Mayıs 07, 2016 09:38 Europe/Istanbul

Murat Sabuncu, Cumhuriyet gazetesinde, “Dost modern darbe”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Son dönemde gördüğüm en yaratıcı hashtag oldu: Dost modern darbe... Hem 28 Şubat’ın “postmodern darbe” tanımına bir gönderme yapıyordu hem de kurulduğundan beri hareketin içinde yer alan Ahmet Davutoğlu’na yapılanları çok net özetliyordu. Dün Cumhuriyet’in manşetinde yer aldığı gibi yapılan fiili bir darbeydi.Yüzde 49.5 ile seçilmiş başbakan kendi isteğinin dışında görevden uzaklaştırılmıştı. Üstelik bu operasyonun komuta merkezinde tarafsızlık yemini etmiş cumhurbaşkanı bulunmakta idi. Anayasanın 101. maddesi çok açık bir şekilde, “Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer” demekteydi. Oysa Tayyip Erdoğan ne tarafsızdı ne de partisi ile ilişkisini kesmişti. Türkiye’de herkesin gözünün içine baka baka Saray’da kurgulanan bir plan, ne yasa, ne anayasa ne de siyasi gelenek tanıyarak uygulamaya konuldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Davutoğlu’nun yaklaşık 1 saat süren konuşması her ne kadar “lidere tam bağlılık” vurgusu ile bitmiş de olsa satır aralarına özenle yerleştirilmiş ağır eleştiriler de taşıyordu. Birkaç başlıkta bu eleştirileri inceleyelim.
-Son MKYK sürecinde yaşananları dost olma özelliğiyle bağdaştıramadım. Mutabakatın olmadığı yerde aday olmam. Refik (yol arkadaşı) değişeceğine genel başkanın değişmesi daha doğru...”
Hatırlayalım. Başbakan yurtdışından sabaha karşı geldiğinde o günkü MKYK’de 47 imzalı bir “il ve ilçe başkanlarının atama yetkisini elinden alacak” önerge buldu. Cumhurbaşkanı’na ulaşmaya, durumu kurtarmaya çalıştı ancak oradan da aradığı desteği bulamadı. Daha doğrusu imzacıların arkasında Erdoğan’ın olduğunu anladı. Gelelim imzacılara...Yani “dost olma özelliğiyle bağdaşmayan isimlere”...Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’tan Binali Yıldırım’a, Mevlüt Çavuşoğlu’ndan Numan Kurtulmuş’a tüm ağır toplar imzacı idi. Partide artık “yol arkadaşı” kalmamıştı.
-Bu dönem güçlü cumhurbaşkanı, güçlü başbakan dönemiydi. Sayın Cumhurbaşkanı’nın vurguladığı prensibi hayata geçirdim. ‘Emanetçi başbakan istemiyorum’ dedi. Ben emaneti aldım, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı koltuğunun hakkını vermek için gece gündüz çalıştım.”
Davutoğlu’nun buradaki “isyanı” doğrudan Erdoğan’a... Açıkça “emanetçi başbakan istemiyorum dediniz ama kendi tarzımı koymaya çalıştığım için cezalandırıldım” diyor. Davutoğlu, “etik yasasından gazeteci ve akademisyenlerin tutuklu yargılanmasına, çözüm sürecine” uzanan geniş bir yelpazede Erdoğan ile ayrı düşmüştü. Tabii “emanet”in esas çatladığı yer “başkanlık” oldu. Davutoğlu ile başkanlığa geçişin zor olacağı anlaşılınca “gidiş” hızlandı.
-"Görev süremin 4 yıldan kısa sürmesi benim tercihim değil, bir zaruretin sonucudur"
Davutoğlu bu açıklamayı yaptığı sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Başbakan’ın kendi isteği” olduğu sözleri “zamanlaması manidar” bir “buluşma” idi. Davutoğlu bir operasyonla gönderildiğini, “kendi tercihim değil” sözleriyle ortaya koymuş oldu.
-"Gururla huzurunuzda ifade ediyorum ki benim genel başkanlığım döneminde bu partiden tek bir istifa yaşanmamış, tek bir kardeş ihtilafı görülmemiş ve partimizin omurgasından da yapısından da hiçbir şey eksilmemiştir.”
Bu cümlede de doğrudan hedef Erdoğan. Çünkü örneğin AKP’nin kurucuları arasından bile şu an partide “aktif” hemen hiçbir isim kalmamış durumda. Milletvekilinden bakana onlarca isim tartışmalı bir şekilde partiden ayrıldı. Pek çok kardeş “ihtilafı” yaşandı.
Şimdi ne olacak? Erdoğan’a en iyi biat edeceğini, sözünden çıkmayacağını kanıtlayan isim genel başkan ve başbakan olacak. Bana en yakın gözüken Bekir Bozdağ. Dün Reuters’e konuşan bir AKP MYK üyesi, “Şayet MHP’de mevcut durum devam ederse, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın genel başkanlığında ekimde erken seçim bekleyebiliriz. Ancak olası kongrede MHP’de Meral Akşener başa geçerse, o zaman 2019’a kadar seçimsiz gidilebilir” diye konuştu.
AKP için de Türkiye için de kaosun büyüdüğü bir yaz olacak gibi.
