Mart 16, 2021 08:31 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Sarayın ödeneği arttı

Yeniasya:

Faiz bütçeyi kemiriyor

Star:

Borrell: Türkiye ile anlaşmanın yenilenmesini isteyeceğiz

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Kara 15 Mart tarihli Yeniasya gazetesinde, " Aşı atışması!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun koronavirüs aşısı ile ilgili sözlerini eleştirirken, “Önce ne dedi, ‘Ben vatandaş Kemalim. Sıram ne zaman gelirse o zaman aşımı yaptıracağım’ dedi. “Niye gidip yaptırdı?” diye sormuştu. Kılıçdaroğlu ise grup toplantısında tebessümle cevap verirken, “Sıram geldi de onun için gittim aşımı yaptırdım” dedikten sonra, “İşte bu zihniyet devleti yönetiyor” diye cevap verdi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Siyasetçiler arasında aşı atışması devam ederken, bütün dünya gibi Türkiye’de aşıya erişim konusunda sıkıntılar yaşıyor. Okullar açıldı, öğretmenlerin büyük bir kısmı aşılanamadı. Aşılama 65 yaşın altına da inebilmiş değil. Kronik hastalara sıranın ne zaman geleceği dahi belli değil. 

Bütün bunları bir kenara bıraksak bugüne kadar geleceği söylenen milyonlarca aşının çok az bir kısmı geldi. Ne zaman geleceği bile belli değil. Mayıs’a kadar 52.5 milyonu aşılama yapılacağı duruluyorken, bu süre şimdi sonbahara kadar uzadı.

Eksen kaymasi mi?

2013 yılında Mısır’da seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi darbe ile deviren Abdülfettah es-Sisi’ye işbaşına geldiği günden bu yana Türkiye’den büyük bir tepki gösterilirken, ilişkiler maslahatgüzar seviyesinde devam ettirildi.

Ancak son zamanlarda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’un Mısır’la deniz yetki alanları anlaşmasına ilişkin “İlişkilerimizin seyrine göre müzakere ederek bir anlaşma imzalayabiliriz” ifadelerini kullanmasının ardından Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın, “Mısır, Arap Dünyasının önemli bir ülkesi. Mısır, Arap Dünyası’nın kalbi ve beyni olmayı sürdürüyor” sözleri ile iki ülke arasındaki ilişkilerin farklı bir yöne doğru kaymaya başladığı görülüyor. Son olarak da Çavuşoğlu, Mısır’la “diplomatik düzeyde” temaslarının başladığını duyurdu.

Yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Erdoğan, “Gönül arzu eder ki İsrail’le münasebetlerimizi daha iyi noktaya taşıyalım… İsrail ile istihbari noktada münasebetlerimiz zaten kesilmiş değil, devam ediyor. Burada en tepe noktadaki kişilerle bazı sıkıntılar yaşıyoruz” sözlerini de eklediğimiz zaman şu sorular akıllara geliyor:

Bütün bu gelişmeleri eksen kayması mı eksen değişikliği olarak mı değerlendirmek lâzım? Ya da dış politikada yeni bir sayfa mı açılıyor? Bunlar yapılacaktı da neden zaman kaybedildi? Mesele başlamasıydı mı, yoksa niye bittiği mi? Bugüne kadar ki dış politikamız yanlış mıydı? Şimdi Sisi iyi adam mı oldu? İsrail “terör devleti” olmaktan mı çıktı? “One minute” çıkışı ne oldu?

Önümüzdeki günlerde bütün bu soruların cevaplarını bulabiliriz. 

