Nisan 20, 2021 10:37 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Merkez’in eriyen rezerviyle ilgili tartışmalar, iktidarın ilginç savunmalarıyla sürüyor

Karar:

Elvan, Merkez Bankası rezervlerinin Hazine hesapları üzerinden satıldığını söyledi

Yeniasya:

Yolsuzluk sistematik yağmaya dönüştü

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Remzi Özdemir 19 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Özel bilgiler nasıl havada uçuşuyor!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Son bir yılda yaklaşık 5 bankadan 50 binden fazla vatandaşın gizli kalması gereken bilgileri dışarıya sızdı.Bu bilgiler neler?Tüm bilgileriniz. Millî İstihbarat Teşkilatı'nın bile elinde tutmadığı bilgiler. Bütün aile fertlerinizin telefon ve adres bilgileri. Mali yapıları, harcamaları ve daha onlarca bilgi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Dedim ya MİT'in bile kolay kolay ulaşamadığı bu bilgilere bankalar riskli kredi vermemek için kolayca ulaşıyor.Son bir haftada iki bankadan veri sızıntısı oldu. İki bankada da çalışan tarafından para karşılığı yaklaşık 10 bin kişinin bilgileri başkalarına verilmiş.Bu bilgiler kimlere satıldı bilinmiyor.Tefeciye mi, kıskanç kocaya mı, yoksa farklı pazarlama işinde kullanılması için mi bilen yok.Bilinen tek bir şey var ki o da bankalardan sürekli olarak vatandaşın bilgileri sızıyor.Bunlar bilinenler ya bilinmeyenler?Mesela uzun süredir aradığınız kişiyi bankalar vasıtasıyla bulabilirsiniz. Adresini telefon numarasını daha birçok bilgisini.Hemen aklınıza kan davası geliyor değil mi?Türkiye'de halen onlarca kan davası cinayeti işleniyor. Bu kişilerin büyük bir bölümü kanlısından kaçmak için adresini değiştirmiş. Eğer bankaya yolu bir kez dahi düşmüş ise o kişi yandı.Bu terör örgütü mensubu da olabilir.Yani çok ciddi güvenlik sorunu.Burada bankanın bir suçu yok. Sonuçta insan olan her yerde usulsüz işlem olur.Bankanın suçu yok derken, suçun kaynağı başka yerde demek istedim.İstihbarat teşkilatının ismi gibi değil mi? KKB bankacılar tarafından kısaltılmış ismi. Tam açılımı Kredi Kayıt Bürosu.Bu büro 1995 yılında kuruldu. 9 bankanın ortaklığı ile. Amacı bankaların kredi vereceği insanları puanlamak.Bankalar kendilerine gelen tüm müşterilerin özel bilgilerini bu şirkete yüklediler. Halen de yüklemeye devam ediyorlar. Siz bir ay borcunuzu ödemediniz mi hemen ortak sisteme giriyor. Harcamalarınız telefon ve adresiniz, kaç bankada borcunuz olduğu bunları düzenli ödeyip ödemediğiniz daha aklınıza gelmeyecek birçok bilgi burada yer alıyor.İşte bütün sızıntının esas merkezi burası.Amerikan sisteminin bir benzeri.Bu şirket vatandaşın bilgilerini ne kadar güvenli depoluyor. Ayrıca neden ortak bir depo?Bunu her banka kendi tutabilir. Ya başka bankada riski varsa?İyi de varsa o bankanın sorunu. Madem ticaret yapıyor riski de kabul etmek zorunda.Türkiye'de tüm yasalar hep bankanın lehine çıkartıldığı için maalesef burada vatandaş bankalara kurban veriliyor.

...***

Mehmet Kara 19 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, " 128 milyar x 8= ?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Geçtiğimiz haftanın en çok merak edilen konusu başlıktaki “128 milyar dolar” ile bu dolarların Türk Lirası karşılığı oldu… Sorunun cevabını açık yazarsak sütuna zor sığacak, ama anlaşılması açısından yazmak gerekiyor. Bu sorunun cevabı şöyle Siyasetin gündemi “128 milyar dolar nerede?” konusuydu. Peki, bu 128 milyar dolar meselesi nedir? "diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

...***

Bahsedilen para Merkez Bankası rezervlerinden “buharlaştığı” iddia edilen bir para… Bu iddiayı ortaya çıkaran Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Kerim Rota oldu. Eski bir bankacı olan Rota, aslında Türkiye Merkez Bankası rezervlerinin satıldığını ve bu satışın boyutunun zaman içinde 128 milyar dolara yaklaştığını söylüyor.

Rota, “Haluk Bürümcekçi’nin hesaplama tablosunu görebilirsiniz. Bu hesaba göre satılan 126,3 Milyar doların 33 Milyar doları 2019’da, 93,3 Milyar doları 2020’de satıldı” diyordu.  Rota, 128 milyar dolar meselesini “Türkiye’nin en büyük finans skandalı” olarak da değerlendiriyor. 

