Mart 14, 2021 13:55 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: İktidar, yeni ‘reform’la kıdem tazminatını kısa çalışmaya uyarlamak istiyor

Yeniasya:

Demokrasi karnesi düzelmeden ekonomi düzelmez

Star:

Altun: CHP, bizim konuşmamızı engellemek için kanun teklifi vermiş

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Mustafa Karaalioğlu, 13 Mart tarihli Karar gazetesinde, “Reform, anti reform karşısında favori görünmüyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Önce insan hakları eylem planı, ardından da ekonomi reformu açıklandı ama galiba asıl sormamız gereken soru, seçimlere kadar geçecek uzun sürede Türkiye’nin seçim kampanyası atmosferini kaldırıp kaldıramayacağıdır. Muhalefet doğal olarak seçim takvimini bekliyor olsa da Cumhurbaşkanı Erdoğan sistemli ve kararlı şekilde seçim kampanyasını başlatmış bulunuyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Reform paketlerinin fonksiyonu da zaman kazanmak olsa gerek. Reform dili bile o kadar temkinli ki iktidarın herhangi bir vaatten sorumlu tutulabilmesi mümkün değildir. Dilek ve temenniler... Dahası, bir adım atılma niyeti varsa zaten kanun ve kararname, hatta paket gerektirmeyen cümleler…  

“Gerçek reform” ise seçim barajı üzerinde çalışmalar ve millet ittifakını parçalama girişimleridir. İktidarın ve dolayısıyla Cumhur ittifakının ilk seçimde işine yaramayacak hiçbir reform, atılım, hamle vesaire için artık mesai harcanmayacağı bir döneme de girdik. Uzun süreli bir seçim atmosferine hazır olalım. Dolayısıyla, ülkenin çözüm bekleyen temel meseleleri için zaman kaybetmeyi kabullenelim. 24 Haziran’dan bugüne geçen süre de içerik ve nitelik olarak farklı değildi. Üstüne şimdi, HDP’nin kapatılması, fezlekeler üzerinden Kürt sorununu derinleştirmek, demokratik ortamı gölgelemek yoluna girildi. Reformları bir kefeye, reform lafının gündeme geldiği günden beri olup bitenleri başka kefeye koyalım. İkincisi o kadar ağır basıyor ki bırakın 19 yılı sadece son birkaç ay reforme edilse bile ortaya gösterişli bir reform paketi çıkardı. Tabiatıyla bu da mümkün olmayacak çünkü bir hafta öncesi yerli ve milli beratı taşıyan İyi Parti’nin notu bile yeniden “proje, hain, kripto” seviyesine indirildi. CHP’ye yönelik dozu artan suçlamalar, HDP’nin başında sallanan Demokles kılıcı, İyi Parti‘nin düşmanlaştırılması ve illa da seçim kanunu üzerinden siyasi mühendislik girişimleri… Seçim kampanyası başladı ve belli ki bu istikamette gelişecek.  

Erdoğan’ın yeni sistemle seçildiği günden şimdiye ve şimdiden seçime kadar yaşanacak süre; yani bir seçim dönemi tamamen gündelik siyasi çekişmelerle geçti, geçiyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin verimlilik ve performansını ölçmek için de açık bir siyasi tabloyu görüyoruz. Bir anlamda CHS, yeniden seçim kazanabilmeye odaklı ve bunun için de sınırsız yetki barındıran; bunu mümkün kılabilmek için de her türlü denetimi tasfiye eden katıksız bir sandık sistemidir. Erdoğan da sorunların çözümüne odaklanmak yerine, sistemin sunduğu bu imkanı kullanmayı tercih ediyor. Siyaset mühendisliği istediği sonucu verirse de haklı çıkmış olacak. Böyle olacağını da tahmin ediyor. Bildiği ve kolayına gelen siyasetin dozunu artırmaktan da bu yüzden çekinmiyor.  

Reform vaatlerinin aksine, şimdiden sonra daha çok reform ihtiyacı gerektirecek atmosfer yoğunlaşacaktır. Reform vaatlerini değil, anti-reform sözlerinin hayata geçirileceğini göreceğiz. Zira, anti-reformun mutlaka seçim kazanmak gibi fevkalade önemli bir motivasyonu bulunurken; reformun demokrasi, hukuk, şeffaflık gibi sıkıcı ve kısıtlayıcı unsurları var. Üstelik, iktidara yeniden seçim kazandırmak konusunda da garanti sunmuyor. 

…***

Cevher İlhan 13 Mart tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Kademeli kontrolsüz anormalleşme!””başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Koronavirüs salgınının birinci yılında siyasî iktidarca hâlâ verilerin gizlendiği karartmaya devam ediliyor. Sağlık Bakanı resmî rakamlarla Türkiye’de 30 bine yakın vefatın olduğunu ve üç milyon vakanın görüldüğünü açıklıyor, lâkin gerçek rakamların bundan fazla olduğu belirtiliyor. Bir yandan “vak’a sayıları beşten bire düşecek” derken, diğer yandan “yeni “kontrollü normalleşme”nin ilân edildiği 1 Mart’tan itibaren günlük vak’a sayıları 11 binden 14 bin 500’e çıkıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Yine “tablo hızla değişiyor” deyip vak’a sayısı “düşük riskli/mavi” iller “orta riskli/sarı”ya, “sarı” iller “yüksek riskli/turuncu”ya, “turuncular” “kırmızıya” boyanıp “çok riskli” kategoriye çıkmasından yakınırken öngörülemez vartada yine bütün tedbir vatandaşlara yükleniyor. 

