Nisan 18, 2021 13:16 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Meral Akşener Cumhuriyet'e konuştu: ‘Yargı sinmiş ama muhalefet sinmeyecek’

Yeniasya:

MB’nin açıklaması tatmin etmedi

Milli gazete:

Fezleke sayısı vekillerin iki katına yükseldi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Karaalioğlu 17 Nisan tarihli Karar gazetesinde, "128 milyar doları çarçur eden hükümetin diğer kararları nasıldır acaba?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Dövizde dışa bağımlı olduğu halde, döviz tedariki için -zaten- yeryüzünde en yüksek faizi ödediği halde ve döviz biriktirebilmek için bütün mevzuatını dış güçlerin isteğine göre tanzim ettiği halde dünyada, 128 milyar dolar rezervini çarçur edip kendini savunmasız duruma düşüren başka bir ülke var mıdır? Gayet tabii ki yoktur zira bu miktarda rezervi sorgusuz sualsiz, sessiz sedasız harcayacak kadar kapalı bir ve denetimsiz bir ülke yoktur. Türkiye'den gayrı…"diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Salgın öncesinden başlayıp ülkenin kaynakları sorumsuzca tüketildi. Yerine koymak mümkün değil; koymaya kalkarsanız gereken faizi gelecek nesillerin ödemesi hiç mümkün değil. İşte böyle bir büyük finansal felaket ve tarihte rastlanmayacak bir yönetim skandalı yaşamaktayız.

Bu tarihi hata yapılırken olup biteni en yukarıdan aşağıya kadar herkes biliyordu. Kimseden bilgi gizlenmedi, kimse yanıltılmadı. Bile isteye bu hatayı yaptılar, keyifle rezervleri boşalttılar. Eski Hazine bakanının dövize karşı mücadelesi başarılı görünsün diye başlayan ve devamında bir rant tezgahına dönüşen yolda süreçte Merkez Bankası’nın kasasından 128 milyar dolar çıktı. Yolun daha başında bu çıkışı kamuoyuna duyuranlar, yapılanın yanlış olduğunu söyleyenler vatan haini ilan edildi. Doğruyu söyleyenler, rakamları gösterenler, bilançoları okuyup feryat edenler haklı çıktı çıkmasına ama iş işten geçti. Kötü yönetimle kolkola giren rantiye kazandı, kazanmakla kalmadı vurgun yaptı. Düşük kurla döviz alıp kimi borçlarını kapattı, kimi döviz hesaplarını şişirdi. Şimdi, kötü yönetimin kaçınılmaz ikinci perdesinde; yani yüksek faiz döneminde yine kazanıyorlar.

Rezervleri boşaltılmış, finansal açıdan ellerini havaya kaldırmış ülkede kur, faiz kıskacı sıktıkça sıkıyor; rant bayramı da bitmiyor…

Malum soru bu nedenle daha çok anlam kazanıyor: 128 milyar dolar nerede?

Böyle ağır ve pahalı bir soru cevapsız kalamaz…

Bu muazzam kaynağı heba eden hükümet ve ekonomi yönetiminin sorular karşısındaki çaresizliği, konuyu açıklamaktan kaçınması şüpheleri büyütüyor. Cevap vermek, sorumlulara hesap sormak ve olanları dürüstçe anlatmak yerine afişlerin peşine düşüp kovalamaca oynuyorlar.

128 milyar doları heba eden, dağıtan ve koruyamayan bir hükümetin ülkenin, hakkını, hukukunu ve en nihayet “bekasını” koruyabileceğine kim inanır? Milletin birikmiş bütün kaynakları birkaç ay içinde yok eden bir hükümetin ekonomiye dair aldığı, alacağı kararlar artık şüphe altındadır. Herhangi bir yatırım kararının akıl ve mantıkla alınabildiği, karlı olduğu artık söylenemez.

