Nisan 07, 2021 15:21 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Erdoğan’ın sözleri üzerine yandaş medya, amirallerin yakınlarının adlarını yayımladı

Karar:

AK Partili Özel'den fişleme haberine tepki: Bu yanlış bir habercilik dili

Yeniasya:

Virüsten sonra yokluk da vurdu

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Akif Beki 6 Nisan tarihli Karar gazetesinde, "Emekli amirallerin yanlışı, yanılgısı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Casusluk yaptığının kanıtlanamaması, Kavala’nın casusluk faaliyetlerini gizleyebilecek kadar iyi bir casus olduğuna kanıt sayılmıştı. Böyle iddianamelerin yazıldığı, darbe çığırtkanlığı bulunamayınca Altan’ın “darbe çağrışımı davası”ndan yargılandığı yerde olur bunlar olmasına da... 104 emekli amiralin ortak açıklamasına ‘muhtıra’, ‘darbe bildirisi’ denmesi yine de fazla yahu!"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Görevdeyken yapsalardı kesinlikle askerin darbe tehdidi, seçilmiş iktidarın görev ve yetkilerine müdahale anlamıma gelirdi. 

Ama artık emekliler. Emekli askerlerin görüş açıklaması, muvazzaf askerlerin bağlı oldukları hükümetin görev alanına giren konularda bildiri yayınlamasıyla  bir tutulabilir mi?  

Aynı şeyse, iktidar ekranlarında iktidar tezlerini savunurken, iktidara tez desteği yetiştirirken niye terbiyesizlikle, edepsizlikle, hadsizlikle ve darbecilikle suçlanmadılar?  

“Oturun oturduğunuz yerde, milli iradeye parmak sallayamazsınız” diyen devletliler, bu amiraller onca zaman ekranlarda konuşturulurken neredeydi?  

Ayrıca emekli askerler, seçilmiş muhalif siyasetçilere parmak sallarken hukuka, milli iradeye ve demokrasiye uygundu. Aynı kişiler, iktidarla ters düştükleri bir konuda ortak görüş açıklayınca mı antidemokratik ve Anayasal düzene aykırı oldu? 

‘Mavi Vatan’ gibi kavramları üretip iktidarın hizmetine sunan ulusalcılar, bu katkının kendilerine gerekirse iktidarı uyarma hakkı da verdiğini düşünmüş olmalılar.  

Kendilerince Montrö’nün tartışılmasına, Kanal İstanbul’a ve orduda yeni FETÖ’leşmelere göz yumulmasına tavır alırken böyle bir tepki beklememiş görünüyorlar. 

Hem...Rusya-Çin taraftarlığı ve Avrasyacılık yapmak adına iktidarla aynı safta kılıç sallamışlardı. NATO, ABD emperyalizmi, Atlantikçiler ve FETÖ’yle savaşta yararlılıklar göstermiş, bonus biriktirmişlerdi. 

Ancak iktidar medyasının gözdesi, kahramanı olmaya güvenen Cem Gürdeniz ve arkadaşları yanıldı. Bu, onlara dokunulmazlık ve eleştiri hakkı sağlamadı.  

Yanılgılarının bedelini, şimdi darbecilikle suçlanarak, lojman ve koruma hakları iptal edilip gözaltına alınarak ödüyorlar. 

Açıklamaları yöntem, tarz, üslup ve içerik bakımından düşüncesizce, kabul.  

Nasıl kullanılacağını, bundan nasıl yararlanılacağını öngörememiş olmaları ‘kurmay zekası’yla da bağdaştırılamıyor. 

Fakat Anasal düzene karşı ‘subliminal suç’ içerdiğini söylemek için ciddi önyargılı olmak şart. Maksat, paranoya kaşımak değilse tabii. 

Düşüncesizce de olsa Anayasal güvence altındaki ‘toplu halde fikir açıklama’ hak ve özgürlüğüne başvurdular. 

