Mart 15, 2021 12:32 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yeniasya: Ekonomide pandeminin 1. yılı: Pahalılık, işsizlik ve fakirlik arttı

Karar:

İsim değil, zihniyet değişsin

Cumhuriyet:

Ali Babacan, ekonomiyi ve gündemi değerlendirdi: "Tedavi konuşuluyor ama teşhisi konuşmak yasak!"

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Bursalı, 14 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Sandığa girecek olan pusula değil, vicdanlar olacak.."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bu kez hesap kitap yok. Kaç oyları var şu sıralarda, seçimleri kazanmak için kaç oya daha ihtiyaçları var Cumhur İttifakı’nın, yüzde 5 daha kazanmak için hangi şeytanlıklar planlıyorlar... Bunların hiçbiri yok bu yazıda...  Şüphesiz, iktidarın seçimleri kazanabilmek için mühendislik faaliyetleri önemli, bunları izleyeceğiz, analiz edeceğiz ve teşhir edeceğiz.. Fakat bu yazıda, bu hesapların dışında, sandığa girecek oy pusulalarının ve bunların sayımlarının dışında, seçimleri belirleyecek, sandığa girecek, çıkacak ve sonuçları belirleyecek başka bir parametreye işaret edeceğim. Hesaba katılmayan ama esasta sandığa girecek olan: Vicdan!"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Vicdan, sandıkta pek hesaplanmayan bir sandık girdisidir!

Pek beklenmedik bir zamanda patlar.

Kimse hesaba katmaz.

Sandıktan önce yapılan tüm kestirimler, kamuoyu yoklamaları ve sonuçları, oranlar, sayılar birden çöpe gider.

Bir bakmışsınız sandıktan hesapta olmayan bir şey çıkmış, vicdanlar konuşmuş, herkes sandığa oy pusulası yerine vicdanını atmış!

Kamuoyu araştırmacıları şaşırmış, hesaplarına bakmışlar, sandıktan çıkanla karşılaştırmışlar, başlarını kaşımışlar, “Neyi hesap etmedik, bu büyük yanılgının kaynağı ne” diye sormuşlar...

İktidar politikacıları “Acaba ne hile yaptı bu muhalefet sandıkta” diye komik komik konuşmuş.

Son büyükşehir belediye seçimlerinde İstanbul’da sandıktan vicdan çıkmıştı, unuttunuz mu?

Kent seçimini yapmış, 25 bin oy kadar farkla iktidarı değiştirmişti.

Hem de iktidarın tüm düzenlemelerine - kurdukları düzenlere rağmen..

Sandık seçim kurulları, hâkimleri, savcıları, hepsi..

İktidar, İstanbul’u kaybettiğine inanmamıştı..

Daha doğrusu seçimleri yenileyerek kazanabileceğini sanmıştı.

Her türlü hukuki çarpıtmayı yaptılar, Yüksek Seçim Kurulu’ndaki yandaşlarını harekete geçirdiler.

Her şey İstanbul halkının gözü önünde oldu.

İmamoğlu kazanmış ama başkanlık kendisine verilmiyordu.

Vicdanlar isyan etti!

RTE zaten İstanbul’u kazanmak için baştan itibaren adeta postallarıyla birlikte sahaya inmişti.

Adeta kendisi adaydı, bütün benliğini, kişiliğini, ağırlığını, iktidardaki 18 yılını sahaya koymuştu.

Tekrarlanan seçimde inanılmaz bir propaganda makinesi çalıştı.

Ama sandıktan büyük bir vicdan çıktı, 25 bin oy farkı 900 bin farka yükselmişti.

Seçimlerin tekrarlanma tartışmaları sırasında, sosyal medyada, “Eğer bunu tekrarlarlarsa, İmamoğlu 1 milyon fark atar” diye paylaşmıştım. En hafifinden, kazanılmış seçimlerin nasıl tekrarlanmasını istersin, iktidara mı çalışıyorsun, kes sesini.. biçiminde yemediğim hakaret de kalmamıştı.

Ama halkın oyu hiçe sayılınca vicdanı harekete geçmiş, oy olarak sandığa atılmıştı.

RTE, hayatının en büyük yenilgisini almış, tüm stratejisi, taktiği, mühendisliği... çöp olmuştu...Sandığa girecek olan oy pusulaları değil.. Vicdanlar olacaktır.

...***

Taha Akyol 14 Mart tarihli Karar gazetesinde, " ‘Tutuklama tedbirdir’"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Devleti yönetenler sık sık “tutuklama tedbirdir, ceza değildir” diye konuşurlar. Her devirde böyle…Bazen haksız ya da ölçüsüz tutuklamaları eleştirmek için, bazen ‘biz karışmıyoruz, mahkeme tutukladı’ diyerek siyaset yapmak için. Ne olursa olsun, bu söz doğrudur. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın böyle birçok beyanı olduğu gibi, son “İnsan Hakları Eylem Planı”na açıklamasında da “tutuklamanın bir koruma tedbiri olduğunu, istisnai olarak başvurulması gerektiğini” vurguladı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Hatta ağır “katalog suçlar”da bile “somut delile dayanma şartı getirerek, tutuklamanın istisnai bir koruma tedbiri olduğuna ilişkin ilkeyi tahkim ediyoruz” diye konuştu.

Bu beyanlar isabetlidir fakat belirli dosyalarda, HSK yoluyla yargıya müdahale edilmesi, “soruşturma aşamasında” talimat verilebilmesi gibi ciddi yapısal sorunları ortadan kaldırmıyor. Bu sorunları ortadan kaldıracak düzenlemeler söz konusu bile değil. 

