Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Berat Albayrak’ın istifası sonrası başlayan yaprak dökümü, Borsa İstanbul’a sıçradı
Karar:
Dünyaya zeytin dalı
Milli gazete:
Avrupa’nın değişmeyen manzarası: İkiyüzlülük ve İslam düşmanlığı!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mehmet Kara 8 Mart tarihli Yeniasya gazetesinde, “Eylem plânında nihaî amaç”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Hükümet bundan önce neredeyse her yıl söylediği gibi yeni yıla, “Bu sene yeniden şahlanış yılı olacak” ile başlamıştı. Ardından ekonomi, hukuk ve demokraside yepyeni bir seferberlik başlatacaklarını söylediler. Ardından yeni bir anayasa tartışmasını başlattılar. Geçtiğimiz hafta içinde de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “İnsan Hakları Eylem Plânı”nı açıkladı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Eylem plânı 9 amaç, 50 hedef ve 393 faaliyetten oluşuyor. Plânın 2 yıllık zaman diliminde uygulanacağı söyleniyor. Uygulama takvimi de önümüzdeki bir iki hafta içinde açıklanacak.
Ayrıca 128 kanunda, 60 yönetmelikte ve 180’den fazla idarî uygulamada düzenleme getiren bu reform paketi üzerinde de çalışıldığı ifade ediliyor.
Bir taraftan da siyasî partiler ve seçim kanunlarında düzenlemeler yapılmaya, partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi “rehâbilite” edilmeye çalışılıyor.
Bütün bunlar üst üste konulduğunda en çok sorulan soru “19 yıldır neredeydiniz?” oluyor.
Bu hazırlıklarda “nihaî amaç” yeni anayasa olarak ifade ediliyor. Yeni anayasa adımı için bütün kesimlerden sürece katkı sunması isteniyor. “Kimseden destek gelmese de Cumhur İttifakı olarak hazırlık yapılacağı” söyleniyor.
2002 yılından beri birkaç kez anayasa değişikliği yapıldı. Yeni anayasa için bütün partilerin eşit şekilde temsil edildiği “TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu” kuruldu, ama bir netice alınamadı. Hatta Ahmet Davutoğlu 2015 yılında Başbakanken yeni anayasa konusunda bir çalışma başlattı, ama o dönem partisi ile ilişkisi olmayan(!) Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlık sistemini gündeme getirince bu çalışma gündemden düştü.
Peki, şu andaki siyasî ortam yeni bir anayasa yapımı için müsait mi? Olmadığını “hazırlık içinde olanlar”da biliyor.
Önce şunu söylemek lâzım: “Biz yaptık onlar kabul etmediler” demek için böyle bir çalışmanın yapılması son derece sakıncalı. Çünkü yapılacak ilk genel seçimden sonra belki yeni ve sivil bir anayasa yapma iradesi ortaya çıkarsa, buna göre Meclis’te bir tablo oluşursa, bugünkü tavır o zaman etkili olur ve Türkiye 1982 darbe anayasası ile uzunca süre yönetilmeye devam edip gider. “Darbeciler anayasa yapıyor siviller yıllardır yapamıyor” eleştirileri de haklılık kazanır.
Mevcut Anayasa’nın hükümlerine göre Anayasa teklifini TBMM’ye sunmak için “üye tam sayısının üçte bir çoğunluğu yani 200 milletvekili imzası” yeterli olduğu için bu teklif Meclis’e sunulabilir.
Ancak, anayasa değişikliği teklifinin kabulü için “üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu yani 400 vekil kabulü” gerekiyor.
TBMM’de “üye tam sayısının beşte üç çoğunluğu yani 360 vekil kabulü” olursa da anayasa değişikliği halk oylamasına sunulabiliyor.
Cumhur İttifakı içerisinde AKP’nin 289, MHP’nin 48 oyu var. Bu da toplamda 337 oy ediyor. Bu durumda bırakın Meclis’ten geçmesi için gerekli oya dahi ulaşılmasını, teklifin halk oylamasına sunulacak oya dahi ulaşamıyor. Aynı durum Millet İttifakı içinde geçerli. İki tarafında mutlaka ittifak dışındaki başka partilerin oylarına da ihtiyacı var. Şu anda görülen, böyle bir çalışma Meclis’e gelebilir, ama geçmesi imkânsız.
İktidara yakın gazeteciler dahi cumhurbaşkanın gündem değiştirmek konusunda usta olduğu, gündem değiştirmek isteyenlere “nal toplattığı”nı söylerken, “Şimdi de bomba gibi bir ‘yeni anayasa’ teklifi attı ortaya. Bu elbette muhalefetin temcit pilavı gibi koyup kaldırdığı ‘parlamenter sisteme dönüş’ olmayacaktır. Başkanlık sisteminin bir anlamda ‘konsolidasyonu’ olacaktır” diyerek de aslında gerçek niyeti ortaya koyuyorlar.