İktidar ekranlarında, eski asker birikimiyle ama sivil uzman olarak tek tek konuştuklarında nasıl hak ve özgürlüktüyse bu da öyle. 

Darbe tehdidi, çağrısı, teşviki ya da çığırtkanlığı yok ama iması, çağrışımı, subliminal mesajı varmış!  

Kanun somut ve açık delile bakar, kalpleri yarıp gizli niyete bakarak  hüküm kurmaz. 

Emekli amirallerin temel yanılgısı, yargımızın icabında tevile, çıkarsamaya yaslanabildiğini atlamış, hesaba katmamış olmaları.  

Ya da başkalarını öğütürken bazılarının su taşıyarak borçlandırdığı değirmenin, kendilerine dokunmayacağını sandılar belki. 

...***

Cevher İlhan 6 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, " Yeni “fişleme yasası”"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Hafta sonu 104 emekli amiralin “Montrö bildirisi” üzerinden yeni bir sun’i gündem alevlendirilirken geçen hafta Meclis’te reddedilmesine rağmen İçtüzüğün açıkça çiğnenerek tekrar oylatılan “Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yasası”yla hukuk skandalına kaldığı yerden devam ediliyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Buna göre daha önce Anayasa Mahkemesi’nin iki iptal kararına rağmen arkadan dolanarak beşinci kez Meclis’in önüne getirilen “yasa teklifi”yle, Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay, jandarma, emniyet, sahil güvenlik, istihbarat, ceza infaz ve tutukevlerinde çalıştırılacak personel için yapılan “arşiv araştırması” ve “güvenlik soruşturması” kamu görevine atanacak herkes hakkında uygulanacak. 

Devlet memuru olmak için savcılıktan / ilgili devlet kurumlarından “sakıncalı olmadığı”na dair “adlî sicil kaydı”yla yetinilmeyecek; neden ve niçin “suçlandıkları”nı bilmeden vatandaşlar, itham ve isnadlarla “suçlanacaklar.”  

“Güvenlik soruşturması” veya “arşiv araştırması”nda elde edilen kişilere ait verileri değerlendirme yetkisinin hükûmetin kurduğu “komisyonlar”a verilmesiyle insanlar peşinen “mâkul şüpheli” ve “sakıncalı” ilân edilebilecekler.

 “Ucûbe yasa”da bununla kalınmıyor; “yerinde araştırma” adı altında kişinin yaşadığı yerde, mahallesinde ve çevresindekilerin “ihbarlar”ına başvurulmasıyla siyasî iktidara yaranmak hesâbına “ispiyonculuk” özendiriliyor. Mahalleliler, komşular arasında “jurnalcilik fitnesi”ne kapı açılıyor.   

Dünyanın hiçbir demokratik hukuk devletinde itibar edilmeyen yargı mercileri dışındaki “kolluk kuvvetleri” ve “istihbarat birimleri”ndeki verilerle sorgusuz sualsiz kişinin “terör örgütleri” ve “organize suç örgütleri”yle “ilişkisi”ne gıyabında hüküm verilmesi garabetine fırsat veriliyor.  

Böylece OHAL KHK’larıyla yüz binlerce kamu çalışanının sahte ihbarlarla, hukukta hiçbir kıymeti olmayan istihbarat jurnalleriyle, tek kelime savunmaları alınmadan hak kazandıkları işlerinden ihrâç edilmesine, on binlerce vatandaşın yargısız infazla yıllarca tutukluluğunun sürdürülmesine benzer telâfisi imkânsız ağır mağduriyetlere uğratılmalarına “yasal kılıf” geçiriliyor. 

Ayrıca hukukun beynelmilel temel kurallarının başında gelen “kişinin mahkemece ‘suçluluğu’ ispat edilinceye kadar suçsuz olduğu”nu esas alan “mâsumiyet” karinesi hiçe sayılıyor.