Adalet Bakanı da bu yapısal sorunlara değinmiyor. 

Nitekim kimlerin tutuklanacağı, tutukluluk halinin devam edeceği veya tahliye edileceği yolunda siyasilerin yaptığı açıklamaları ve mahkemelerden de bu yönde kararlar çıktığını biliyoruz.

AİHM kararlarında belirtiliyor bunlar. Siyasetin ilgilendiği davalardaki ölçüsüz tutuklamalar ciddi bir sorun olmaya devam ediyor. Gerçi Cumhurbaşkanı, genel olarak, cezaevlerindeki tutukluların oranının yüzde 41’den yüzde 17’ye indiğini söyledi. Bu sevindirici ama toplamda cezaevleri o kadar doldu ki yer açmak için infaz kanununda adaletsiz değişiklikler yapıldığı gibi, yargı bağımsızlığının en önemli göstergesi siyasetin ilgi gösterdiği davalardaki durumdur. AYM eski Başkanı Haşim Kılıç’ın dediği gibi: “Yargının tarafsızlık ve bağımsızlığının test edildiği yer kuşkusuz siyasi davalardır. Diğer davalarda sorunlar daha çok teknik içeriklidir. Bunların çözümleri de zor değildir.” (Karar 11 Kasım 2019)

Yine de tutuklamanın “bir koruma tedbiri olduğunu, istisnai olarak başvurulması gerektiğini” söylemek, sık sık hatırlatmak doğrudur. Türkiye’de siyasi nitelikli davalarda haksız ya da ölçüsüz tutukluluk bir sorundur, tutuklukta yaşananlar ayrı bir sorun.

...***

Esfender Korkmaz 14 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Ekonomi reformu: "Seçim" dedi..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Açıklanan ''Ekonomi Reformları'' içinde niyet ve temenni dışında kalan, üreticiyi ve tüketiciyi ve piyasayı etkileyecek olanlar, birkaç önlemle sınırlı kaldı. Aslında, ciddi bir planlama içinde yapılmayan ve koordineli olmayan, parça parça kararlardan hiçbir zaman sonuç alınmamıştır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Açıklanan reformlardan bazıları;

"Basit usulde vergilendirilen berber, kuaför, tesisatçı, tuhafiyeci, marangoz, kaportacı, lastikçi, tornacı, çay ocağı işleticisi, terzi, tamirci gibi  850 bin esnaf gelir vergisinden muaf tutularak, beyan yükümlülükleri kaldırılacak"

Bu 850 bin kişinin ödediği vergi 300 milyon dolayındadır. Kaldırılması bütçeye yük getirmez. Ama küçük esnafa zaman ve imkan sağlar. Aslında zor geçinen küçük esnafın götürü veya beyana dayalı vergi ödeme gücü yoktur. Kaldırılması normaldir. Ancak bu muafiyetin bir yıl mı yoksa devamlı mı olacağı açık değildir.

Küçük ölçekli firmaların beş kişiye kadar ilave istihdamına kredi desteği verilecek. Firmalar istihdama kattıkları her ilave kişi için Kredi Garanti Fonu kefaleti ile 24 ay vadeli ve 6 ayı ödemesiz 100 bin liralık kredi kullanacak. Gerçekleşirse küçük ölçekli firmalara faydası olur. Ama önceki deneyimlerden biliyoruz ki, kredi verecek kamu bankalarının partizan tutum sergilemesini de önlemek gerekiyor.

Bireysel emeklilik genişletilecek. 18 yaş altındakiler de bireysel emeklilik yaptırabilecekler. Devlet yüzde 25 katkı yapacak. Sandık, vakıf, dernek emeklilik birikimleri de 2023 sonunda bireysel emeklilik fonuna aktarılacak. Türkiye'de bu alanda en büyük fon, Türkiye İş Bankası Emeklilik Sandığı Vakfı'nda var. Hükümet İş Bankası'na takıntılı görünüyor.

Halkın beklentisi, cumhurbaşkanlığının örtülü ödenek, saraylar, koruma ordusu, şatafat, danışman ordusu, Cumhurbaşkanlığı uçakları ve kamuda mercedes hakimiyetinde tasarruf yapılmasıydı. Anlaşılan odur ki, ''itibarda tasarruf olmaz'' anlayışı devam ediyor ve böyle oldukça da kamuda tasarruf olmaz. Kaldı ki hiçbir iktidarın kamu kaynaklarını çarçur etme hakkı ve yetkisi yoktur. 

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarında çifte vergileme önleme anlaşması yapılacak. Böylece çifte vergileme önlenecek. Yani yabancı sermaye hem Türkiye'de hem de kendi ülkesinde aynı vergiyi vermeyecek. Aslında bu zaten dünyanın da ve Türkiye'nin de yaptığı bir uygulamadır. Türkiye yalnız bazı vergi cennetleri için bu anlaşmaları uygulamaya koymamıştı.

Sorunlu kredisi bulunan ve fakat yaşama şansı olan şirketlerin borçları yeniden yapılandırılacak. Borçların yeniden yapılandırılması sorunun ertelenmesi demektir . Yerine bu şirketlere doğrudan devlet desteği verilmelidir.

Kamu-özel işbirliği yatırımları için yeni yasa çıkarılacak. Bu uygulama hem pahalıdır ve  hem de gelecekteki gelirleri bu günden kullanmak demektir. Kaldırılması gerekir.

Sonuç olarak, açıklanan ve adına reform denilen önlemlerin hiçbiri reform değil. Bir kısmı hükümetin zaten yapması gereken işlerdir. Bir kısmı da muhalefetin elini kolunu bağlamanın gizli projesidir.