Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Kılıçdaroğlu, Meclis’e ‘Yetkilerine sahip çık’ çağrısında bulundu
Karar:
İki yılda hukuk çöktü
Star:
Merkez Bankası Başkanı'ndan rezerv ve '128 milyar dolar' açıklaması
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Faruk Çakır, 23 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, “Çok büyük zararın hikâyesi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Merkez Bankası’nın elinde bulundurduğu dövizin tamamını ortalama 20 ayda tamamını TL’ye çevirdiği, piyasaya sürdüğü ya da sattığı ortaya çıkınca büyük bir tartışma başladı. İktidar mensupları önce bu işlemleri inkâr etti ve sonrasında ise birbiriyle çelişen açıklamalar yaptı. Haliyle vatandaşın kafası da karıştı: Hakikaten, Merkez Bankası’ndaki ‘milletin, devletin parası’na ne olmuştu?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Tabiî ki bu meselelerde ehil ve uzman olanların sözleri dinlenir. Bir defa, hangi sebeple olursa olsun Merkez Bankası’nın elindeki döviz rezervi eritilmiş durumda. Bunu inkâr etmenin imkânı yok.
Türkiye’yi idare edenler diyor ki, “Kaybolan bir para yok. Para kaybolmaz.” El hak doğru. Para kaybolmadı, ama eldeki dolar, TL ile yer değiştirdi. Yani MB elindeki bin doları ihtiyaç duyanlara verdi, sattı ve karşılığında TL’yi alıp ‘kasa’ya koydu. Bu işlem teknik olarak doğru olsa bile eldeki ‘döviz’le ‘TL’yi değiştirmek akıllı bir iş değil, aksine çok çok yanlış. Niçin diyenler için işin uzmanları dinlenmeli. Bu noktada Eski Hazineci ve Bankacı Kerim Rota’nın tesbitlerine iktidar mensuplarının da itiraz etmeleri mümkün olmaz. İşte yapılan yanlışın ve ‘Büyük kamu zararı’nın hikâyesi:
“Merkez Bankası kendi basabileceği bir parayı aldı, kendi basamadığı parayı verdi. Türkiye’nin ‘güvenlik kalkanı’ iyice aşağıya indirildi aslında. Nasıl ki ülkelerin güvenlik için askerî güçleri var, aynı şekilde finansal güçleri de var. Dünya üzerinde negatif Merkez Bankası rezervine sahip olan belki de tek ülke haline geldik. (Bu ne demek?) Bu, şu demek: Artık bundan sonra Türkiye’de yaşayan vatandaşlar dövizdeki artışlardan inanılmaz derecede etkilenecek demek. Dövizde artış olmasın diye hükümetin çeşitli tavizler vermek zorunda kalacağı bir noktaya geldik. Yani ekonominin bağışıklık sistemi kalmadı. Bağışıklık sistemini çökerttik. Zaten o günkü BM yönetiminin (Kasım 2020 sonunda) gitmelerinin sebebi de oydu. ‘Artık yapmıyoruz’ demeleriydi. (Soru: Yeni bakan o bağışıklığı kurmak istiyordu her halde?) İyi, ama bu o kadar büyük bir tahrip ki. Bu 20 aydaki hasarla Türkiye’nin 4 ya da 5 senesinin yendiğini düşünüyorum. Bu (dolarlar) satıldı, karşılığında TL alındı. Bu günkü fiyatla dolar başına 2 TL kamu zararı var. Bugün satılan o miktarda doları geri almaya kalksanız 260 milyar dolar TL lâzım. Bugün onu geri alamazsınız. Bunu yapmaya kalksanız kurların nerelere yükseleceğini bir örnekle açıklayalım: Geçen günlerde yabancılar 10 milyar doları dışarı çıkardılar, TL yüzde 10 değer kaybetti. (MB’nin) bozdurduğu miktarda doları yeniden almaya çalıştığını düşünün ve kurların nereye gelebileceğini hesaplayın. 250 milyar nedir derseniz, işçinin, çiftçinin EYT’linin meselelerini tamamen çözersiniz.” (@FOXhaber, 21 Nisan 2021)
Devletin, millet adına zor günler için biriktirdiği ‘ihtiyat akçesi, zor günler parası’nın bu şekilde elden çıkarılması ve ‘büyük kamu zararı’na yol açılması savunulabilir mi? “Şak, bir on bin dolar daha satarım” anlayışı ülkemizi bu noktalara getirdi maalesef.
…***
Taha Akyol 23 Nisan tarihli Karar gazetesinde, “128 milyar dolar neyi anlatıyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan “128 milyar dolar” konusundaki iddialara karşı ayrıntılı bir konuşma yaptı. Merkez Bankacılığı tecrübesi olanlar dahil, iktisatçılar cevaben eleştirel açıklamalarda bulundular. Ben iktisatçı gözüyle değil “sistemin işleyişi” açısından bakacağım. Evvela Cumhurbaşkanı, Merkez Bankası’ndan 128, hatta 165 milyar dolar çıkmış olduğunu kabul etti. Bu para dört yere harcanmış: Dış ticaret açığını, parasına yurt dışına çıkaranların döviz talebini, vatandaşın döviz satın almasını ve özel sektörün döviz borçlarını ödemesini karşılamak için kullanılmış…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Biz “sistem”in nasıl bozulduğuna bakalım.
