Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Emekli komutanlardan ‘gözaltı’ tepkisi: "Arka planında ‘Montrö’ var"
Karar:
Nedeni son araştırmada ortaya çıktı! Ekonomi yönetimine güven azaldı
Yeniasya:
Gündem hukuk ve demokrasi olmalı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Orhan Bursalı 5 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Bildiri sarsıntısı, zamanı ve yeri üzerine..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Önce ilkesel yaklaşmalı: Bir iktidarın etkili elemanları ülkenin temel ilkeleri, anlaşmaları, anayasal düzeni hakkında her şeyi söyleyecekler... Boğazlar Antlaşması (Montrö) gibi, ülkemizin bağımsızlığının ve egemenliğinin temellerinden biri olan antlaşma için bile “Evet, Cumhurbaşkanı isterse Montro’yü ve başka antlaşmaları da feshedebilir” diyebilecekler.."diyen yazar, yazısının devamındsa şu ifadelere yer veriyor:
...***
... Bu söz üzerine satın aldığın medyanın kalemleri derhal Montrö’nün feshedilmesini isteyecekler...
...İstanbul’u mahvedecek Kanal İstanbul’u bahane ederek emperyalist dayatmalara kapı aralayan Montrö’nün dibine mayın döşenmesini tartıştıracaksın...
... Saray’ın Efendisi’nin sınırsız yetkilere sahip olduğunu, her şeye kadir olduğunu millete dayatacaksın...
... Hâlâ görevde olan amirallerinin tarikatlarla al takke ver külah içinde olmasını hoş göreceksin...
... Ortaklarınız Anayasa Mahkemesi’nin ortadan kaldırılmasını isteyebilecek...
... Ama, “Yok bu kadar değil” diyerek Montrö Antlaşması’nın tartışılmasına karşı çıkan 104 emekli amiralin bildiri yayımlamasını, “darbe mi, iktidar üzerinde askeri vesayet mi kurmak istiyorsunuz” gibi ucube görüşlerinizle derhal harekete geçireceksiniz.
“Madde 26 - Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.”
Biliyoruz bu maddeyi askıya almış durumda iktidar.
Bu maddeyi şuna dönüştürdüler: “Kimse düşünce ve kanaatlerini ...ne tek başına ne de toplu olarak yayamaz. Bizden izin alınmalıdır. Bu konuda kesinlikle bir serbestiyet yoktur.”
Türkiye’yi ekonomik olarak çökertme, halkı yoksullaştırma, işsiz- aşsız- evsiz barksız bırakma hakkı var. Turkcell gibi “yerlileştirdiğiniz” şirketlere atadığınız partili adamlarınız 100 biner Avro yönetim kurulu üyelik parası alacaklar.. İşsiz bırakacaklarınıza sadece 1.5 ay devletten yapılacak ödemelere 5 lira zam yapacaksınız.
Evet, seçildiniz, bu haklarınızı tepe tepe kullanıyorsunuz. Kimse sizi engellemiyor. İktidarda her şey üzerinde haklarınız var. Anayasayı çiğneme dahil.
Ama bir açıklama yayımlanınca eyvah darbe teşebbüsü diye ayağa fırlayacaksınız, tabii çaresizlikten ve içinde bulunduğunuz büyük boşluk ve krizlerden...
Ama mağduriyet hikâyesini kimse yemez. Burada 83 milyon insan mağdur!
...***
Mehmet Ocaktan 5 Nisan tarihli Karar gazetesinde, " Vesayetin haki renklisi laciverdi olmaz"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Türkiye son dönemde ağır bir vesayet atmosferiyle malul durumda. 28 Şubat dönemiyle genetik bir akrabalığa doğru giden bu yeni vesayet dönemi Türkiye’yi giderek demokratik dünyadan kopardığı gibi, içerideki bir takım vesayet özlemcilerini de cesaretlendirmiş bulunuyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
103 emekli amiralin tatsız Montrö bildirisi iktidar ve muhalefetin sert tepkisine yol açtı. Elbette emekli askerler de Montrö ile ilgili görüşlerini açıklayabilirler, ancak bu emekli amirallerin organize hareketi gibi algılanacak bir sunumla yapılırsa, özellikle siyasi çevrelerde darbe çağrışımları yapması kaçınılmazdır. Her ne kadar emeklilerin fiili olarak darbe yapmaları mümkün değilse de, düşünsel planda böyle bir çağrışıma yol açması bile nahoş bir durum. Emekli amiraller farkında mıdır bilemem ama bu münasebetsiz bildirileriyle, vesayetçi Cumhur İttifakı’na üzerinde tepinsin diye müthiş bir ödül vermiş bulunuyor.
Ancak neden durup dururken böylesine tatsızlıklarla karşılaştığımızın arka planına bakmakta da yarar var. Hemen belirtelim, Türkiye özellikle son dönemde fiili bir “vesayet” dönemi yaşıyor. Son 4-5 yıla bakıldığında bu konuda sayısız örnek bulunabilir, ancak çok geriye gitmeye hiç gerek yok. Daha geçen hafta parlamentoda “güvenlik soruşturması” ile ilgili yasa teklifinin görüşülmesi sırasında yaşananlar nasıl bir vesayet atmosferi içinde olduğumuzun en bariz göstergesidir.
Herkesin bildiği gibi olay şu; Meclis’te yapılan oylamada yasa teklifi muhalefetin oylarıyla reddediliyor. Yani iktidar, teklifin Meclis’te görüşülmesi için yeterli sayıyı bulamıyor. Ve sonuç olarak reddedilen teklifin bir yıl süreyle parlamentoya gelme ihtimali ortadan kalkıyor.
