Türkiye'den köşe yazarları
Süleyman Yaşar, Taraf gazetesinde, “Enflasyonda dünya beşincisiyiz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ocak ayı enflasyon rakamları açıklandı. 2016’nın ilk ayında enflasyon bir önceki aya göre yüzde 1,82 oranında arttı. Böylece yıllık enflasyon yüzde 9,58’e yükseldi.Peki, bu yılın enflasyon hedefi ne?Bu yılın enflasyon hedefi Orta Vadeli Program’da yüzde 7,5 olarak açıklandı. Tabii yılın ilk ayında böyle yüksek bir enflasyon olunca yıl hedefinin tutturulması pek mümkün görünmüyor. Yeri gelmişken hemen belirtelim. Önceki gün açıklanan IMF’nin Türkiye konsültasyon raporunda; petrol fiyatlarındaki gerilemeye rağmen gevşek para politikası nedeniyle enflasyon hedefinin tutmayacağı, enflasyonun yüksek düzeyde olacağı belirtildi. IMF’nin uyarısını da not etmekte fayda var.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Şimdi gelelim enflasyonu artıran ürünlere…
Önce gıda ürünlerinin fiyatlarını ele alalım. Gıda fiyatları 2016’nın ocak ayında yüzde 4,28 oranında yükseldi. Bildiğiniz gibi dünyada gıda fiyatları düşüyor. Bizde sürekli artıyor. Niye? Çünkü ihracata yönelik mal üretimine ve tarıma yeterli kaynak ayrılmıyor. Hükümet bu konuda çaresiz. AKP’yi yönetenler, lüks AVM, lüks konut, lüks otomobile alıştırdığı kesimleri rahatsız ettiği takdirde iktidarı kaybedeceklerini biliyorlar.
Türkiye’nin küresel hukuk sisteminden uzaklaşması, yatırım ikliminin bozulması hızla yabancı sermaye çıkışına neden oluyor. Ülkeyi terk eden yabancı sermayenin döviz talebi döviz fiyatlarını yükseltiyor. Ve yükselen döviz fiyatları iç piyasaya enflasyon olarak yansıyor. Tabii bir de bütçe açığının senyorajla yani para basılarak karşılanması para arzını hızla çoğaltıyor. Ve para arzı son bir yılda üretim artışının yedi katı arttığından enflasyon hızla yükseliyor.
Anlayacağınız, yüksek enflasyonda, dünyada ilk beşe girmek aslında dünyanın en sorunlu ve en kötü yönetilen beş ekonomisi arasına girmek anlamına geliyor.
…***
Esfender Korkmaz, Yeniçağ gazetesinde, “Ekonomide kaçınılmaz son”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ekonomi tarihinde yaşanan konjonktürel dalgalanmalarda olduğu gibi küreselleşme hareketi de doğdu, büyüdü, şimdi de inişe geçti. Küresellemenin bayrağı sermaye hareketlerindeki serbestlik ve hızlanma idi. Gerilemenin tartışmasız göstergesi de sermaye hareketlerinde gerilemedir. Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, 2015 yılında gelişmekte olan ülkelerden net 540 milyar dolar, Türkiye'den ise net 15 milyar dolar sermaye çıkışı yaşandığını ifade etti.Bir banka genel müdürü de son iki ayda Türkiye'den 6 milyar dolar para çıktığını açıkladı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Türkiye maalesef küresel inişte en fazla zarar gören ülkeler arasında olacaktır.
1) Küresel süreçte Türkiye'ye bol miktarda yabancı sermaye girdi. Bu para bolluğundan gereği kadar yararlanamadık. Yabancı sermayeyi ciddi, kalıcı fiziki yatırım sermayesine çeviremedik. Adeta sıcak paranın rehavetine kapıldık ve sermaye girişinin sonsuza kadar devam edeceğini zannettik. Alternatif bir politika üretemedik. Hatta DPT'yi bile kapatarak, piyasayı başı boş bıraktık.
2) FED, IMF ve bazı uluslararası kurumlar Türkiye'yi dünyanın en kırılgan beş ülkesi içinde ilan etti. Elbette ki en kırılgan ülkelerden daha çok sermaye çıkışı olacak ve bu ülkeler en fazla zarar görecek ülkeler olacaktır.
3) Yine Mehmet Şimşek'in de açıkladığı gibi, Türkiye, son üç yıldır iç ve dış belirsizlikler ile karşı karşıyadır.
İç belirsizlik, siyasetteki gerilmenin, toplumsal ayrışmanın, teröre karşı yanlış hükümet politikasının ve muhalefetin güven kaybından ileri geldi.
Dış belirsizlik, siyasi iktidarın dış politikayı, baştan sona yanlış dizayn etmesinden kaynaklanıyor. Sahillere vuran cesetler , yalnızca turizme darbe vurmakla kalmadı, sermayeyi de ürküttü.
4) Toplum olarak güven bunalımı yaşıyoruz. Ekonomi güven endekslerinden, tüketici güven endekslerinden bu durum net olarak görünüyor.
Kadir Has Üniversitesi, Türkiye Araştırmalar Merkezi'nin 2015 yılı için yapmış olduğu ''Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması'' güven bunalımının göz ardı edilmeyecek boyutta olduğunu gösteriyor.Siyasi partilere güvenmeyeneler oranı daha yüksek çıkıyor. Siyasi partiler sistemin omurgasıdır. Güvensizlik tüm ekonomik dengeleri alt-üst eder.Yargı sistemi özellikle mülkiyet için sigortadır. Yargı siyasallaşıyor şeklinde bir algı, yabancı sermaye çıkışını hızlandırır. Yatırımları engeller.
Türkiye'de düşünce özgürlüğü sorunu, basın özgürlüğü sorunu ve siyasal kutuplaşma bütün olumsuz sonuçları ile birlikte yaşanıyor.