…***
Remzi Özdemir, 8 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Yabancıların sigorta vurgunu!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bu ülke hiç bu kadar sahipsiz olmamıştı.Koskoca ülke birkaç sigorta şirketi tarafından soyuluyor ve buna dur diyecek hiç ama hiç kimse yok!Evet! Türkiye bir avuç sigorta şirketi tarafından resmen soyuluyor. Yabancı ağırlıklı sigorta şirketleri, Türkiye'deki yine yabancı bankalar aracılığı ile öyle bir kumpas kurmuşlar ki!.. Banka şubesine adım atan herkese hiçbir zaman riske dönüşmeyecek saçma sapan poliçeleri zorla satıyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Yüzde 50'ye varan kâr marjı ile bankalar artık bu akıl almaz poliçeleri müşterilerine zorunluluk olarak dayatıyor.10 bin lira kredi almaya mı gittiniz? O halde en az 2 sigorta yaptırmak zorundasınız. Tamam, hayat sigortasını anladım. O müşterinin lehine. En azından öldüğün zaman borç ailenin üzerine yıkılmıyor. Peki ikincisi nedir?İkincisi derken, bunun üçüncüsünü yapan banka da var. Özellikle yüksek rakamlı kredi alan vatandaşlara 3. sigortayı bile zorunluymuş gibi dayatan bankalar var.Elbette sigorta zorunlu değil! Ancak kredinin onaylanması için bu sigortalara evet demek zorundasın.Vatandaş öyle çaresiz ki! O banka şubesinden çıkıp, öbürüne gitse onda da durum aynı.Bu iş artık zorbalığa dönüşmüş durumda.Şimdi bankacılık sektörünü yöneten otoritelere soruyorum?..Bu sigortalar dünyanın neresinde banka şubeleri tarafından kredi alanlara yaptırılıyor?Türkiye birkaç banka ve sigorta şirketinin sömürgesi mi?Bankalar aynı zamanda çalışanlarının da psikolojisini bozmuş durumda. Günlük sigorta hedefi veriyorlar. Bugün 5 tane kanişim mutlu sigortası satacaksın.Nerede bulacak kanişi olanı da sigorta yapacak? O da mecburen ya müşteriye yalvarıyor ya da birilerinin haberi olmadan kredi evrakının arasına koyup imzayı alıyor. Siz sanıyorsunuz ki, 10 bin lira kredi aldığınızda bin lira masraf ödediniz. Aslında masraf onun 100 lirası, geri kalanı yapıldığının bile farkına varmayacağınız ve dahası ne olduğunu bile anlamayacağınız sigortaya imza atıyorsunuz.Son olarak bazı bankalara 2 yıl önce sigorta cezası verilmişti. Gerekçe neydi?Bankalar sadece kendi çalıştığı sigorta şirketini mecbur tuttuğu için.İyi de bankalar bunu halen yapıyor. Gidin bakalım bir banka şubesine, başka yerden yaptırdığınız sigortayı kabul ediyor mu?Gerçekten çok yazık bu ülkeye.
…***
Mehmet Ali Güller 8 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Ankara-Kahire anlaşması, denklem bozar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Kahire’nin Türkiye’nin BM’ye bildirdiği kıta sahanlığı sınırlarını dikkate alarak hidrokarbon ihalesi duyurusu yapması, Atina’da endişe, Ankara’da mesafeli iyimserlik oluşturdu.Atina’yı ne derece endişelendirdiği ortada: Yunan basını “Kahire, Ankara’ya kapı araladı” yorumları yapıyor. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, hemen Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi’yi telefonla aradı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Yunan basınına göre Atina Kahire’den, Türkiye’nin ilan ettiği kıta sahanlığıyla çakışan 18 No’lu parsel için çıkardığı ruhsatla ilgili değişiklik talep edecek...
Ankara’da ise iyimserlik var ancak mesafeli bir iyimserlik: Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “İlişkilerimizin seyrine göre müzakere ederek Mısır’la bir anlaşma imzalayabiliriz” diyor; Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ise “Mısır’ın tavrı önemli bir gelişme, devam etmesini bekliyoruz, gelecek günlerde farklı gelişmeler olabilir” dedi.
Oysa konu ne “ilişkilerin seyrini” ne de “devam ettiğini görmeyi” bekleme lüksüne sahip!
Başından beri önemle belirttik ve defalarca yazdık: Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki kuşatmayı yarmak üzere Trablus’la bir anlaşma yapması gecikmiş olsa da olumlu bir adımdır ama sonuç verebilmesi için Ankara’nın Şam ve Kahire’yle normalleşerek onlarla da anlaşmalar yapması gerekmektedir.