Özetle, son basın toplantısında daha önce yaz başı tarihini verdiği aşılamaya dair Bakan’ın âdeta aşımız olursa ve her şey yolunda giderse anlamında “sonbaharda 50 milyon vatandaşımız aşılanacak” diye yine ileri atması yeterli aşının bulunmadığının örtülü ikrarı oluyor.  

Ve baştan beri konunun uzmanlarından gelen “iki veya üç haftalık tam kapanmayı” çalışanlara ödeme yapamamasından dolayı reddeden siyasî iktidar, ekonomide olduğu gibi salgında da kontrolü kaybetmiş. “Kısıtlamalar geri gelir!” tehdidiyle yine bütün sorumluluk vatandaşlara yıkılıyor. 

Bundandır ki “kademeli kontrollü normalleşme”nin “kademeli kontrolsüz anormalleşme”ye dönüştüğü kısırdöngüde yeniden kısıtlamalardan söz ediliyor. 

Salgınla mücadelede tedbirlerdeki çifte standartlar her haliyle sırıtıyor. Meselâ, piknik yapan üç beş kişiye, açık havada yürüyene ceza kesilirken, apartman toplantılarının açık havada yapılması dahi yasaklanırken, valiler, kaymakamlar, emniyet müdürleri, binlerce kişinin katıldığı iktidar partisinin “lebâleb” kongrelerini seyretme çifte standardını sergilediler. “İktidara ilişik medya”da on altı hafta devam eden kongrelere dair tek kelime bir eleştiri yapılmadı. 

Kalabalık bir cenâze merasimine katıldığı için halktan özür dilemekle kalan Sağlık Bakanı, “Bulaş yakın temasla artıyor, vatandaşımıza kapalı alanlardan uzak kalmalarını tavsiye ediyoruz. Bunun üzerine bir şey söylemem fazla olur” diye savdı. 

Garip olan, bütün bunlara rağmen bizzat Cumhurbaşkanı’nın katılımıyla partisinin “lebâleb il kongreleri”nden sonra tam da “kitle örgütleri, meslek odaları, kooperatifler ve benzeri kuruluşların genel kurullarının düşük, orta ve yüksek riskli illerde katılımı en fazla 300 kişiyle sınırlandırılırken, bu kez Ankara Spor Salonu’nda binlerce partilinin katıldığı lebâleb kadın kolları kongresinin yapılması; ve daha büyük kalabalıkların katılacağı büyük kongre hazırlıklarının yapılması.

Ve bütün bu garabetler, salgınla mücadelede samimiyeti sözkonusu edip ciddiyeti zedeliyor.

…***

Murat Çabas, 13 Mart tarihli Yenimesaj gazetesinde, “Risk haritası ‘KIRMIZI’ya doğru gidiyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Covid'le yaşadığımız son 1 yıl, hemen hemen her vatandaşımızın yakınlarından birçok kimseyi kaybettiği, acılı bir yıl oldu. Mart'tan 1 Haziran'a kadar süren bu süreçte birçok işletme açılamadı. Üretim ve ticaret durdu ama borçlar, borçların faizleri, faturalar, kiralar durmadı. Yaşanan büyük ekonomik darboğaz, 1 Haziran ile "normalleşme" sürecini getirdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Turizm sezonunun başlaması, iş dünyasının normalleşme talepleri ile başlayan bu süreç elbette ki sağlığı ikinci plana, ekonomik gerekçeleri ise birinci plana alarak başlatılmıştı.

Yaz sezonunun sonuna kadar süren bu süreç, pandeminin hızla yayılmasına, vaka ve ölümlerin artmasına neden oldu ve virüs tüm Türkiye'ye hızla yayıldı.

Tablonun giderek daha vahim bir hal alması, yeni kısıtlamaları beraberinde getirdi.

Lokantalar, kafeler ve yeme içme sektöründeki diğer işletmeler kapatıldı.

170 günün üzerinde süren bu süreç, kapanan bu kapsamdaki 180 bin işletmeyi iflas sürecine getirdi. Ve bu sektörde çalışan aileleriyle beraber 10 milyon kişiyi direkt etkiledi.

Siyasilerimiz bu sefer, hem ekonomiyi hem de sağlığı dikkate alarak "yeni normalleşme" sürecini devreye koydular. Vaka sayısı ve sağlık imkânları çerçevesinde illere göre rengârenk bir risk haritası oluşturuldu. 

Risk durumuna göre illerde uygulanacak kısıtlamalar da ortaya konuldu.

Buradaki amaç, kırmızı ve turuncu olanları, sarı ve mavi olmaya zorlamaktı.

Ama uygulamada beklenen olmadı, tam tersi oldu; maviler sarıya, sarılar, turuncuya, turuncular da kırmızıya doğru yöneldi. 

Umutlar aşıya bağlandı.

Pandemiyle 1 yıl geçti, "yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik", "tünelin ucu gözüktü" demek çok isteriz ama görünen son manzaraya baktığımızda diyebiliyor muyuz? Hayır.