Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: 'AYM kimsenin keyfine göre karar vermez'
Karar:
Salgında Samsun, İstanbul ve Yalova için alarm zilleri çalıyor
Cumhuriyet:
İYİ Parti cephesi, Demirtaş’ın önerisinin ‘Millet’i baltalayacağını düşünüyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Elif Çakır 3 Nisan tarihli Karar gazetesinde, "Anayasa Mahkemesi’nin kapanmasını hedeflemek!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" MHP lideri Devlet Bahçeli’ye göre; HDP’nin kapatılmasına ilişkin iddianameyi “partililerle suçlamalara konu olan eylemler arasında ilişkilendirme yapılmadığı” gerekçesiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iade eden Anayasa Mahkemesi derhal kapatılmalıdır. Sayın Bahçeli diyor ki: “HDP’nin kapatılması kadar Anayasa Mahkemesi’nin de kapanması artık ertelenemez bir hedef olmalıdır.”"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ve şöyle devam ediyor sözlerine:
“Anlaşılan odur ki, Türkiye’nin terör ve bölücülükle mücadelesine Anayasa Mahkemesi duyarsız, ilgisiz ve açık ara mesafelidir. Anayasa Mahkemesi hukukun üstünlüğünden mi yanadır, yoksa bölücülüğün mü şakşakçısıdır? Dağda elde edilen başarıların TBMM’de kaybına tahammülümüz asla olmayacaktır.” (31 Mart)
MHP liderinin sözleri medyada “MHP lideri Bahçeli, AYM’nin kapatılmasını teklif etti” olarak haberleştirildi.
Sahiden de sayın Bahçeli AYM’nin kapatılmasını teklif mi ediyor? Bu sözlerinde bir tekliften bahsediyor mu?
Şunu söylemeliyim ki Bahçeli’nin bu sözleri teklif falan olmadığı gibi öyle “teklif” falan diyerek yumuşatılacak bir yanı da yok. AYM’nin kapatılmasının “artık ertelenemez bir hedef” olduğunu söylüyor!
Sayın Bahçeli’nin “artık ertelenemez bir hedef olmalıdır” sözünün üzerinde ayrıca durmamız gerekiyor. “Artık ertelenemez bir hedef olmalıdır” ifadesi iktidar ortağı ile çeşitli “hedefler” konusunda bir anlaşma yaptıkları, mutabakata vardıkları, AYM’nin kapatılmasının ise “ertelenemez” olduğu anlamına gelmez mi? Ertelenmişti de Bahçeli “ertelenemez” olduğunu mu söylüyor?
Sayın Bahçeli daha önce de Anayasa Mahkemesi’nin Osman Kavala ve Can Dündar kararlarını beğenmemiş, “Anayasa Mahkemesi’nin derhal kendisini feshetmesini, AYM Başkanı’nın da istifa etmesini” istemişti. (16 Şubat 2021)
Sorulacak çok soru var: Aynı zamanda bir akademisyen ve tecrübeli bir siyasetçi olan Bahçeli, Anayasa Mahkemesi’nin kendisini feshetme yetkisinin olmadığını bilmiyor olabilir mi?
Anayasa Mahkemesi’nin demokratik hukuk devletinin temeli olduğunu, Anayasa Mahkemesi’nin kapatılmasını istemenin ne anlama geldiğini bilmiyor olabilir mi?
Sayın Bahçeli İktidar ortağı olmadığı dönemlerde, Anayasa Mahkemesi’ni sert sözlerle eleştiren AK Parti iktidarına her fırsatta “Anayasa Mahkemesi’nin yıpratılmaması, iç politikada tartışma malzemesi yapılmaması ve siyasi çekişmelerin aracı ve tarafı haline getirilmemesi, demokratik rejimin geleceği bakımından hayati öneme haizdir” hatırlatmaları yapıyordu.
Samimiyetimle ve bütün iyimserliğimle soruyorum. Devlet kurumlarının önemini, Anayasa Mahkemesi’nin siyasi çekişmelerin aracı haline getirilmesinin demokratik rejimin geleceği açısından hayati öneme sahip olduğunu bilen bir siyasetçi olarak Sayın Bahçeli’yi Anayasa Mahkemesi’nin kapatılacak bir hedef olarak görme noktasına getiren sebep nedir? Anayasa Mahkemeleri olmayan bir rejim düşünülebilir mi?
...***
Cevher İlhan 3 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, " Bakan’ın “lebâleb kaçışı”"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Günlük vak’a sayısının 41 bini, vefatın 176’yı bulması, resmi rakamlarla toplam can kaybının 31 bin 700’ü aşması Türkiye’nin koronavirüs tablosu gittikçe ağırlaştığını açıkça ortaya koyuyor. “100’de 1” hesabıyla 26 Şubat’ta İstanbul’da vak’a sayısı 68’ten 26 Mart’ta 401, Ankara’da 35’den 184’e yükselmesi; bütün kısıtlamalara rağmen Türkiye’nin toplam vefatta dünyada 19., yeni vefat ve aktif vak’ada 11. olması vahameti ele veriyor. Bu gidişle vak’a sayısı kısa zamanda 50 bine yaklaşıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Üç-beş kişinin bir araya gelmesine, birkaç kişinin bir arada mesafeli oturmasına izin verilmezken, üç- beş masalı köftecilerde masaların araları santimle ölçülüp tutanaklar tutulurken, maskesi düşene, sokakta gezene ceza üstüne ceza kesilirken, “lebâleb kongreleri” görmezden geliniyor. En son on yedi bin kişinin kapalı salona yığıldığı AKP büyük kongresi garabeti de “teğet” geçildi.