...***

Ahmet Gürsoy, 15 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Yüzde 7 barajı su tutar mı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Seçim barajının düşürülmesi üzerinde kısmen anlaşma sağlandığı haberleri geliyor. Anlatıldığına göre yüzde 7 üzerinde anlaşma sağlanmış. Daha parlamentoya gelmedi. Bakalım nasıl gelecek? Orası şimdilik belli değil. Ancak, "seçim" ve "baraj" gibi iki önemli kelime siyasal alana sokulduysa, işin, hem boyutu ve hem de rengi değişir. Nasıl mı?Anlatayım.Birincisi, iktidarın aklına seçim düşmüş demektir. Zaten pek çok yorumcu son paket, yahut "reform" açıklamalarının esas nedenin seçim olduğunu söylüyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İkincisi, iktidar yenilgiyi kabullenmiştir. Zaten gelen anketler de bunun böyle olduğunu doğruluyor. Eğer kendinden emin olsaydı seçim barajıyla uğraşır mıydı? Öyle değil mi? Demek ki yenilginin endişesi ve ateşi yukarıları ısıtmaya başlamış.Üçüncüsü, iktidar cephesinin çaresiz kaldığının göstergesidir. "Seçim" ve "baraj" kavramları eşleşti mi, bundan çıkan sonuç işte budur. Halkın buradan ne anlayacağı bellidir: "Demek ki iktidar gidiyor" diyecektir. Hatta gittiğini bu yaptıklarıyla herkese ilan ediyor diye anlayacaktır.Hele biraz daha netleşsin, kamuoyuna resmî olarak açıklansın, muhalefetin gücü bir kat daha artacaktır.Gelelim gerekçelerine.Neden böyle bir değişiklik yaptıklarının açıklamasına.Deniliyor ki: "Daha önce başka partilere oy veren ancak sırf barajı geçmesi için son yıllarda HDP'den yana tercihini kullanan seçmenleri yeniden kendi partisinde birleştirecek." Daha çok sosyalist partilerin HDP ile birleşmesi gerekmeyecek. Kendi partilerine oy verecekler.Tamam, öyle olsun.Bunun iktidara ne faydası var?Sosyalist TİP ve EMEP Cumhur İttifakı'na mı oy verecek? Belki HDP'nin oy oranı azalacak ve Meclis'teki milletvekili sayısı düşecek.Düşerse düşsün bu sorunun cevabı değil ki. HDP'den ayrılanlar MHP'ye mi oy verecek? Değilse AKP'ye mi verecekler.Hayır!Efendim, İYİ Parti de baraj kaygısı yaşamayacak ve kendini daha özgür ve bağımsız hissedecek.Eyvallah.Ona da tamam diyelim.Söylediği ve iddia edildiği gibi olsun. Ne olacak?İYİ Parti'nin zaten baraj kaygısı yok. Dolayısı ile özgürlük kaygısı da yok.Millet İttifakı çözülmüş olacakmış.Millet İttifakı zaten şu anda resmî olarak kurulu değil ki. Sadece biçimsel olarak varlığını sürdürüyor. En önemli bileşeni de "Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme" dönüş amacı.Ortak paydası bu. Bu ortak payda, güçlü bir siyasi hedefe ve kararlılığa dayalı olduğu sürece Millet İttifakı, küçüleceği yerde, yeni kurulan kimi partilerin de katılımıyla, katılmasa bile dışarıdan desteği ile en büyük muhalefet blokunu oluşturacaktır. Velhasılkelam, barajın 7'ye düşürülmesi muhalefetten çok Cumhur İttifakı'nın küçük ortağı MHP'nin işine yarayacaktır.O da şimdilik.Niye şimdilik?Çünkü MHP o seviyede tutunamayabilir.Peki, neden ve niçin tutunamayabilir? Çünkü MHP seçmeni de işsiz. Nedeni de AKP iktidarının uyguladığı hatalı politikalar.  MHP seçmenleri de gidişattan memnun değil. Onlar da bu sarmaldan kurtulmak, kendilerini savunacak güçlü bir irade görmek istiyor.Hâl böyle olunca ve MHP'nin izlediği milliyetçilik politikalarının AKP'ye eklemlendiği ve kendi öznel çizgisi dışında kaldığı da görüldükçe, seçmen davranışları değişecektir. Dolayısı ile yüzde 7 barajı, su tutmayabilir, umulanı vermeyebilir.

...***

Abdülkadir Özkan 15 Mart tarihli Milli gazetede, " Aşı kampanyasında bir sıkıntı mı var?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Dün saat 12.30 itibarıyla yapılan toplam aşı 11 milyon 2 bin 479,  bunun 7 milyon 893 bin 597’si birinci doz, 3 milyon 108 bin 882’si de ikinci doz aşıyı ifade ediyordu. İlk bakışta yapılan aşı itibarıyla ve özellikle de henüz aşıyı istedikleri miktarda temin edememiş ülkelerle mukayese edildiğinde dünya üzerinde aşı yapımı sıralamasında iyi bir noktada bulunduğumuz söylense de aşı kampanyasının ilk başladığı günlerde yetkililerin yaptıkları açıklamalar hatırlandığında ve kampanyanın başladığı ilk haftalara nispet edildiğinde kampanyada bir yavaşlama olduğu görülüyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu yavaşlamanın sağlık teşkilatımızla ilgili olduğunu düşünmüyorum. Çünkü aşı olmak için randevu alınması ve aşının yapılması için gidilen sağlık merkezlerinde bir sorun yaşanmadı. Her iki doz aşı için de şahsen bir sıkıntı yaşamadım.

Böyle olunca acaba insanımız aşı olmaktan korkuyor, onun için randevu için müracaat etmiyor mu sorusu akla geliyor. Akla gelen bir başka soru ise aşının tedarikinde aşıyı üreten ülkede bir sıkıntı mı yaşanıyor? Çünkü üç hafta önce yapılan aşı miktarı 9 milyon 750 binlerde idi. Bunun 7 milyon 500 bini birinci doz, geriye kalanı da ikinci doz aşıdan oluşuyordu. Bu rakamın ilan edildiği tarihten bu yana 3 haftadan fazla bir zaman geçti, gelinen noktayı yukarda aktardım. Yani, aşının başladığı günler hatta haftalarda daha hızlı bir aşılama söz konusuydu. Buna bir de Sağlık Bakanımızın geçtiğimiz yılın sonlarına doğru aşılama konusunda açıkladığı hedefleri ekleyecek olursak sözünü ettiğimiz aşılamada yaşanan yavaşlama açıkça görülecektir.