Nisan 03, 2021 06:04 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: İşsizlikte artış devam ediyor

Milli gazete:

Esnaf kepenk kapatıyor

Yenimesaj:

Cumhur İttifakında çatlak

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Akif beki 2 Nisan tarihli Karar gazetesinde, “AK Parti’nin AYM sessizliği”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Hani Anayasa Mahkemesi yeni sisteme direniyordu, gayrimilli davranıyordu, devlet ve millet düşmanlığının odağı olmuştu, milli güvenlik meselesi haline gelmişti, artık bir rejim sorunuydu...  MHP yine anlayışlı. Başkası olsa sormaz mıydı: “Lafa gelince mangalda kül bırakmıyordunuz, gereğini yapmaya gelince neredesiniz!”  Yıpratmada, hedefleştirmede, AYM düşmanlığını körüklemede geri kalmıyor, Cumhur İttifakının önünde gidiyorlardı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

AYM’yi kötülerken sesleri herkesten gür çıkıyordu. Ateşli AK Parti vokalistleri, MHP lideri Bahçeli’nin “Hedefi ertelemeden kapatalım” çağrısına şimdi destek vermiyor.  

Korodan çıt duyuyor musunuz?  

Ne zaman ki iş ciddiye bindi, iktidarın propaganda bandosu sessizliğe büründü. 

“Düğün bizim oyna kızım” deyimi hatırlatılsa hakkı, yeri değil mi?  Kendi kampanyalarında ortadan kayboldular, yerlerinden kımıldamıyorlar. 

Gerçi Bahçeli’nin AYM’yi kapatma teklifi, yeni değil. HDP’yi kapatma iddianamesinin oy birliğiyle iadesinden önce de bu fikirdeydi. 

Cumhurbaskanlığı Sistemi’ni kamburlarından kurtarmak, eski sistemin artıklarını tasfiye etmek için kapatılması gerekiyordu, Bahçeli bunu daha önce önermişti. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, demokrasi ve hukuk reformları için mutabakatını sorduğunda da MHP aynı şartla olur vermişti. 

Cumhurbaşkanlığı Sistemi, İttifaklarının en büyük eseri ve reformuydu. Diğer her reform, bunu kökleştirmeyi amaçlamalıydı. Sistemin hızını, tıkır tıkır işleyişini aksatan ne engel varsa reformlarla temizlenmeliydi.  

AYM bu kapsama giriyor, sisteme zorluk çıkarıyordu. Hak arama adı altında “hak, hukuk, demokrasi ve özgürlük kavramlarını istismar eden hain ve teröristler”in sığınağı olmuştu. Rahatsız ediyordu. Zaten bu gerekçeyle de beğenilmeyen kararlarına uyulmuyordu. Anayasa’nın açık emrine rağmen takılmıyordu. Fazla olmaya başlamıştı, artık varlığına son verilmeliydi. 

Cumhur İttifakı, AYM rahatsızlığında hemfikirdi üstelik. Bir görüş ayrılıkları yoktu.  

Sadece AYM mi? HDP karşıtlığında da uyum içindeydiler. HDP’ye karşı tepki ve nefreti büyütmede AK Parti sözcüleri ve medyasının başı çekmediğini kim söyleyebilir? 

MHP’nin, AYM’yi de HDP’yi de kapatmak için bastırması bu sürecin doğal sonucu.  

Fakat ortağı, AYM’yi kapatmakta isteksiz de HDP’yi kapatmaya çok mu istekli görünüyor? 

“Madem altından kalkmakta gönülsüz davranacaktın, kendi kendine bu baskıyı niye kurdun, düğün senin niye oynamıyorsun” demezler mi? 

…***

Cevher İlhan 2 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Kapatma dâvâsı” daha baştan muallel”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Anayasa Mahkemesi raportörünün usûlî eksiklikleri tesbitiyle Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun, HDP’nin kapatılması istemiyle açılan dâvâda iddianameyi eksiklik olduğu gerekçesiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına oybirliğiyle iadesi dâvânın hukukî değil siyasî olduğunu peşinen ele verdi. Keza raporunda 687 HDP’li hakkında beş yıl siyasî yasak getirilmesi istenilen iddianamede 100 kişi için hiçbir emârenin olmaması, başta merhum Mir Dengir Fırat olmak üzere vefat eden üç isim için “siyasi yasak” istenmesi iddianamenin ne denli aceleye getirildiğini gösteriyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Çarpıklıkların başında, AKP iktidarınca 10 Temmuz 2014 tarihli 6551 sayılı yasa ile ‘çözüm süreci’ kapsamında yurt içindeki ve yurt dışındaki kişi, kurum ve kuruluşlarla temas, diyalog, görüşme ve benzeri “çalışmalar”da İmralı, Kandil ve Avrupa’daki terör örgütü kampları arasında mekik dokuyup irtibat kuran “devlet görevlileri”nin hiçbir “hukukî, idari veya cezâî sorumluluklarının olmayacağı” teminatına karşı sözkonusu diyalog ve görüşmelerde aracılık yapan, AKP hükûmetinin taleplerini ulaştıran HDP’lilerin suçlanıp “partilerinin kapatılması”na gerekçe sayılması geliyor. 