Bu arada hastaneler yine dolmaya başlamış, yeniden yoğun bağım üniteleri yüzde 80 dolmuş. Diğer yandan ne kadar aşıya kaç dolar ödendiği, kaç doz aşı bağlantısının yapıldığı muamması devam ederken, üzerinden üç aya yakın bir süre geçmesine rağmen hâlen Aile Sağlık Merkezlerinde, devlet ve özel hastanelerde aşı bulunamıyor. Vatandaşlara randevu veriliyor ama aşı yapılamıyor. Yeterli aşı temin edilmediğinden Sağlık Bakanı “yeter ki aşımız olsun!” diyor. Ve birçok ülke tam kapanmaya giderken, “üçüncü pik” uyarılarına karşı siyasî iktidar hâlâ “tam kapanma”ya direniyor.
Çarpıcı olan, daha önce salgının yayılmasına, “mavi” ve “sarı” illerin sür’atle “kırmızılaşıp” “çok riskli” hale gelmesine bakmadan “salgın önlemleri”ni partisinin kongresi sonrasına erteleyen partili Cumhurbaşkanı’nın “vak’a, hasta ve ölüm sayıları bizi yeniden kısıtlamalara mecbur etti” itirafı.
Ancak en çarpıcısı, daha önce iktidar partisi genel başkanı olarak “Bu salgında tıklım tıklım salonu doldurduğunuz için size teşekkür ederim, kongre salonu lebâleb dolu!” övgüsüne karşı Sağlık Bakanı’nın “vatandaşların kalabalık ortamlardan uzaklaşmaları” uyarısını tekrarlamakla kalması.
Daha önce tıklım tıklım AKP kongrelerine dair “daha fazla bir şey söylemem her halde fazla olur” diye geçiştiren Bakan’ın, on yedi bin partilinin kapalı mekâna yığıldığı sosyal mesafesiz AKP kongresine dair “bu konuyu gündemde tutmanın kimseye faydasının olmadığı kanaatindeyim” demesi.
Belli ki Bakan “lebâleb sorular”dan kaçıyor. Oysa Türkiye’nin vaka sayısında rekor üstüne rekorla yeniden salgının pençesine düştüğü vartada öncelikle Sağlık Bakanı ile Bilim Kurulu’nun etkili tedbirlerde ciddi direnç göstermesi gerekiyor.
...***
Remzi Özdemir, 3 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Bankacılık sektörünün köleleri"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Bugün bankacılık sektörünün kölelerinden bahsedeceğim.Ötekileştirilmiş, hırpalanmış ve haksızlığa uğramış banka emektarlarından.Onlar bankaların olmazsa olmazı güvenlik görevlileri.Son yıllarda güvenlik görevlileri artık isyan aşamasına geldiler.Haklılar mı? Evet haklılar! Hiçbir sektör bu kadar önemli kilit bir noktada görev yapan personeline adeta köle muamelesi yapmaz."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bankacılık sektörü adeta bu insanlara köle muamelesi yapıyor.Oysa onlar bir banka şubesinin en önemlisidir.Şubeye ilk gelen ve son çıkan.Bütün angarya işleri yapan, bankanın iç ve dış güvenliğinden sorumlu insanlar.Son bir yılda pandemi nedeniyle bu insanlara bir de ek görev verildi.Karda kışta, sıcakta kapıdaki insanları sıraya dizme, onların ateşini ölçmek, elindeki cep telefonu ile onların HES kotlarını sorgulamak. Tabii ki bir yandan da içeride güvenliği sağlamak.Dedim ya kilit bir görev. Normalde olmayan görevleri bile üzerine yıkılan kesimdir güvenlik görevlileri.Gelin görün ki, bankalar tasarrufu ilk bu kilit kadroda yapmaya başlamış. Bazı bankalar güvenlik kadrosunu taşerona devretti. Bir kurum güvenliğini hiç taşerona bırakır mı?Kafalarına göre takılan bir bankacılık sektörün olursa elbette olur. Dünyanın neresinde banka güvenliği taşerona verilir?Türkiye'de en önemli görev taşerona verilmiş durumda.Taşeron ise asgari ücret ile bu insanları adeta sömürüyor.Tabii ki banka iki katı daha fazla sömürüyor.Nasıl olsa ben parayı taşerona veriyorum diyerek verdiği her kuruşun 100 katı iş yaptırmaya çalışıyor.Son olarak HES kodu sorgulama, ateş ölçme de bankaların son icadı.BDDK ve Çalışma Bakanlığı'nın öncelikle bankaların güvenlik kadrosunu taşerona verme uygulamasını bitirmeli.Bu sadece bu insanların özlük hakları için değil aynı zamanda güvenlik için de önemlidir.Bankalardaki tüm güvenlik kadrolarını bu konuda itiraz etmeye ve haklarını aramaya davet ediyorum.Gerekirse Meclis'de bulunan tüm vekillere dertlerini anlatsınlar.Anlatsınlar ki, bazı bankaların bu utanç taşeron kadrosu artık bitsin!