Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Eski MB Başkanı Yılmaz değerlendirdi: 128 milyar doları eriten protokol kesinlikle suç!
Karar:
İbrahim Kalın'dan Biden'ın 'soykırım' kararına cevap: Elbette siyasi karşılığı olacak
Star:
Gergin olan ilişkilere dikkati çektiler! Türkiye'ye karşı ellerindeki son kozu da kullandılar
Şimdi ise hafta içi köşe yazları:
...***
Cevher İlhan 24 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, "İktidarın “kalite ve kalifikasyon” eksikliği"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"“En çok istihdamı yapan bizim iktidarımız” diyen Cumhurbaşkanı, “işsizlikte iyi bir duruma geldik’ diyebiliriz, kalite ve kalifikasyon noktasında kendini ispatlayan bir genç iş bulur” demiş. Oysa AKP iktidarında gençlerde işsizliğin kat kat arttığı Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) genç işsizlikte yüzde 27.1, kayıt dışı işsizlik ise yüzde 36 rekoruyla tescil edilmiş."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Aslında ekonomistlerin değerlendirmesiyle sözkonusu işsizlik istatistikleri ve işsizlikle ilgili anketin yapıldığı tarihte aktif olarak iş arayanlar üzerinde yapılması, son dört ay içinde İş Kur’a müracaat etmeyenlerin “işsiz” sayılmaması “gerçek gizli işsizliğin” vahim boyutlarını ortaya koyuyor.
Buna göre Türkiye’de gerçek işsiz sayısının çoktan 10 milyonu aştığı, iş bulmaktan ümidini kesen ve iş aramaktan vazgeçen “gizli işsizler”in eklenmesiyle bu rakam daha korkunç boyutlara varıyor. Keza her iş arayan gencin İş-Kur’a müracaat etmediği gerçeği hesâba katıldığında geniş tanımlı işsiz sayısının ve diplomalı işsizlerin beş milyonu bulduğu ortaya çıkıyor.
Bu açıdan geniş tanımlı genç işsizliğe baktığımızda sadece İş-Kur’a bireysel olarak başvuruları olduğu gerçeğiyle TÜİK verileriyle yaklaşık 5 milyon gencin işsiz durumda olduğu vakıası “ekonominin şahlandığı” söylemi gibi “işsizlikte iyi bir durumda” iddiasını da havada bırakıyor. Buna çalışmayan ve eğitimde olmayan yüzde 29,4 eklendiğinde gençlerin yüzde 56,5’inin, yani yarısından fazlasının işsiz ve boşta olduğu görülüyor.
Yine “işsizliğin azaldığı” iddiasının aksine Türkiye İş Kurumu’nun bültenlerine göre, 2021 yılı Mart ayına dair verilerde Türkiye İş Kurumu’na işe yerleştirilmek için başvuran doktora mezunu sayısının 767, yüksek lisans mezunu sayısının 17.688, lisans mezunu sayısının 417.890, ön lisans mezununun ise 330.331 olduğu bildiriliyor.
Özetle, genç işsizlik oranı tarihin en yüksek seviyesinde. Sarayın üretimden ve istihdamdan uzak, tamamen ranta dayalı çarpık ekonomik düzeni nedeniyle gençlerimizin maalesef diplomalı, işsiz ve borçlu durumda olduğuna, milyonlarca gencin KYK borçları ve GSS prim borçları nedeniyle e-hacizlere muhatap olduğun dikkat çeken söyleyen ana muhalefet partisi İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Fethi Açıkel’in gençlere istihdam sağlaması gereken siyasi iktidarın sorumluluğu üstünden atıp gençleri suçlaması çarpıklığı vahameti ele veriyor.
...***
Oğuz Demir 24 Nisan tarihli Karar gazetesinde, "Güveni kaybettikçe normalimizi de kaybediyoruz!"başlıklı yaısını okuyucularla paylaşıyor.
" Son dönemde hemen hemen her konuda altını çizdiğimiz en önemli nokta ekonomiye duyulan güven ya da bir başka deyişle güvensizlik! Neden önemli bu güven? Kısaca çünkü güven yüksek olursa tüketiciler tüketim harcamalarını arttırır, firmalar daha fazla yatırıma ve istihdama yönelir, ülkemize daha fazla döviz girişi olur ve en nihayetinde ülkede ekonomik büyüme hızlanır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu nedenle ekonomiye olan güvenin ölçülmesi için de devletler çeşitli araştırmalar yapar. Bu araştırmalardan biri de tüketici güven endeksi. Tüketici güven endeksi verileri, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) iş birliği ile her ay açıklanır. Veriler hesaplanırken tüketicilere enflasyondan işsizliğe, harcama planlarından tasarruf planlarına kadar bir dizi soru sorulur. Bu sorulara verilen yanıtlara göre de hesaplama yapılır.
