Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Mimarlığa ilahiyatçı dekan atanmasına Mimarlar Odası tepki gösterdi
Star:
Macron samimiyet testinde!
Yeniasya:
okullar renklere göre açılacak
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Özgen Acar 5 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Kalkınıyormuşuz!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı “ekonomik büyüme” verilerine göre yılın ilk çeyreğinde, geçen yılın ilk çeyreğine göre yüzde 4.5 büyümüş, ancak 2020 genelinde yüzde 1.8 oranında artış gösterebilmişti... Türkiye’de nüfus artış oranı 2019’da yüzde 1.39 iken 2020’de 0.55’e gerilemişti...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu durumda, 2020’de nüfus artış oranı dikkate alındığında “ekonomik büyüme” ancak yüzde 0.25 oldu! AKP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Gençlerimize şunu söylüyoruz; 1 olur garip olur, 2 olur rakip olur, 3 olur denge olur, 4 olur bereket olur, gerisi Allah kerim...” diyor...
Ya genç çiftler, Erdoğan’ın bu öğüdünü dinleselerdi, kalkınma hızı ne olurdu?
Demokrat Parti’nin (DP) ekonomik yıkıntısı nedeniyle, düzgün bir ekonomi için Milli Birlik Komitesi (MBK), anayasa için Kurucu Meclis’i ve Devlet Planlama Teşkilatı’nı (DPT) kurdu. DPT de 1961’de ilk “Beş Yıllık Plan” hazırlıklarına başladı.
DPT, kalkınma hızı için şu ilkeyi öngördü: “Nüfus artışı yüzde 3 olduğuna göre kalkınma hızı yıllık yüzde 7 olmalıdır. Çünkü bunun yüzde 3’ü nüfus artışı ile eriyeceğinden, gerçek kalkınma, ancak yüzde 4 olabilecektir!”
Kamuda şu tartışma başladı! Kalkınma hızı yüze 6 mı, yüzde 7 mi, yüzde 8 mi olmalı...
Benim 6-7 aylık yeni bir muhabir olarak, Kurucu Meclis üyeleri arasında düzenlediğim ankette “Kalkınma hızı size göre kaç olmalı” diye bir sorum vardı. Yanıtlar kamudaki tartışmaya paralel olarak yüzde 6, 7, 8 arasında değişiyordu. Ancak bir temsilcinin şu yanıtı olağanüstü ilgi çekti:
“Ne demek yüzde 6, 7, 8 kalkınma hızı? Kalkınma dediğin yüzde 100 olur. Kalkınma hızı yüzde 100 olmalıdır!”
2021 Şubat ayında ihracat 16 milyar dolara, ithalat 19.4 milyar dolara yükseldi. Dış ticaret açığı yüzde 10.7 artarak 3.4 milyar dolar oldu!
2019’un son işgünü dolar 5.95 TL, Avro 6.67 TL, sterlin ise 7.84 TL idi... 2020’de aynı tarihte ise dolar 7.35 TL, Avro 9.02 TL, sterlin de 10 TL idi.
2020’de TL, dolar karşısında yüzde 23.5, Avro’da 35.2, sterlin karşısında ise 27.6 oranında değer yitirdi...
Aralık 2019’da yüzde 20.2 olan geniş tanımlı “işsizlik oranı”, mayısta yüzde 25.1’e çıktı. Ekim 2020’de, bu oran yüzde 22.5’e gerilese de kasımda yüzde 24.8’e yükseldi. Kasım ayındaki geniş tanımlı toplam işsiz sayısı da 8 milyon 939 bin kişi olarak gerçekleşti.
…***
Taha Akyol 5 Mart tarihli Karar gazetesinde, “Erdoğan nasıl bir anayasa istiyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Yeni anayasa yapımı konusunda Cumhurbaşkanı ve iktidar partisi lideri Erdoğan’ın İnsan Hakları Eylem Planı töreninde söylediği şu: “Hak ve özgürlükler temelinde hazırlanmış, yeni ve sivil bir anayasa… Milli iradenin üstünlüğü esasına göre hazırlanacak yeni bir toplumsal sözleşme metni…””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Evvela, Cumhurbaşkanı mevcut anayasadaki hangi “hak ve özgürlükleri” yetersiz buluyor, bu bilmiyoruz. Bu konuda bir açıklaması olmadı.
Hatta, tam aksine, iktidarın mevcut anayasadaki hak ve özgürlükleri daha da sınırlamak istediğini gösteren veriler var: AYM’nin bugünkü anayasadaki hak ve özgürlüklere aykırı bularak iptal ettiği kanunlar… Bireysel başvurulardaki “hak ihlali” kararları… Uluslararası sıralamalarda Türkiye’nin yeri…
MECLİS’İN ÜSTÜNLÜĞÜ
Anayasa hukuku bakamından “milli iradenin üstünlüğü esasına göre hazırlanmış anayasa” kavramı fevkalade önemlidir.
Bu kavramı nasıl anlamalıyız?