İnişe karşı kısa dönemli ve günübirlik önlemler, inişi hızlandırıyor. Söz gelimi bankaların şube sayısını azaltması, daralmayı hızlandırıyor. Merkez Bankası'nın hükümetin isteği ile faizi düşük tutması kur dengesini bozuyor ve sermaye çıkışını hızlandırıyor.
Orta ve uzun vadeli önlem almakta ise geç kaldık. Ancak alırsak kaçınılmaz sonu daha düşük maliyetle atlatırız.
…***
Akın Aydın, Yeniasya gazetesinde, “AKP içindeki fay hattı harekete geçti”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP’nin içinde hücre evleri olduğu Gülen-Erdoğan tartışmaları ile başlamıştı. İlk başta kimse renk vermezken çatışmanın, savaşa dönüşmesi ardından ufak çaplı kopmalar olsa da AKP içinde asıl faylar öylece duruyordu. Arada tartışmaları sözler ediliyor, ardından öyle değil böyleydi, diyorlardı. Ama Erdoğan’ın, benden gayrisi yalan siyaseti, 3 dönem kuralı ve altlarından kayan koltuklar fay hatlarını harekete geçirdi. Bülent Arınç geçen gün yaptığı açıklamalar daha doğrusu itiraflar başta Erdoğan olmak üzere hükümetten tehdit boyutunda tepkiler aldı. Bu tepkileri gören Arınç adeta akıllı olun, heyecanlanmayın, dercesine restini çekti; “Çok küçük bir bölümünü anlattım.” Bu şantaja AKP içinden bir delikanlı çıkıp, kalanını da anlatmazsan namertsin, demedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor.
…***
İlginçtir! Tepkilere bakıyorsun, yalanlayan yok. Ortak payda; Neden konuşuyorsun, git evine kedi besle cinsinden.
Sayın Erdoğan, Arınç’ın açıklamaları üzerine bir an Davos’a gitti ve “o zat, benden yaşlı” diyerek bir giriş yaptı.
“Benimle çalıştığı zaman içerisinde bunları konuşmamıştır. Parlamentodan çıktıktan sonra kalkıp da Cumhurbaşkanı hakkında böyle doğru olmayan ifadeler kullanılmasını kabul etmek mümkün değildir.”
Arınç ne demişti; “Sayın Erdoğan’ın, Dolmabahçe’deki oturma düzenine kadar her şeyden haberdar olduğunu bana Yalçın Akdoğan söyledi.”
Peki, hükümet ile bugün hain, terör örgütü propagandacısı vs. diye tarif edilen HDP heyeti, Dolmabahçe’de niçin buluşmuştu? Bu tarafları bir araya getiren sürecin adı neydi? Ve bu süreci kim başlatmıştı?
Dün bu soruların cevabını bütün AKP’liler göğüslerini kabartarak veriyordu. Bugünde aynı cevabı veriyorlar ama Arınç’ı yalanlamak, Erdoğan’ı desteklemek için. Yani tam bir lahana turşusu var ortada.
Arınç’ın açıklamalarına tepki gösteren Burhan Kuzu şöyle diyordu; “Çözüm sürecinin baş aktörü ‘bu benim siyasi hayatıma mal olsa bile vaz geçmeyeceğim bir projedir’ diyen şahsiyet R.T. Erdoğan’dır. Çözüm Süreci için R.T.Erdoğan ben gerekirse ‘Baldıran zehirini İçerim’ demişti.”
Aynı bağlamda Arınç’a tepki gösteren AKP’li Metin Külünk ise Arınç; “Hiç kimse şunu unutmasın ki; çözüm süreci Sayın RTE’nin başlattığı bir harekettir. Ve bu sürecin her adımını titizlikle takip etmektedir.”
AKP İzmir Milletvekili Hamza Dağ ise; “Proje: Çözüm süreci, Mimarı: Recep Tayyip Edoğan, İmar-inşa: Recep Tayyip Erdoğan, Kurdele: Recep Tayyip Erdoğan, Yıkım ekibi: CHP, MHP, HDP, Paralel...”
Ankara Milletvekili Zelkif Kazdal ise “Ne konuşuyorlar anlamadım... Çözüm süreci, Türk milletinin, R. Tayyip Erdoğan’a duyduğu güven sayesinde bu günlere gelmiştir. Bundan sonrada bu güvenle ilerleyecektir.”
İstanbul Milletvekili Bülent Turan ise “Çözüm sürecinin mimarı -herkesçe malum Erdoğan’dır. Süreç bugüne gelmişse aldığı risk sayesinde... Ne çabuk unuttuk giydiği kefeni!” Anlaşılacağı üzere Dolmabahçe’yi inkar eden yok. Peki, Arınç’a tepki neden? Çünkü Arınç’ın asıl derdi Dolmabahçe filan değil. Dert Paralel. Dolmabahçe, paralele kılıf yapılmaya çalışılıyor.
Ve bu kılıfla, AKP içindeki paralel hücreler de uyanmaya başlamış gözüküyor. Arınç’ın açıklamalarına Erdoğan’ın çok güvendiği eski spor bakanı Suat Kılıç ve Sadullah Ergin’den destek geldi.
Artı yıllarca AKP ve hükümetin sözcülüğünü yapan Hüseyin Çelik’te, Arınç haklıdır, dedi. Ve iki dönem kültür bakanlığı teslim edilen Ertuğrul Günay’da, Arınç’ın yanında. Abdullah Gül ise çoktan beri kriptolu mesajlar veriyordu.
Arınç son olarak kendisini çınara benzetip, bu çınarın gölgesin, “Güneş görmemiş çok hakikat var” diyerek meydan okudu.