Nisan 13, 2021 13:07 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Star: ABD'de yine polis şiddeti

Cumhuriyet:

AKP’li belediyeden AKP’li meclis üyesinin şirketine kart ihalesi

Karar:

Yarım yamalak önlemle olmaz

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Taha Akyol 12 Nisan tarihli Karar gazetesinde, "Pandeminin faturası: Yoksullar daha yoksul"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Pandeminin siyasete etkilerini araştıran Doç. Dr. Seda Demiralp, Taha Akyol’un sorularını cevapladı.Pandemi süreci gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerini nasıl etkilemekte? Pandemi süreci ülkeler arası olsun ülke içi olsun, dezavantajlıyı daha ağır etkiliyor. Fakir daha fakirleşiyor, şiddet gören daha çok şiddet görüyor. Yoksul ülke vatandaşları, hele o ülkenin varoşları, kadınları, göçmenleri diğerlerinden daha olumsuz etkileniyor. Yani dezavantajlılık katmanlarının her biri pandeminin etkisini çarparak artırıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:   

...***

Sanitasyonun, tıbbi müdahalenin ve aşının önemli maliyetleri var, en doğrudan eşitsizlik burada etkisini gösteriyor. Ayrıca teknoloji kullanımının yaygın olmadığı ülkelerde ve ailelerde iş ve eğitim aksıyor, günde bir kez okulda parasız yediği öğlen yemeğinden mahrum kalan yoksul çocuklar pandemide okulların kapanmasıyla birlikte açlık da çekiyor, özel arabanın lüks olduğu ülkelerde toplu taşıma pandemi yüzünden eski haliyle kullanılamaz olunca ya işe gitme şansı ortadan kalkıyor ya hastalık riski göze alınıyor. Güvencesiz işler pandemide ilk son verilen işler olduğundan buralarda çalışanların çok olduğu ülkelerde ekonomik sıkıntı daha ağır oluyor. Gelişmiş ülkeler kapsamlı destek paketleriyle pandeminin hasarını bir nebze telafi edebilirken, gelişmekte olan ülkeler bunu yapamıyorlar. 

İlaveten, gelişmiş ülkelerin ağırlıklı olarak demokratik olduklarını düşünecek olursak, bu ülkelerde pandemiyi iyi yönetemeyen siyasiler değiştirilebilirken (örneğin Trump) otokratik ülkelerde bu imkan olmadığı için gittikçe dibe iniliyor. 

Pandemi uluslararası ekonomide küreselleşmeyi mi, korumacılığı mı güçlendirecek? 

Her iki argümanı da kuvvetle savunmak mümkün, henüz net bir galip yok. Pandeminin küreselleşmenin bir sonucu olması küreselleşme karşıtı görüşleri kuvvetlendirebilir. Ayrıca ekonomik krizler genelde içe kapanmayla sonuçlandığından pandemi dönemi yaşanan ekonomik sıkıntıların da böyle bir sonucu olması beklenebilir. Eldeki kıt ve kıymetli olanı dışarı satıp elden çıkarmamak gibi (örneğin aşı), dışardan gelebilecek mala güvenemeyerek (örneğin gıda ürünleri) yerli üretime yönelmek veya içerideki işsizliğe kısa vadede çözüm olması için ithal ürünleri vergilendirip iç talebi artırmak gibi refleksler görülebilir.   

Öbür yandan, o kadar enternasyonal bir sorunla karşı karşıyayız ki, hepimiz iyileşmeden hiçbirimiz tam iyileşemeyeceği için ister istemez, idealist olmasa da pragmatik sebeplerden ötürü bir küreselleşme boyutu da mutlaka olacaktır. Yani pandemiden çıkış da ancak küresel bir işbirligi ile mümkün olacaktır. Seyahatler için, ticaret için ortak standartlar oluşacaktır,  aşı ve diğer sağlık girişimlerinde ortak çalışmalar artacaktır. Nitekim aşı milliyetçiliğinin hem sağlık, hem siyasi hem de ekonomik maliyetleri uzmanlar tarafından dile getiriliyor.