Rota’nın bu yazısı ile pek duyulmayan konu, CHP’nin “128 milyar dolar nerede?” afişleriyle Türkiye’nin gündemine geldi. Konuşmalar, açıklamalar derken CHP’nin il, ilçe başkanlıklarına, hatta özel bürolara kadar üzerinde “128 milyar dolar nerede?” afişleri asılmaya başlanınca iş büyüdükçe büyüdü… 

İlk önce “cumhurbaşkanlığı külliyesinin silüeti var” diye “cumhurbaşkanına hararet gerekçesiyle” afişler söküldü, soruşturmalar başladı. Bazı illerde “korona yasakları” yüzünden toplatıldı. Ancak toplatıldıkça daha çok dikkat çekti. Toplanan afişlerinin yerine yenileri asıldı. Öylesini bir kampanyaya dö- nüştürüldü ki, en son CHP Grup Toplantısı’nda salonun kürsüsüne bile bu pankart asıldı.  

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, TBMM’deki Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bakan odasının camına, “128 milyar dolar nerede?” yazılı pankart astı. Kaldırılma amacıyla asılan yere gelen itfaiye aracının merdiveni yetişemediği için kaldırılamadı. Tanal “sonra asılmak üzere” afişi kendisi kaldırdı. 

“128 milyar dolar nerede?” sorunun cevabı beklenirken, kimi zaman, “Pandemi döneminde vatandaşa sosyal destek için kullandığı” kimi zaman “devletin kasasında, hazinesinde yani yerinde durduğu” söylendi. 

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ, Merkez Bankası’nın rezervlerine ilişkin başlatılan “128 milyar dolar nerede?” kampanyasına tepki gösterirken, “128 milyar dolar kasada. Yani havaya mı uçtu? Gerçekten anlamakta zorlanıyor insan. 128 milyar doları havaya uçursanız nerede saklarsınız? Böyle bir soru olabilir mi?” diye bir açıklama yaptı. 

Ardından AKP Grup Başkanvekili Ünal, salgın sürecinde devlet desteğiyle yapılan yardım miktarını gösteren bir tabloda paylaştı. Uzunca paylaşımda Ünal, “Toplam rakam 60 milyar 38 milyon 892 bin 590 TL” dedikten sonra belli ki hesap tutmayınca twittini silmek durumunda kaldı. 

...***

Aziz Karaca 19 Nisan tarihli Yenimesaj gazetesinde, " Ağzı oruçlu lebalep borçlu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ramazan ayında belli vakitler arasında kendisine ait olan gıda maddelerine dokunmayı yasaklayan oruç, aslında oruçluya, geride kalan on bir ay boyunca başkalarının ekmeğine, emeğine, malına-mülküne izinsiz dokunmama, izinsiz yaklaşmama eğitimini veren bir mekteptir. Bir ay boyunca güneşe görünerek, güneşin şahitliğinde velev ki öz nefsine ait olsa bile hiçbir şeye el süremezsin, el uzatamazsın demek, yılın diğer aylarında ve tüm vakitlerde başkalarının hakkına, başkalarının emeğine ve alın terine asla el uzatamazsın demektir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Oruç tutan, oruç tarafından tutulan ve oruca tutulan, yani oruca sevdalanan bir insan, belli vakitler arasında kendi öz malından uzak durmayı öğrenmiş olduğu için, uzak durmanın eğitimini aldığı için, hayatının kalan kısmında da başkalarının hakkına-hukukuna tecavüz etmekten uzak durmayı öğrenmiş olmalıdır.

Hem oruçlu hem borçlu, hem de lebalep borçlu olmak iç içe çelişki, iç içe bariz yanlışlar içinde olmak demektir.

Son yirmi yıldan beri ülkeyi tek başlarına yöneten kadronun özellikle oruç konusunda hassas oldukları söyleniyor ve verdikleri görüntü de bu söylentiyi doğruluyor ama ufak bir sorun var.

Söylendiği ve göründüğü gibi eğer bu iktidar kadrosu oruç ibadeti konusunda çok hassas iseler, elden çıkan, cepten kayan, hazineden buharlaşan bunca servetin akıbeti ne oldu?

İmsak ile iftar vakitleri arasında bilerek bir yudum su içmek ve bir lokma ekmek yemek orucu bozuyorsa koca bir ülkenin kaynaklarının, koca bir milletin el emeğinin ve alın terinin meçhule gönderilmesine göz yummak orucu bozmaz mı?

Sadece mevcut nüfusun el emeği alın teri olsa neyse, mevcut nüfusun bilmem kaç kuşak sonraki torunlarının dahi demet demet, katmer katmer borçlarından, borçlandırılmış olmasından söz ediliyorsa borcun boyutlarını varın siz hesap edin.

Tamı tamına lebalep bir borçlanma gerçeği ile karşı karşıyayız.

Tam bir, 'ağzı oruçlu ve lebalep borçlu' vaziyeti.