Erdoğan’ın kendisinin açıklamaları var, mesela:
“Egemenlik Anayasa Mahkemesi’nin de değildir. Egemenlik milletindir. Hiç kimse, hiçbir kurum kendisini milletin üzerinde, milletin Meclisi’nin üzerinde özellikle de siyaset kurumunun üzerinde görmemelidir… Milli irade seçim sandığında belirlenir, TBMM’de de tecelli eder.” (2 Aralık 2014)
Bu durumda mesela Anayasa Mahkemesi’nin “TBMM’de tecelli eden milli irade”nin çıkardığı kanunları denetlemesini, iptal etmesini hukuken nasıl izah edeceğiz?
Çağımızda ise demokrasinin olmazsa olmaz iki şartı “hukukun üstünlüğü” ve “kuvvetler ayrığı” ilkeleridir.
İşte, çağımızda “Meclis”in çıkardığı kanunların anayasaya uygunluğunu denetleyen ve “siyasetin üstünde” yer alan bağımsız anayasa mahkemeleri vardır.
Eğer milli irade sadece Meclis’te tecelli ediyorsa “milli iradenin üstünlüğü esasına göre hazırlanmış anayasa”da Anayasa Mahkemesi’nin ve Danıştay’ın yeri ne olacak?!
Milli irade veya milli hakimiyet, sadece Meclis’te tecelli etmez. Yargıda da tecelli eder!
Milli irade veya milli egemenlik Yasama, Yürütme ve Yargı erklerinden oluşur.
Evet, yargı erki de bir egemenlik yetkisidir. Meclis kanun çıkarırken milli iradenin “yasama” yetkisini kullanır, AYM bir kanunu iptal ederken milli iradenin “anayasal yargı” yetkisini kullanır.
…***
Esfender Korkmaz 5 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Enflasyon vergisi ödüyoruz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“2020 GSYH'da büyüme oranı yüzde 1,8 oldu ve fakat fert başına gelir artışı yüzde 1,24 oldu. 2019'da da fert başına gelir yüzde 0,49 oranında düşmüştü. Pandemi veya yanlış yönetim, ama sonuç değişmiyor, son yıllarda kişi başına gelir artışı olmadı.Halen işçi çıkarma yasağı var ve fakat işçileri çalıştıran şirketler zor durumdadır. Bu sene yasak kalkınca, şapka düşecek, kel görünecek. Üç kişiden birimiz işsiz olacağız.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:…***
Şimdi bunların üstüne bir de yüzde 15,6'ya çıkan enflasyon bindi. Enflasyon da halkı yoksullaştırma aracı olarak çalışıyor.Toplumsal refahın ve kalkınmanın ön şartı ekonomik istikrardır. Ekonomik istikrar için İktisat'ın üç ayağının dengede olması gerekir. Üretim, istihdam, bölüşüm. Dahası iktisat, maliye ve istihdam politikalarının da planlama içinde koordineli uygulanması gerekir. Türkiye'de son 18 yıldır her şey günübirlik düşünüldü. Bu nedenle hem enflasyon önlenemedi, hem de enflasyonun ilave bozucu etkileri ortaya çıktı.Sabit gelirlilerin gelirini enflasyona göre düzeltmezseniz veya enflasyon altında düzeltirseniz bu kesimin satın alma gücü düşer.Türkiye'de ortalama TÜFE, sabit gelirlilerin geçinme endeksinin altında kaldığı için, bu kesim yoksullaştı.Söz gelimi 2020 yıllık TÜFE oranı yüzde 14,60 oldu. Yıllık gıda enflasyonu ise yüzde 20,61 oldu. Merkez Bankası her zaman gıda fiyatlarındaki artışı enflasyonun nedenlerinden biri olarak gösteriyor. Enflasyon düşük çıksın diye, TÜFE harcama sepeti içinde daha önce yüzde 26 oranında olan gıdanın payını yüzde 22,77'ye düşürdü. Bu hesapla 2020 yılında yüzde 14,60 olan TÜFE'de gıdanın katkısı 3,3 yüzdelik puandır. Gıdanın işçi ve memurun ve düşük gelirli grupların harcama sepeti içindeki payı ise yüze 45'tir. Bu hesaba göre harcama sepeti içindeki diğer harcama kalemlerinin TÜFE'ye etkisi aynı orana göre kalırsa, 2020 geçinmeye temel olacak TÜFE oranı 3 yüzdelik puan daha fazladır. Yani işçi, memur ve düşük gelirli olanların 2020 TÜFE olarak enflasyonu 17,6'dır. Eğer siz 14,60 üstünden enflasyon düzeltmesi yaparsanız, bunlardan enflasyon vergisi almış olursunuz.Bu nedenle ben yıllardır işçi ve memur için, ayrı bir harcama sepeti ve ayrı bir geçinme endeksinin hazırlanmasını savunuyorum. Gerçekte bunları işçi memur sendikalarının da savunması gerekir.Öte yandan bankalar da enflasyonun altında faiz vererek, tasarruf sahibinden gelir ve servet transferi yapıyorlar.Bankalar el birliği ile mevduat faizini enflasyonun altında tutuyor. Buna karşılık kredi faizlerini de yüksek tutuyor. Merkez Bankası banka ve kredi kartlarında azami faiz oranlarını tespit ediyor, ancak mevduatta asgari faiz oranlarını tespit etmiyor. Hükümetin de bu alanda bir yasa çıkarma niyeti yok. Bugüne kadar da olmadı.