Nisan 14, 2021 10:47 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Tahliye olan emekli amiraller Cumhuriyet’e yaşadıklarını anlattı

Karar:

Canikli’nin rezerv açıklaması tepki çekti: Ekonomiye kimsenin güvenmediğini itiraf etti

Star:

AB'de protokol krizi aşılamıyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Ali Sirmen 13 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Halkın gündemi ekmek ve özgürlük"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye’nin bölgenin en sorunlu ve yalnız ülkesi konumuna düştüğü ve kamuoyunun bunca lagaluga arasında bir türlü fark etmediği, bir sıcak çatışmanın içine sürüklenme olasılığının hiç de düşünülmez olmadığı bir ortamda, emekli amiraller üzerinden TSK’ye karşı kotarılan yeni kumpas, kimi eski tartışmaların alevlenmesine de neden oldu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Burada işin, temel hak ve özgürlükler yönünün ve açılmaya çalışılan davanın abesliğiyle birlikte diğer tuhaf yanlarının üzerinde durmadan, sade iktidarın bir kez daha halkın gündemini saptırmada herkesi oyuna getirerek dikkatleri dağıtma konusunda muhalefeti faka bastırdığı savını tartışmak isterim.

AKP’nin bütün iktidarı süresince kitleleri peşinden sürüklemekte mahir önderinin, gündemle oynama becerisinden çokça yararlanmış olduğu yadsınamaz.

Yine yadsınamayacak bir olgu da gündemin şu andaki herkesi yerlerde sürükleyen, mezara kadar götüren en önemli iki maddesi ekonomik bunalım ve pandeminin, iktidarı amiraller tartışmasından daha fazla tedirgin ettiğidir.

Bu gözlemlerden yola çıkarak AKP’nin, şimdiye kadar olduğu gibi, bir kez daha halkın gündemini saptırma oyunu oynadığı söylenebilir.

Yalnız bu kez koşulların değişmekte olduğunu görmezden gelemeyiz.

Geniş halk kesimleri, Cumhuriyet tarihinin en büyüğü olmaya aday ekonomik bunalımın AKP’nin eseri olduğunu artık görmüştür.

Halk, içinde bulunduğu büyük yoksulluğun, AKP’nin başta çok kesimlere çekici gelen yağma ve talan ekonomisinin kaçınılmaz bir sonucu olduğunu artık anlamıştır.

Türkiye’de artık herkes insanları intihara kadar sürükleyen korkunç yoksulluğun, utanç verici boyuttaki feci yolsuzluktan kaynaklandığını ve ikisinin at başı birlikte gittiklerini, çok pahalı bir bedel ödeyerek öğrenmiş bulunmaktadır.

AKP, hemen hemen yirmi yıla varan iktidarını halkın kendisini iyi tanıyamamış olmasına borçludur.

AKP artık herkes tarafından tanınıyor, iyi tanınıyor.

Artık bu kez gündem saptırmak o denli kolay değil.

Yalnız ülkemizde değil, tüm dünyada siyasi iktidarların yazgısını belirlemekte tencerenin diğer etkenlere oranla daha etkili olduğu bir gerçektir. Sınıfsal bilinci cılız, üretken tepkileri zayıf Türkiye’de, bir zamanlar özgürlük ve ekmek çelişkisi var olmuş ve iktidarlar da demokrasi ve özgürlük istemlerini ekonomik kaygılar sayesinde ötelemeyi becermişlerdir.

Gözden kaçan gerçek ise ordusuna pusu kuran ülkelerde bundan kimsenin kazanç sağlayamayacağıdır.

...***

Taha Akyol 13 Nisan tarihli Karar gazetesinde, " Cumhurbaşkanına hakaret"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret suçundan altı yılda 128 bin 872 kişi hakkında resen veya şikayeten savcılık tarafından soruşturma açılmış olması önemli bir sorundur. Bu 128 bin küsur soruşturma sonunda 27 bin 824 ceza davası açılmış, sonuçlanan davalarda 9 bin 556 mahkumiyet kararı verilmiş."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Dünyada bunun emsali yoktur. Totaliter rejimlerde mümkün olmadığı için, demokratik rejimlerinde ise siyasi ve hukuki durum böyle olmadığı için…

Cumhurbaşkanına hakaretten açılan dava sayısı 10. Cumhurbaşkanı Sezer döneminde toplam 50, sonra, 11. Cumhurbaşkanı Gül döneminde 706’dan ibaretti.

Erdoğan döneminde dava ve mahkumiyet sayılarındaki akıl almaz artış iki konudaki büyük sorunumuzu yansıtıyor: Biri kutuplaşmanın boyutları… Öbürü yargının tavrı…

Cumhurbaşkanına hakaret eden öğrencilerin yurttan atılacak olması, meselenin nerelere kadar tırmandığını gösteren hazin bir örnektir.

Sayın Erdoğan’ın şu sözleri kutuplaşma sorununun özeti gibidir:

“Türkiye Cumhuriyeti Devleti kimliğine sahip olduğu halde gavurun kılıcını sallayarak üzerimize gelenleri gördükçe de üzülüyoruz” 

Erdoğan ‘Devlet’ kavramını kullandığına göre Cumhurbaşkanının Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil etme kimliğinden bahsediyor… Bunun gereği olan saygıyı beklediğini ifade eden sözleri de var.