…***
Ergun Kaftancı,Yeniçağ gazetesinde, “Partili başkana doğru”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İktidar partisinde yönetici atama yetkisi Genel Başkan'ın elinden alınıp MYK'ya verilince dananın kuyruğu koptu...      Genel Başkan ve Başbakan Davutoğlu'na göre MYK tarafından alınan bu karar, kendisine yapılmış bir darbeydi.  Derhal tavır koydu...      Tavrını da aleniyete döktü. Kararı alanlar ortalıkta yoktu; herkes, "Bu değişimi Sayın Erdoğan istedi" diyerek Davutoğlu'na muhatap olmamaya çalıştı.  Önceki gün ve dün izledik; Ankara'da yoğun bir siyasal trafik yaşandı. Beştepe doldu taştı. Saray'a intikal edenlerden biri de Davutoğlu idi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
"Sorunu kongre çözsün" dediler. Çok net bir şey söyleyim...      Erdoğan belli ki AKP'nin ve hükûmetin başına atadığı Davutoğlu'ndan memnun değil...      Dolayısıyla yerine yeni bir ismi hazırladı. Onu da kongreye kadar saklı tutacak ve son kertede açıklayacak. Şurası bir gerçek ki Tayyip Bey, "Cumhurbaşkanı taraflı davranıyor" diye eleştirilmekten de korkmuyor. Eski partisinin üzerinden aktif politikaya katılmayı bir nakisa saymadığı da açık ve net ortada. Esasen "Partili başkan" tezi ona ait değil mi...      Şimdi Davutoğlu'nu gözden çıkararak bu tezi gerçekleştirmek istiyor.  Siyaset her zaman yeni gelişmelere gebedir. Bugün de öyle bir durumu seyrediyoruz; bakalım AKP'de yaşanan bu  çekişme nereye varacak ve kabuk nasıl değişecek! 
Erdoğan’ın Davutoğlu'ndan neden memnun olmadığı sorusuna verilen cevaplardan biri de "AKP'nin iskemle sayısı"na ilişkin. Erdoğan, 1 Kasım'dan beri, başkanlığı getirecek anayasayı Meclis'ten geçirmek için gerekli oy sayısının sağlanamamasından şikâyetçi. Bu konuda Davutoğlu'nu başarısız buluyor. Hoşnutsuzluğun temelindeki neden bu; su yüzünde görülenler ise bahane... Öte yandan Genel Başkanlık ve Başbakanlık için dolaşan isimlerin birinin bile Davutoğlu ayarında olmadığı söyleniyor. Ancak ortak özellikleri Beştepe'nin sözünden çıkmayacak isimler olması.
…***
Orhan Dede, Yeni Mesaj gazetesinde, “Erdoğan ‘tak’ diyecek yeni başbakan ‘şak’ yapacak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Davutoğlu hayatının en zor kürsüne çıktı ve sanki fazla bir sıkıntı yokmuş gibi rol yaparak başbakanlığı bırakacağını açıkladı. Yaşadığı dil sürçmeleri alınan kararın Davutoğlu’na ne kadar zor geldiğini ortaya koyuyordu.Stratejik Derinlik devri böylelikle tarihe karışmış oldu.Gelişmeler aslında Meclis’inde ‘Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir’ sözü yazılı olan Türkiye’de milletin hiçbir şeyi seçemediğini ispatlıyor.Milletin oylarıyla seçilmiş Davutoğlu, Erdoğan’ın ‘çekil’ emriyle hiçbir direnç göstermeden o makamı terk etti. Yerine gelecek isimlerde seçenekler yine Erdoğan tarafından belirlenmiş bile. Önümüzdeki günlerde Türkiye’nin icra makamına atanacak ‘kayyum başbakanın’ kim olacağı daha da netleşecektir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Partisine halel gelmesin diye ve belki de bundan sonraki siyasi ve akademik yaşamı zor duruma düşmesin diye ‘sorunsuz’ yollarını ayıran Davutoğlu, belki beraber yürüdüğü partili arkadaşlarıyla iyi ayrıldı ama milletin ona tevdi ettiği emanete bir nevi ihanet ederek, yani milletin iradesini yok sayarak görevi bırakmış oldu.
Aslında davranışlar milletin iradesinin hükümet cephesinde ne kadar değerli olduğunu da ortaya koymaktadır.
Dün AKP MYK toplantısı sonrasında bir veda konuşması yapan Davutoğlu, kendi dönemindeki icraatlarını överken aynı zamanda kendinden önceki dönemi, yani Erdoğan dönemini imayla da olsa karaladı.
Bu konuşma aslında beklentilerin aksine köşesine çekilmeyecek bir Davutoğlu izlenimi bıraktı bende. Eminim bu sözler AKP’deki küskünlerde de heyecan uyandırmıştır.
Ama açıklamalarında Erdoğan ile şahsi bir kırgınlık yaşamadığı ve yaşamayacağı noktasında vurgu yapmayı da ihmal etmedi Davutoğlu.
27 Ağustos 2014'te olağanüstü kongreyle AKP genel başkanı olan Davutoğlu, 22 Mayıs’ta yine bir olağanüstü kongreyle gidecek.
Bu süreçten sonra Davutoğlu’yla bile yolları ayıran Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın belirleyeceği başbakan yüzde yüz ‘uyumlu’ bir isim olacak ve Erdoğan ‘tak’ diyecek yeni başbakan ‘şak’ yapacak.
Partili Cumhurbaşkanlığı sürecinin artık fiiliyatta çok daha hissedileceği bir döneme girmiş bulunuyoruz. Yani fiili başkanlık sistemi başladı.
Binali Yıldırım adı daha önce de Başbakan olarak zaten geçiyordu. Beştepe’ye yakınlığıyla ön plana çıkan ve gölge başbakan gibi davranan Yıldırım olmaz ise Bekir Bozdağ adı gündeme gelebilir.
Çok şey mi değişecek?
Acı gerçek şu ki, hiçbir şey değişmeyecek!
Çünkü yapılan yanlışlar Davutoğlu’yla başlamadı ki gitmesiyle son bulsun.