Türkiye, Güney Kore, Yunanistan gibi ülkelerle aynı fert başına GSYH düzeyinde başladığı yarışmayı orta gelir tuzağına takıldığı için kaybetmişti.Orta gelir tuzağına düşen ekonomiler yatırım ve kalkınma için ilave gelir yaratamaz. İç dinamikleri zayıflar. Büyüme ve kalkınmaya ara vermiş olurlar.Gerçi dolar cinsinden fert başına gelirin düşmesinde kur artışlarının da etkisi var. Ama satın alma gücü ve tasarruflar açısından dolar kurundaki artış halkın hayatına aynen yansıyor. Öte yandan yüzde 1,8 büyüme düşük büyümedir. Ama pandeminin etkisini dikkate almak gerekir.2020 yılında, sanayi sektörü yüzde 2 büyürken, finans ve sigorta sektörü yüzde 21,4 büyüdü. Türkiye'de zaten bozuk olan sektörel denge daha çok bozulmuş oldu. İnşaat sektörü yüzde 3,5 ve hizmetler sektörü ise yüzde 4,5 oranında daraldı.2020'de yüzde 1,8'lik büyümeyi tarım sektöründe yüzde 4,8 büyüme ve tüketim harcamalarındaki yüzde 3,2 oranındaki artış etkiledi. İhracat azaldı, ithalat arttı. İç talep artışı, arz kapasitesinin üstünde olursa, yatırımları, mal ve hizmet üretimini tetikler. Ancak geçici bir dönem için enflasyona ve cari açığa yol açar. Dahası iç talep daralınca bu defa arz fazlası ve atıl kapasite ortaya çıkar ve büyüme düşer. Dış talepte de aynı sorunun yaşanması daha düşük olasılıktır. Söz gelimi bir dünya krizi olmazsa dış talep daralması olmaz. Ayrıca dış talep daha geniştir. Kaldı ki ülkenin rekabet gücü yüksekse krizlerde bile büyümeyi daha az etkiler.
Geçmiş yıllara bakarsak, tüketim artışı ile büyüme arasında paralellik olduğu anlaşılır. Aşağıdaki tabloda, özel tüketim artışı olduğu yıllarda büyüme oranının daha yüksek olduğu ve iç talebe bağlı bir büyüme yaşandığını rahatça söylemek mümkündür.
İç talep artışı, ithalatı da artırıyor. Cari açık artıyor. Sonuçta cari açıkla büyüme gibi sürdürülemez bir durum ortaya çıkıyor.Türkiye'de üretimin ithal girdiye bağımlı olması nedeni ile üretmek için önce ithal etmek gerekiyor. Bunun içindir ki ithalatta büyüme her zaman ihracattaki büyümeden daha fazla olmuştur. Başka bir ifade ile Türkiye'nin ihracat yapması için önce ithalat yapması gerekiyor.
...***
Değerli dinleyiciler programımızın sonunda Parstoday Türkçe servisi yayınlarını cep telefonlarınızdan da takip edebileceğinizi hatırlatalım.Bu bağlamda Aplikasyon cep telefonları aracılığı ile Parstoday Türkçe yayınlarını canlı olarak veya arşivden istediğiniz zaman ve istediğiniz yerde dinleme imkânına sahipsiniz. Bu amaçla Parstoday, kendi yayınlarını dinlemeniz için sizlerden her hangi bir ücret talep etmemekte. Sadece “Mobile Data” sistemini kullanmanız durumunda internet bağlantısı sağlamanız için kendi cep telefonlarınıza uygun internet paketleri ücretlerini ödemeniz yeterlidir. Şimdilik hoşça kalın.012