Elbette cumhurbaşkanı hakkında, Yargıtay kararlarında belirtildiği gibi, eleştirirken bile “yüksek makamının saygınlığı” sebebiyle saygısız bir dilden sakınmak gerekir…

Fakat… Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı cümlesinde muhalefet hakkında şöyle diyor:

“Gavurun kılıcını sallayarak üzerimize gelenler…”

Cumhurbaşkanı’nın muhalefet hakkında çok daha ağır sözleri var.

Partisinin lideri olarak muhaliflerini aşağılayabiliyor, ama kendisinin Cumhurbaşkanı olarak itibarı hukuken korunuyor.

CB hükümet sisteminde, Cumhurbaşkanı’nın “partili” olmaktan öteye, partisinin genel başkanıdır, üstelik çok sert polemikler yapan bir genel başkandır.

Bundan ibaret de değil. Partisinin milletvekilli adaylarını belirleyen, bu yolla yasamaya hakim olan… Atamalarıyla yargı yönetimini etkileyen bir cumhurbaşkanıdır.

Devlet Başkanı ve parti başkanı sıfatları bir kişide birleşince kamu yöneticilerinin de taraf haline gelmesi veya öyle algılanması gibi daha büyük bir sorun ortaya çıkıyor.

İşte CHP’nin “128 milyar dolar nerede?” afişleri hakkında bazı savcıların “Cumhurbaşkanına hakaret” diye soruşturma açması, savcı bunu yapmamışsa valilerin bu afişleri söktürmesi…

Afişlerin üzerinde Külliye’nin silüeti varmış… Evet ama zaten yürütmenin başı ve tam siyasi sorumluluk muhatabı bu sistemde Cumhurbaşkanı değil mi?

Bu sistemde personel sınavlarında mülakatlardaki kayırmalar, atamalarda liyakat yerine sadakat tercihleri, yargı atamalarında bile partiyle ilişkili isimlerin de bulunması şüphesiz kutuplaşmayı sertleştiriyor.

...***

Cevher İlhan 13 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, " Salgında yeni tedbirler…"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Siyasi iktidarca gündem karartılması hesâbına tetiklenip alevlendirilen “andımız” ve “bildiri” benzeri sun’i gündemlere rağmen Türkiye’nin gerçek gündeminin üstü örtülemiyor. Bunlardan biri de şüphesiz her haliyle başarısız kalındığı ortaya çıkan salgın yönetimi. “İktidara ilişik medya”daki manipülasyon ve propagandalarına karşı Kovid-19 salgınında Türkiye “birinci”; ülkenin büyük bir bölümü kırmızılaşmış; pik dalgaları peşpeşe ortaya çıkıyor."diyen yazar, yazısının devamındsa şu ifadelere yer veriyor:  

...***

Vahim tablo ortada. Öncelikle nüfus oranına göre vak’a sayısıyla 60 bin bandına dayanmış. “100 binde 1 vaka” hesâbıyla hemen hemen bütün iller kırmızıya bürünmüş, son bir ayda yüzde 17 artmış. Bu haliyle on günde yarım milyon vak’a meydana geliyor. 

Keza vefat sayısı da haftalardır ülke genelinde günlük 200 - 250 arasında seyrediyor. Bir tek İstanbul’da Büyükşehir Belediyesi’nin bildirmesiyle bir günde -97’si- “bulaşıcı hastalık” olan 311 vefatın üstü örtülürken salgında ölümlerin hâlâ gizlenip çarpıtılarak halktan gizlendiği ortaya çıkıyor. 

“İktidar cephesi”nce çelişkili çarpıtmalarla uydurulan “başarı hikâyeleri”ne karşılık, vak’a sayısında Avrupa’da “birinci” olan Türkiye dünyada da en üste tırmanıyor. Bütün ülke “kırmızı alarm” veriyor. 

Bundandır ki bir haftalık vak’a sayısının 100 bin kişide 200’den fazla hale gelmesinden dolayı başta Almanya olmak üzere birçok ülke Türkiye’yi “riskli ülke” ilân etmiş. Sağlık Bakanlığı ile Dünya Sağlık Örgütü’nün yeni vak’a tablolarını link veren Almanya Dışişleri Bakanlığı, daha önce “risk bölgesi” ilân ettiği Türkiye’yi günlük vak’a sayısının 55 binin üzerine çıkmasıyla “yüksek insidans bölgesi,” “enfeksiyon riskinin yüksek olduğu ülkeler” listesine dahil etmiş. Vatandaşlarının Türkiye’ye “zorunlu olmayan, turistik amaçlı seyahatlerden” kaçınması uyarısını yenileyip sürdürüyor. 

Bütün ikazlara rağmen iktidar partisinin inadına lebâleb kongrelerinin ve on yedi bin kişinin katıldığı tıklım tıklım büyük kongresinin ardından ilân edilen “kontrollü normalmeşme”den bu yana vak’aların 7 binden 55 bine çıkarak 10 kat artması, yoğun bakım servislerinde doluluk oranlarının yüzde 93’e varması ve vefat sayılarının 3 bin beş yüzü bulması vahameti ele veriyor. 

Sınırlı sayıda müşterinin bir araya geldiği lokantalar, kafeler kapalı, ama yüzlerce çalışanın iç içe yığıldığı fabrikalar, marketler açık. Hafta sonlarıyla hafta içi saat 21 ile 5 arasında dayatılan “gece sokağa çıkma yasağı”nın dışında hiçbir tedbir yok. Yasak saatinden önce evine yetişmek telâşıyla metroların, metrobüslerin, otobüslerin, minibüslerin, toplu taşıma araçlarının tıka basa dolduğu, trafiğin durduğu bu yasağın mantığı da şimdiye kadar izâh edilmiş değil.