Ama sonunda “göklerden bir karar geliyor”, anayasa ve iç tüzük hiçe sayılarak yasa teklifi yeniden gündeme alınıyor, işte bunun adına ‘vesayet’ düzeni denir.
Anayasamızdaki açık hükümlere rağmen AYM ve AİHM’nin kararlarına meydan okuyarak bu kararları tanımadığını ilan etmenin açık anlamı, fiili bir “vesayet” düzeni oluşturmaktır.
MHP lideri Devlet Bahçeli Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na talimat gibi çağrıda bulunarak HDP’nin derhal kapatılması için dava açılmasını işitiyor. Ve başsavcı gece-gündüz çalışarak MHP’nin büyük kongresinden bir gün önce iddianameyi Anayasa Mahkemesi’ne teslim ediyor. Eğer bu tavır yargı üzerinden bir “vesayet gölgesi” algısına yol açarsa kimse şaşırmasın…
Ve işte “vesayet”in zirve notası… MHP lideri Bahçeli, “Anayasa Mahkemesi derhal kapatılsın” talimatı veriyor. Kuşkusuz bu, vesayetten öte Anayasal düzenin temelini yıkmaya yönelik en tehlikeli girişim.
Kuşkusuz Türkiye’nin fiili anlamda ağır bir “vesayet düzeni” içinde yaşıyor olması, emekli amirallerin ömürlerinin son demlerinde herhangi bir darbe tehlikesi oluşturmasa da, vesayet algısı oluşturabilecek bir organizasyon görüntüsü içinde olmaları kabul edilemez. Ama iktidar cenahının, bu olayı köpürterek “acaba buradan bir darbe korkusu üretebilir miyiz” aceleciliğinin de, çaresizlikten öte bir anlam ifade etmediğinin altını özellikle çizmek gerekiyor. İktidar geçmişte de benzer köpürtmeleri denedi, ama ömrü bir hafta bile sürmedi.
...***
Mehmet Kara 5 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, " Siyasette taşlar yerinden oynuyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Yargıtay Başsavcısı’nın HDP’nin kapatılması talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne açtığı dâvâda iddianamenin “eksikliklerin tamamlanması” için iade edilmesi ile TBMM Genel Kurulu’nda görüşmeleri süren “Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanun Teklifi”nin muhalefet partili milletvekillerinin oylarıyla reddedilmesi siyasette taşların yerinden oynadığını gösteriyor. Bir yandan da muhalefetin erken seçimi hep gündemde tutması, diğer yandan da muhalefet partilerinin güçlendirilmiş ve iyileştirilmiş parlamenter sistem için “birlikte hareket etme” kararlılığı hükümeti zora sokacak gibi görünüyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
AYM’nin HDP’nin kapatılmasına ilişkin iddianameyi usûl gerekçesiyle iadesi üzerine MHP lideri Bahçeli’nin, “AYM’nin kapatılması” teklifi tartışmaları da beraberinde getirdi. “Anayasa Mahkemesi hukukun üstünlüğünden mi yanadır, yoksa bölücülüğün mü şakşakçısıdır? HDP’nin kapatılması kadar Anayasa Mahkemesi’nin de kapanması artık ertelenemez bir hedef olmalıdır” sözüne çok kişi de anlam veremedi. Zira, burada HDP’nin kapatılması reddedilmedi, sadece dosyadaki eksiklerin giderilmesi içini Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na iade edildi. Savcılık eksikleri tamamlayıp dosyayı tekrar gönderebilir.
İnsanın aklına şu geliyor. Bahçeli bu çıkışı ile “Anayasa Mahkemesi’ne şimdiden HDP’yi kapatmazsanız sizin başınızda boza pişiririz” mi demek istedi? Yani, ön mü aldı?
Muhalefet partileri Bahçeli’nin bu açıklamasına sert tepki gösterirken, AKP Genel Merkez Seçim İşleri Başkan Yardımcısı Samir Altunkaynak’ın açıklaması hayli dikkat çekti. “Anayasa Mahkemesine her karar sonrası hukukî olmayan yaklaşımlarla saldırmak en başta bu ülkenin hukuk sistemini yok saymaktır” diyen Altunkaynak’ın verilen kararlara ilişkin eleştirilerin “hukuk çerçevesi”nde kalmasının yargıçların vereceği kararlarda dosyada mevcut delillere ve vicdanî kanaatlerine göre karar verebilmesini sağlayacağını ifade etmesi Bahçeli’ye cevap niteliğiydeydi.
“Anayasa Mahkemesi özellikle son yıllarda verdiği kararlar ile hukuku taçlandırdığı bir hakikattir” diyerek de AYM’ye sahip çıkan AKP’li yetkilinin “Aksi halde istemediği kararları vermedi diye Diyarbakır 123. İcra Hâkimliği veya herhangi bir yerin Asliye Ceza Mahkemesinin kapatılmasını talep edebilir. Bu yaklaşımların ne hukuka ne devlete ne de aziz milletimize bir faydası olmadığı aşikârdır… Bilinmeli ki Devletimiz Hukuk devletidir” sözleri hayli sert bulundu.
Bahçeli’nin sözlerine AKP kanadından cevap verilmesi hükümet kanadında ne gibi gelişmelere sebep olacak? Cevap veren mi, cevaba muhatap olan mı kazanacak? Bunu da önümüzdeki günlerde göreceğiz.