Kaldı ki sözkonusu yasaya sığınılarak terör örgütü elebaşlarıyla müzâkereleri yürüten, terörist başı ile elebaşlarının “mektup” ve “mesajları”nı taşıyıp kuryelik yapan “devlet ve istihbarat elemanlarının suçlu sayılmayıp cezalandırılmayacakları” yasal güvenceye alınırken HDP Eş Başkanı’nın “Her görüşme, devletin ve hükümetin bilgisi ve ricâsıyla yapılmıştır. İmralı’dan sonra Kandil’e gidip görüşmelerin sonuçlarını devlet ve hükümet heyetine döndüğümüzde aktarıyorduk. Devlet heyeti ise bu bilgileri biz İmralı’ya gitmeden Öcalan’a götürüyordu. Dönemin Başbakanı AKP Genel Başkanı Kandil’den getireceğimiz mektubu heyecanla bekliyordu” ikrarıyla siyasî iktidarın isteğiyle görüşmelerde bulunan HDP’lilerin cezalandırılmak istenmesi çifte standardı açıkça sırıtıyor.

Bu hususta Demirtaş’ın “Aslında PKK ve Öcalan ile görüşme yapan biz değiliz, Erdoğan’ın kendisidir. Biz, görüşen taraflar arasında hem kolaylaştırıcı olduk, hem de görüşen taraflara kendi çözüm önerilerimizi sunduk. Ama ne Kandil’in, ne de İmralı’nın muhatabı biz değildik. Resmî muhatap Erdoğan ve hükümetin bizzat kendisiydi” ifadesi vakıayı deşifre ediyor.  

Yine “Kaldı ki İmralı ve Kandil ile, Oslo ve İmralı çözüm süreçleri dışında, belki 10’dan fazla kez devlet ve hükümet görüşme süreçleri olmuştur. Bunların hiçbirinde ne HDP’nin dahli vardır ne de görüşmelerin içeriğine dair bilgisi. Yani HDP, 10’dan fazla çözüm arayışının sadece birine ve sonuncusuna dahil olmuştur. Ancak HDP’nin suçlanmasını da iki yüzlülük, ahlâksızlık ve ilkesizlik olarak görüyoruz” sözleri her şeyi ortaya koyuyor. 

Belli ki yargının bağımsızlık ve tarafsızlığının berhava edilerek “tek şahıs yönetimi”ne bağlandığı vartada bu iddianame de siyasi iktidarın “tâlimatı”yla üstünkörü dayatılmış. 

Bu yüzden hukukçular, yaman çelişkilerle arızalı, ciddî handikaplarla arızalı iddianamenin toparlanmasının çok zor olduğunu belirtiyorlar. 

Ve bundandır ki baştan sona Kamu Güvenliği Müsteşarlığı’nın gözetiminde yapılan ve bütün fotoğrafları yayınlanan görüşmeler “kapatma gerekçeleri”nin sonunda bu görüşmeleri yürüten AKP’ye uzanacağı; bu yüzden iktidar partisinin “kapatma dâvâsı”nda korku, endişe ve tereddüde girdiği kaydediliyor. 

Hülâsa, HDP’yi demokratik siyasetten tasfiyeyle muhalefeti zaafa uğratma operasyonu ve provokatif politik manipülasyonu olarak ortaya atılan “kapatma dâvâsı” ciddî handikaplarla muallel.

…***

Orhan Uğuroğlu 2 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Bahçeli neden bu kadar kızgın?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Her sözü AKP'ye ve Recep Tayyip Erdoğan'a "ferman" niteliğinde olan Cumhur İttifakı'nın küçük ortağı MHP'nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli son olarak, "Anayasa Mahkemesi'nin de kapanması artık ertelenemez bir hedef olmalıdır" diye yeni bir ferman eyledi…AKP'nin "yeşil ışık yakması" ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının HDP hakkında hazırlayıp Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) gönderdiği HDP'nin kapatılması iddianamesi kuşku yok ki Bahçeli'ye, MHP Büyük Kongresi için "siyasi bir hediye" idi.Bahçeli'nin "Anayasa Mahkemesi'nin kapatılması" fermanının nedenine bakalım.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Mahkemenin tetkik hâkimi iddianamedeki eksiklikleri tek tek belirleyip mahkeme heyetine sunuyor.15 üye "oy birliği" ile HDP iddianamesindeki eksiklerin tamamlanması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına geri gönderiyor.İşte bu geri gönderme net şekilde gösteriyor ki HDP iddianamesi;- Hukuken değil siyaseten hazırlandı,- AKP'nin "yeşil ışık" yakması ile MHP Büyük Kongresi'ne "hediye olsun" diye apar topar AYM'ye gönderildi…***22 Mart'ta, "Bahçeli'den çok şüpheleniyorum" başlıklı yazımda şu soruları sordum;Bahçeli'nin amacı;- AKP'yi de kapattırmak mıdır?Söz verdiği gibi;- Erdoğan'ı Yüce Divan'a göndermek midir?23 Mart'ta, "Kapatma gerekçeleri AKP için de geçerli" başlıklı yazımda Millî Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Ümit Yalım'ın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin'e yaptığı şu çağrıya yer verdim:- "Anayasa'ya,- 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununa,- Türk Ceza Kanununa,- Terörle Mücadele Kanununa aykırı eylemlerde bulunduğu açıkça görülen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) kapatılmalı, vatan toprağının işgaline neden olan siyasetçilere de siyaset yasağı getirilmelidir."Bahçeli neden bu kadar kızgın? Şüphelerimizde haklı mıyız?Anayasa hükmü olan Anayasa Mahkemesi'ni kapatmayı teklif etmek anayasayı ilga etmek değil midir?

Anayasa Mahkemesi iddianameyi kabul edip, "delilsizlikten" HDP'yi beraat ettirseydi; Bahçeli mutlu olur muydu?HDP iddianamesi "kapatılma ya da kapanma" olsun olmasın 2023 cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimi öncesi anlaşılan o ki siyaseten çok önemli sonuçları da ortaya çıkartacak.