...***

Remzi Özdemir 17 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Merkez Bankası'na güvenmek!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Son 10 yılda Türkiye'de birçok kuruma karşı olan güven sarsılmış durumda. Güven müessesesinin en çok sarsıldığı iki kurum var. Birincisi TÜİK ikincisi ise Merkez Bankası.İlk olarak TÜİK'e bakıyoruz. Zaten analistlerin verilen rakama itibar gösterdiği yok. TÜİK'in açıkladığı enflasyon verisinin normalden en az 10 puan daha az olduğunu iddia ediyorlar.Tabii ki bir de vatandaş cephesi var."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bana göre en iyi enflasyon ölçümünü vatandaş yapıyor.Her hafta gittiği pazar ya da marketteki fiyatları en iyi analiz eden vatandaştır.1 kilo beyaz peynir geçen ay kaç liraydı bu ay kaç lira.Ya da 1 kilo domates neydi ne oldu.Vatandaşın enflasyonu ile TÜİK'in enflasyonunun arasında en az 20 puan fark var.Yani artık TÜİK'e analistler de güvenmiyor sokaktaki vatandaş da.Sokaktaki vatandaşın genel inancı, enflasyon maaş zamlarından dolayı kasıtlı olarak düşük tutulduğu. Çünkü yıllık enflasyon yüzde 13 değil de yüzde 20 olarak açıklansa, hükümet memura ve emekliye ona göre zam vermek zorunda kalacak.Sözün kısası TÜİK artık kendi çalıyor kendi oynuyor.Bir de son yıllarda hırpalanan bir başka kurum var. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası.Dünya ülkeleri arasında en itibarlı kurum merkez bankalarıdır. Ya bizde?Sosyal medyada en çok hakkında espri yapılan bir kurum. Başkanlarının görev süresi 1 yıl bile sürmeyen Merkez Bankası için sosyal medyada en çok dikkatimi çeken bir karikatür oldu.Merkez Bankası Başkanı damat adayına, kızın babası, iş güvencesi olmamasından dolayı kız verilmiyor.Koskoca Merkez Bankası'nın geldiği duruma bakar mısınız?İşte başkanına iş güvencesi olmadığı için kız dahi verilmeyen Merkez Bankası, perşembe günü bir kez daha toplanarak faiz kararını verdi.Karar öncesi o kadar bilgi kirliliği vardı ki!Kimisi Merkez Bankası'nın 200 baz puan faiz arttıracağını iddia etti. Puanlar adeta havada uçuştu.Kimisi ise 700 baz puanlık şok artışı bile öne sürdü. Tabii ki Başkan'ın özel durumundan dolayı 100 baz puanlık faiz indirimi bile beklentiler arasında yer aldı.Merkez bankaları itibar kurumlarıdır. Onların kararları ve duruşları analistler tarafından öngörülebilir olmak zorundadır.Bugün Türkiye dışındaki merkez bankalarının kararlarını toplantıdan haftalar önce öngörebilirsiniz.Yani eldeki verilerle kaç puanlık bir hareket yapacağını bilirsin.Ya Türkiye'de?İşte asıl sorun burada. O itibarlı kurumun ne yapacağını kimse öngöremiyor.Tahminler genelde siyasi bir bakış açısı ile yapılıyor. Tahminler ilk olarak "saray" cümlesi ile başlıyor.Böyle olunca da Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası her geçen gün yıpranıyor.Dedim ya, kurumların yıpranması AKP iktidarında genel bir sorun.Özerk olduğu iddia edilen bir Merkez Bankası'nın bu kadar yıpranması gerçekten içler acısı bir durum.Allah o bankada görev yapmaya çalışan memurlara yardım etsin!

...***

Cevher İlhan 17 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, " “Hârika önlemler”in akıbeti"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"“Ramazanda salgına karşı tedbirler”in hafta içi sokağa çıkma sınırlaması saatlerinin öne alınması, evlerde dahi toplu iftarların, camilerde - mescidlerde teravih namazının yasaklanmasıyla, kamuda dönüşümlü esnek mesainin yeniden getirilmesi ve 65 yaş üstü ve 18 yaş altının şehir içi toplu taşıma araçlarını kullanma sınırlamasıyla kalınması birçok yönüyle tartışılıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Eleştirilerin başında özellikle sokağa çıkma yasağının akşam 7’ye çekilmesiyle alelâcele evlerine yetişmek isteyen vatandaşların çarşı pazarda, duraklarda, trafikte, toplu taşıma araçlarında yığılmalara sebebiyet verilmesiyle iç içe yığılan kalabalıklarda vakaların artmasına sebebiyet verilmesi geliyor. 

Bundandır ki son “salgın önlemleri”nin de bir işe yaramayan göz boyamadan ibâret olduğu, “önlem alınıyor” gibi yapılıp aslında hiçbir tedbirin alınmadığı tesbitleri yapılıyor.

Özetle “Merkez Bankası’ndaki 128 milyar doların (yaklaşık milyar liranın) nerede olduğu?” sorusuna tenâkuzlar ortasında hâlâ hiçbir mâkul cevap verilmezken, “tek kişilik yönetim”de Hazine’nin içinin boşaltılmasıyla salgında destek sağlanamadığından üç veya dört haftalık “tam kapanma”ya gidilememesiyle ortaya çıkan garabetlere yenileri ekleniyor. 

Daha da garibi, birçok ülke Türkiye’ye uçuşları durdururken, konunun uzmanlarınca “virüsün üçüncü ve en yüksek pik” yaptığı, resmî rakamlarla 62 bini bulan günlük vak’a sayısıyla, 300’e yaklaşan vefatlarla Türkiye’nin Avrupa’da “birinci”, dünyada en üst sıralarda salgının pik yaptığı ülkelerin başında gelmesine bakmadan vahamet bir “başarı hikâyesi” olarak propaganda edilmesi. 

Ve bu fiyaskoda iktidar mahfillerinde ve “iktidara ilişik medya”da dünyanın hiçbir ülkesinde görülmeyen “kısmî kapanma” garabetinin yüksünmeden “hârika önlemler” olarak övülmesi! 

Zira hâlâ bütün suçun milletin üzerine atıldığı başarısızlığın akıbeti ortada.