...***

Arslan Bulut,  12 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, " İktidar, bu krizi de fırsata çevirebilecek mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, geçen yıl Giresun'da meydana gelen sel afetinin bilançosunu açıkladı. Kent genelinde 2.2 milyar liralık hasar olduğunu belirten Soylu, "Afetler, afet neticesinde alınan hasarlar, bir yanıyla zarardır, bir yanıyla da siz de biz de gördük ki değişim için büyük fırsattır" dedi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Soylu, "Afetler, afet neticesinde alınan hasarlar, bir yanıyla zarardır, bir yanıyla da siz de biz de gördük ki değişim için büyük fırsattır. Dünyadaki pek çok ülke, afetler sonrasında zarara yol açan yapılaşma sorunlarını, ihmallerini; afet sonrası iyileştirme çalışmalarında hallettiler. İlgili kanunları çıkardılar, tedbirlerini aldılar. Yaşanan afet olayı dolayısıyla birtakım dirençler de kırıldığı için bir nevi, afeti, geleceğe ait bir fırsat haline dönüştürmüş oldular." şeklinde konuştu.Bu konuşmaya bir itirazım yok. Soylu'nun değerlendirmesi doğrudur. Yalnız şu var ki, dünya çapında da küresel bir afet oluşturuldu. Yaşanan salgın ve sokağa çıkma yasağı, "hayat eve sığar" saçmalığı gibi sebeplerle insanların direnci de kırıldı. Sesini çıkarana komplo teorisyeni veya aşı karşıtı dediler. Ve dünya çapında oluşturulan bu krizi fırsata dönüştürmeyi planladıklarını, Time dergisinden en yetkili ağızlardan "Büyük Sıfırlama" kapağı ile açıkladılar. Üstelik en büyük sıfırlamanın Akdeniz havzasında yapılacağını ilan ettiler. Buna rağmen, insanlar, bütün bunlar doğal sürecin eseriymiş gibi konuşanlara inanmayı tercih ediyor. Çünkü gerçeklere inanmak canlarını acıtıyor… Time dergisinin o sayısında yazısı yayınlanan Sompo Holding yöneticisi Kengo Sakurada, "COVID-19 bir hesaplaşmadır. Dijitalleşme ve küreselleşmenin genişlemesiyle kapitalizm daha büyük eşitsizlikler ve bölünmeler üretti. Mevcut haliyle kapitalizm, insanlığın refahına gerçek anlamda katkıda bulunmuyo " diyordu ama sürecin bir hesaplaşma olduğunu biz söyleyince insanlar şüpheyle bakıyor.

...***

Mehmet Kara 12 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, " Siyasî gündem, halkın gündemi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Merhum Süleyman Demirel’in, “meseleleri mesele etmezseniz mesele kalmaz” sözünü hatırlatan MAK Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Kulak, siyasî gündemle, halkın gündemini özetlemiş. Siyasî gündem: Ay yolculuğu, yargı reformu, emekli amiraller, makro ekonomi, kanal projesi, Kürşat…

Halkın gündemi: Ayçiçek yağı, adalet terazisi, emekli maaşı, işsizlik, ekmek, yolsuzluk, hırsızlık…"diyen yaar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bunun altına da şu notu düşmüş. “Demirel ne güzel söylemiş. Meseleleri mesele etmezseniz mesele kalmaz…”

Sayın Kulat yine, “Gündem o kadar hızlı tükeniyor ki! Darbe Bildirisi gibi bir konu bile 24 saat dolmadan tükendi. Zira; hayatı zehir eden PANDEMİ, iliklere kadar hissedilen İŞSİZLİK, herkesi yakan HAYAT PAHALILIĞI, bozuk tartan ADALET TERAZİSİ... Temel gündem bunlar diğerleri 1 günlük...” diyor.

Halkın gündemi yani gerçek gündem bunlar... Ülkeyi yönetenler  ne zaman gerçek gündeme dönecek, ya da dönerler mi? Merak ediyoruz.

Bugün vekil köşemizin misafiri DP Ordu milletvekili Cemal Enginyurt olacak. Yaptığı ironi dolu açıklamalarla dikkatleri çeken sayın Enginyurt, bu sefer ironi yapmamış. 

Diyor ki, “Darbe gündemi tamam; artık esnafı, işsizi, çiftçiyi, kadro bekleyeni, EYT’liyi, atama hayali kuranı, açlıkla yaşayanları, adalet bekleyeni, gençleri, velhasıl gerçek gündemi konuşmaya başlasak mı? Müsaadeniz var mı? Darbeci demeyecekseniz, konuşmaya devam edelim mi?”

Sayın Enginyurt’un bu ifadelerinden sonra merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, “konuşan Türkiye istiyoruz” sözü hatırımıza geldi. Konuştukça meselelere çözüm bulunur.  Konuşmaktan korkmamak lâzım… 

Tabi bir de meseleleri mesele yaparsanız çözüm bulursunuz. Sayın vekilin söyledikleri mesele yapılsa zaten çözüm bulunacak da, bunları mesele olarak görmeyenler olduğu için bu sorunlar çözüm bulmuyor.

Ekonomideki durumu anlatmaya gerek yok. Hükümet yetkilileri ve TÜİK’in açıklamalarının tersine vatandaş geçim sıkıntısı yaşıyor. Bunu yaşayarak da görüyoruz.

Aslında bir fotoğraf ekonominin durumunu özetliyor. Bir fırın kapısına şöyle bir yazı asmış: “Bayat 0.70, ekmek 1.10”

Vatandaş normal de 2 liraya satılan ekmeği 1 liraya almak için belediyelerin çıkardığı halk ekmek kuyruklarında saatlerce sıra beklerken, fırınlarda bayat ekmeği 0.70 lira indirmiş. 

İşin özeti, millet kuru ekmeğe muhtaç hale geldi... Var mı başka izahı?

Bir de buna akşam pazarın toparlanması sırasında atılan çürük meyve ve sebzelerin arasında sağlamları arayan insanları, ucuz çürük yumurta alanları ilâve edersek ekonominin söylediğinin aksine kötü olduğunu görebiliriz… Gören gözler olduğu müddetçe tabiî.