Türkiye, sanayi yatırımlarını ihmal ettiği ve faizi emirle bastırdığı için TL’nin değer kaybı ve döviz darlığı sorunuyla karşılaşmıştı. Erdoğan 2018 başlarında “yastık altı döviz ve altınlarınızı bankaya yatırın” çağrısı yapıyordu.
Erzurum konuşmasında “kurmuş, muşmuş bunlar hikaye” diyerek dövizin tırmanışını kitlelere önemsiz göstermek istiyordu. (26 Mayıs 2018)
Halbuki dövizin pahalanması bütün ithalatın pahalanması, fiyatların yükselmesi yani enflasyon demektir.
Olayların akışına bakalım:
10 Temmuz 2018: Berat Albayrak, görevden uzaklaştırılan Mehmet Şimşek yerine Hazine ve Maliye Bakanı oldu. Dolar 4.53 TL idi.
İhracat yetersiz kaldığı, hükümet yüksek faizle para sıkılaştırmasına gitmediği için döviz sıkıntısı artıyordu. Dolar 7 lirayı buldu, Trump’ın tehdidi ile 8 liraya fırladı. Rahip Brunson’ın tahliyesi ateşi biraz düşürdü.
27 Kasım 2018: Hazine ve Maliye Bakanlığı Merkez Bankası’yla olan protokolü değiştirdi, iktisatçı Kerim Rota’nın ifadesiyle, “Merkez Bankası, rezerv yönetme yetkisini bu protokolle Bakanlığa devretti…
Ocak 2019: Merkez Bankası rezervlerinden bu protokole göre döviz sarfetmeye başlandı. Piyasada yapay bir rahatlama yaratıldı. Bu ortamda Martta mahalli seçimler, Haziran’da İstanbul’da ikinci defa mahalli seçimler yapıldı. İktidar kayıpla çıktı ama piyasaya dolar sürülmeseydi kayıp daha büyük olacaktı.
En önemli sistem sorunu bağımsız Merkez Bankası’nın rezerv yönetme yetkisini Hazine ve Maliye Bakanlığına devretmesidir…
…***
İhsan Çaralan 23 Nisan tarihli Evrensel gazetesinde, “Kimin bakan olup olmadığının hiçbir öneminin olamadığı bir kabine değişikliği”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Aylardır, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kabinede yapacağı değişiklikler üstünden “Saray’a çok yakın kaynaklar”dan alındığı söylenen “bilgiler” doğrultusunda haberler, yorumlar yapıp, her gün yeni bir kabine kurup dağıtanlar, 2 bakanın görevden alınması, yerlerine 3 bakanın atanmasıyla yetinmek zorunda kaldılar. Bu değişikliğin nedeni belli!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın kendi firmasından bakanlığa dezenfektan satın alması skandalının ortaya çıkması karşısında, “128 milyar dolar nerede” sorusuyla iyice sıkışmış olan Erdoğan yönetimi, bu skandalın sıkıntılarına sıkıntı eklemesini göze alamamış olmalı ki, Pekcan’ı vakit geçirmeden görevden almak zorunda kaldı. Yerine ise, AKP Milletvekili Mehmet Muş’u atadı.
Erdoğan, Pekcan’ı yalnız göndermek istememiş de olmalı ki, Aile, Sosyal Hizmetler ve Çalışma Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’u da görevden alarak, bakanlığı ikiye böldü: Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına, son kongrede AKP MYK’sine giren Avukat Derya Yanık’ı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına ise MHP’den AKP’ye geçen ve halen başdanışmanlığını da yapan Vedat Bilgin’i atadı!
Bu atamalarla birlikte, yeni bakan atananların sicilleri konuşuluyor.
Göreve atanan yeni bakanların öz geçmişlerine dair bilgiler de medyada tartışılıyor. Ama atanan bakanların hakkında tartışılanlar, FETÖ’ye övgüler dizmiş olmak, Ensar Vakfı skandalında vakfın savunuculuğunu yapmak, Berat Albayrak ya da Bahçeli’ye yakın olup olmamak... gibi, hangi AKP’li atansa onlarda da bulunacak özelliklerden söz ediliyor. Yani bu kişiler, şu başarılı geçmişlerinden dolayı, bugün de karşı karşıya olunan şu sorunları çözmek üzere bu bakanlıkların başına getirilmişlerdir denilebilecek bir geçmişe sahip değiller.
Tıpkı görevden alınan bakanların da böyle özellikleri olmadığı gibi!
Bunun nedeni de belli. Çünkü parlamenter sistemlerde bakanlar az çok siyasi mücadele içinde bulunmuş, kamuoyunda yaşantılarıyla, yaptıkları ya da yapmadıklarıyla tartışılmış kişiler olarak, bir bakanlığa atandığında ne yapıp yapmayacağı konusunda üstünde konuşulup tartışılacak bir geçmişe sahiplerdir. Ama bugün, “Türk usulü başkanlık sistemi”nde, bakanların Cumhurbaşkanının “özel kalem müdürü” olmaktan fazla bir inisiyatifleri olmadığı gibi, kariyerinin, yeteneklerinin ne olup olmadığı da çok umursanmamaktadır.