Yapılan hesaplamalara göre eğer tüketici güven endeksi 100-200 arasında ise tüketicilerin bugün ve gelecekte ekonomiye ilişkin güveni yüksek demektir. Eğer 0-100 arasında bir değer bulunuyorsa tüketicilerin ekonomiye güveni düşük demektir.
Ve son iki aydır yaşadıklarımızdan sonra nisan ayı tüketici güven endeksi sonuçlarını özellikle merak ettiğimi söylemem lazım.
Neden mi?
İki sebepten ötürü. Birincisi TL’nin değer kaybının, vatandaşlarımızın kriz algısını çok fazla güçlendirdiğini biliyoruz. Geçtiğimiz ay da TCMB Başkanı Ağbal’ın görevden alınması sonrasında Türk Lirası oldukça sert değer kayıpları ile karşılaştı. İkinci sebep ise döviz kurlarındaki artışın yavaşlaması ve dolayısıyla da önümüzdeki aylarda enflasyonun yavaşlaması için vatandaşların döviz almaktan vazgeçmesi ve hatta elindeki dövizi bozdurması büyük önem taşıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan da defalarca vatandaşlara bu çağrıları bu yüzden yapıyor. Ancak çağrıdan öte bu beklentinin gerçekleşmesi ancak ve ancak vatandaşların ekonomiye olan güveninin artması ile mümkün.
İşte perşembe günü TÜİK, nisan ayındaki araştırmanın sonuçlarını açıkladı! Açıklanan rakama göre nisan ayında tüketici güven endeksi, mart ayına göre %7,5 düştü ve 86,7 olan endeks değeri 80,2’ye geriledi. Yani zaten 100’ün altında güvensiz seviyede seyreden tüketici güveni daha da düşmüş oldu.
Öte yandan bu düşüş, verinin hesaplanmaya başladığı dönemden bu yana, aydan aya en sert üçüncü düşüş. Daha önce 2018 yılı eylül ayında (Brunson krizi) ve 2019 yılı mayıs ayında (İstanbul seçimlerinin tekrarı) %8’lik düşüşler yaşanmıştı. Hatırlarsınız bu ayların hemen öncesinde de dolar, TL karşısında rekor seviyeleri görmüştü. Diğer yandan pandeminin başladığı 2020 yılında dahi aydan aya bu kadar sert bir düşüşü görmemiştik.
Neden salgında bile bu kadar sert düşüş olmamışken, bu ay böyle bir durum yaşandı?
Çünkü ekonomide ya da hayatın herhangi bir alanında güven kırılması kolay, kırıldıktan sonra yeniden tesis etmesi zor, yeniden tesis etme yolunda adım attığınızda ise bir daha asla kırmamanız gereken bir kavram da o yüzden.
...***
Orhan Uğuroğlu 24 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Tek adam rejimi çöküş döneminde"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" AKP'nin kuruluş hedeflerindeki iki önemli ilke Yoksulluk ve Yolsuzluk unutuldu gitti. 4 Bakanın yolsuzluk iddiaları yargıya taşınmadan Meclis'te AKP oyları ile siyaseten örtbas edildi. Avrupa'ya insan kaçakçılığı boyutu giderek artıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Genel Merkez çalışanın yolsuzluktan zenginleşmesinin hesabını hiçbir siyasetçi neden vermiyor?
Rantların hesabının sorulmaması milleti çileden çıkartıyor.
İhalesiz kamu yatırımlarının yandaş müteahhitlere peşkeş çekilmesi yetmiyor. O müteahhitlere sağlanan vergi muafiyetleri isyan ettiriyor.
Ne acı ki sarayda yaşam itibardan tasarruf etmeyeceğiz zihniyeti ile zevki sefa içinde ekonomik krizi umursamadan sürüyor.
AKP'liler yandaşları ile zenginleşiyor, millet fakirleştikçe fakirleşiyor ve yoksullaşıyor.
Milletin tenceresinde et değil dert kaynıyor.
Peki, bu yaşattıkları umurlarında mı?
Hayır, milletin geçim sıkıntısı ne AKP'lilerin ne de MHP'lilerin umurunda.
Devlet Bahçeli dedi ki;
- "128 milyar doları bırak, 107 emekli amiralin bildirisine bak..."
Bu kadarı da pes diyecek kadar anormal.
Dile kolay 128 milyar dolar ki bir kenara bırakacağız ve araştırmayacağız.
Bahçeli, "Tüyü bitmemiş yetimin hakkını araştıracağız" demiyor, AKP oy kaybetmesin diye hesap soramıyor.
AKP'ye bu kadar kayıtsız şartsız teslimiyet neden olabilir, MHP ve BBP devletin tek kuruşuna neden sahip çıkmaz?
Naci Ağbal devlet bürokrasisinden yetişen devlet adamı olarak "128 milyar dolar nerede?" diye araştırma başlatınca Merkez Bankası Başkanlığından azledildi.
Devlet Bahçeli, devlet adamı Ağbal'a neden sahip çıkmadı?