Yine hukukun esasını teşkil eden “suçun şahsiliği” berhava edilerek, “güvenlik soruşturması”nda, kişinin eşi, çocukları ve birinci derece kan bağı olanların dışında ikinci derece akrabaları, hatta eşinin âilesi gibi “sıhri hısımların” da “soruşturulması” öngörülüyor. 

“Sakıncalı olup olmadıkları”na bakılmadan hiçbir hukukta yeri olmayan “irtibat” ve “iltisak”la vatandaşlar kriminalize ediliyor. Bütün âile ve akrabalar “güvenlik sakıncası” ve “iltisak” kapsamına alınıyor. 

Bundandır ki hukukçularca “fişleme yasası”na “zulümkâr yasa” deniliyor.

...***

Esfender Korkmaz 6 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Enflasyon yoksullaştırdı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"Mart ayında TÜFE olarak aylık enflasyon yüzde 1,08 ve yıllık enflasyon yüzde 16,9 oldu. Yİ-ÜFE de aylık yüzde 4,13 yıllık yüzde 31,20 olarak açıklandı.Bizde aylık Yİ-ÜFE oranı yüzde 4,13 olurken, dünyada gelişmekte olan ülkelerde yıllık enflasyon ortalaması yüzde 4,5'tur. Bugüne kadar hükümetler enflasyona eğilmedi. Çözüm getirmedi. Tersine algı yaratarak güven sorunu yarattı. MB'ye bilerek veya bilmeyerek müdahale etti ve kur şoklarına ve sonuçta enflasyonun artmasına neden oldu."diyen yazar, yazısının yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

IMF politikaları ile 2004 yılında TÜFE oranı yüzde 9,36 olmuştu. Ancak IMF yalnızca kemer sıkarak enflasyonun köpüğünü almasını bilir. Dahası devletin kurumsal yapısı, piyasada rekabet şartları, eğitim politikası, hukukun üstünlüğü ve demokratik sorunlar gibi, iktisadın altyapısına karışmaz. Hükümetler de bu sorunları artırdı. Türkiye'de enflasyon temelde yapısal sorunlara dayandığı için 2017 yılına kadar yüzde 10 dolayında kronik enflasyon olarak devam etti. 2016 sonrasında başlayan kur şokları ve kur artışları da, Yİ-ÜFE'yi artırdı. Maliyet artışları da TÜFE'ye yansıdı.Hükümetlerin yapısal sorunları tespit ve teşhisi olmadı. Hedefleri günübirlik, sıcak para girişi, nominal faiz kararları ile sınırlı kaldı. Merkez Bankası 2006 yılından beri enflasyon hedeflemesi uyguluyor. Hiçbir yıl tutmadı, üstelik aynı Merkez Bankası ayrıca enflasyon tahminleri de yapıyor. Bu nedenlerle iktidara ve Merkez Bankası'na olan güven kayboldu.Kur artışı girdi maliyetlerini artırıyor. Ancak bu artış enflasyona misliyle yansıyor. Söz gelimi 2021 Ocak ayında ortalama dolar kuru 7,4024 iken, Mart ayında 7,6836 oldu. Yani yüzde 3,79 oranında arttı. Buna mukabil Ocak ayında Yİ-ÜFE oranı yüzde 26,16 iken Mart ayında yüze 31.20 oldu. Yani yüzde 19,26 oranında arttı.Kur artışının enflasyona fazlasıyla yansımasının nedeni de yine istikrarsız, kırılgan spekülatif ve oligopol piyasa yapısıdır. Piyasa fırsatçılığa açıktır. Toptancı, depodan çıkışı en yüksek kurdan yapıyor. Perakendeci de vitrindeki eski ithal malları da yeni kurdan hesaplıyor. Aksi halde yerine yenisini koyamayacağını biliyor. Dahası aynı perakendeci vitrindeki yerli malların fiyatını da artırıyor.Maliyet artışlarının bir nedeni de enerji fiyatlarının artması oldu.