Nisan 26, 2021 10:42 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Eski Ekonomiden Sorumlu Bakan Hikmet Uluğbay, Merkez Bankası’nın eriyen rezervlerini değerlendirdi

Karar:

128 milyar ‘sis’ altında buharlaştı

Star:

Cumhurbaşkanlığından açıklama: Biden'a farklı şekillerde cevap verilecek

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Uğur Emek 25 Nisan tarihli Karar gazetesinde, "Eriyen Merkez Bankası rezervleri ve kamu yönetiminde hesap verebilirlik"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bu haftanın tartışmalı konularından birisi de Merkez Bankası’nın eriyen 128 milyar dolarlık rezerviydi. İktisatçılar resmi verileri yorumlayarak, kuru baskılamak için Banka’nın 2019 yılı başından beri “arka kapıdan” döviz sattığını yazıyordu (“arka kapı” deyiminin telifi Uğur Gürses’e aittir).Yeteri kadar yazıldığı için konunun detaylarına girmeyeceğim. Şu kadarını söyleyeyim. Banka rezervlerini Hazine’ye, Hazine kamu bankalarına aktarmış. Kamu bankaları ise kuru baskılamak adına piyasaya satmış. Bankanın swap hariç net uluslararası rezervi eksi 61 milyar dolara düşmüş."diye yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

Dolar kurunun, faizlerin ve enflasyonun bugünkü geldiği yüksek seviyeler bu politikanın başarısız olduğunu gösteriyor. Yani yağmurlu günlerde şemsiye işlevi görsün diye, yılların çabasıyla biriktirilen döviz rezervleri anlamsız biçimde kaybedilmiş.

Soru şu: İktisat kurallarıyla çelişen bu politika neden uygulandı? Dövizi Merkez Bankası kendisi değil de neden kamu bankaları sattı? Günün sonunda ne fayda sağlandı?

Rezervler, Merkez Bankası yerine kamu bankaları tarafından satıldığından, satış işlemlerine ilişkin bilgiler resmi verilerden görül(e)müyor. Bu nedenle, bu sorular doğal olarak Merkez Bankasına ve ekonomi yönetimine yöneltiliyor. Arka kapıdan döviz satışı iki yıla yakın sürerken, yetkililer nedense sessiz kalmayı tercih etti.

2020 Aralık ayında TBMM’de yaptığı sunum sırasında Başkan Naci Ağbal, Merkez Bankası eski başkanı Durmuş Yılmaz’ın kendisine bu konuda yönelttiği soruları cevapsız bıraktı.

Açıklamalarda satışların amacı ve miktarı açısından çelişkiler bulunsa da yapılan işlem doğrulandı. Ancak, yukarıdaki soruların cevaplarını hala bilmiyoruz.

Merkez Bankası Kanununa göre Başkanın, Bankanın faaliyetlerine ilişkin olarak, yılda iki defa TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunu bilgilendirmesi gerekir. Yukarıda belirttiğim gibi önceki başkan konu hakkında kendisine yöneltilen soruları cevaplamamış. Yani, banka şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkesini önemsememiş.

Yine kanuna göre banka faaliyetleri ile uygulanmış ve uygulanacak olan para politikası hakkında her yıl nisan ve ekim aylarında Cumhurbaşkanına rapor sunulmalıdır.

Milletvekillerine verilmeyen bilgiler, Cumhurbaşkanına da verilmemiş olabilir mi? (Hatırlayalım Naci Ağbal’ın göreve geldiği ilk zamanlarda “rezerv erimesinden Cumhurbaşkanı’nın haberi yokmuş” şeklinde bir söylenti vardı).

...***

Mehmet Kara 25 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, " Siyasete yeni üslûp lâzım"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Siyasetçilerin üslûpsuz konuşmaları, birbirlerine karşı ağır ifade ve yakıştırmaları toplum içinde ötekileşmeye ve ayrışmaya sebep oluyor. Ama siyasetçiler uzun zamandan beridir bu huylarından bir türlü vazgeçmiyorlar! İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener bu haftaki grup konuşmasında 23 yaşındaki bir bayanın kendisine söylediği bir sözü tutmak adına bundan sonra bu tür sert konuşmalar yapmayacağını ve rakiplerini sert şekilde eleştirmeyeceğini, bu türden gelecek ağır sözleri “kötü söz sahibine aittir” diyerek cevap vermeyeceklerini söyleyerek yeni bir siyaset anlayışını ortaya koydu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de bu haftaki konuşmasında, “ayrışmayı değil birleşmeyi, dağılmayı değil buluşmayı, parçalanmayı değil kucaklaşmayı, farklılaşmayı değil bütünleşmeyi hedefleyen kolektif şuurla mümkün” olacağını söyleyerek başlamıştı. Hep bağırmasıyla bilinen Bahçeli’nin gayet sakin ve yavaş konuşması devam ederken, “namert, ucube, beyni sulanmış” türü ifadelerle konuşmasını sürdürmesi biraz önceki sakinliğinden eser bırakmadı. Yüksek sesle bu ve benzeri ifadeleri kullanmayı sürdürdü.

Kılıçdaroğlu ve Erdoğan’ın grup konuşmalarını da dikkate alınırsa siyasette yeni bir üslûbun oturtulması gerekliliğini ortaya çıkıyor. 

Artık siyasetçiler gerilimden beslenmeyi bırakıp sorunlara çözüm odaklı konuşmalara geçmeleri gerekmiyor mu? Bunun içinde bir araya gelip bir masa etrafında buluşmaları ile işe başlanamaz mı? Tıpkı geçmişte olduğu gibi… Belki o zaman üslûpları da değişir.

Siyasetin gündemini bu haftada “128 milyar dolar nerede?” sorusu belirledi.  

Haftalardır süren tartışmada, “böyle bir rezervin olmadığı, salgında kullanıldığı, havaya uçmadığı kasada olduğu, millet için harcandığı, satıldığı, milletin yastığının altında olduğu” gibi açıklamalar peşpeşe gelirken kamuoyu bu açıklamalardan tatmin olmamıştı.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, adeta bütün bu açıklamaları boşa çıkartacak açıklamayı partisinin grup toplantısında yaptı. Dedi ki, “Aslına bakarsanız ortada 128 milyar dolar diye bir rakam, gerçekle ilişkisi olan bir rakam yok… Cari açık için 30 milyar dolar, yabancı sermaye çıkışları için 31 milyar dolar, sektörün dolar borcunu azaltmak için 54 milyar dolar kullanıldı. Vatandaş 54 milyar dolar karşılığı döviz ve altın aldı… Ne buhar oldu ne de haksız ve hukuksuz yere birinin cebine girdi…”

Merkez Bankası rezervlerinden buharlaştığı iddia edilen 128 milyar dolarla ilgili bu açıklamadan sonra soru sorulur mu bilmiyoruz, ama böyle durumlarda söylenen bir cümle var: 

Artık dağılabilirsiniz, çünkü böyle bir para yokmuş…

Akşener Grup toplantısında, ‘Ağaç nerede? Balta kesti. Balta nerede? Suya düştü. Su nerede? İnek İçti. İnek nerede? Dağa kaçtı. 128 milyar dolar nerede? Yandı, bitti, kül oldu” diyerek eleştirisini yaptı.

Tekerlemeler ve atasözleri bazen siyasetçiye ilham kaynağı olurken, siyasete de renk katıyor.

...***

Fatma Çelik 25 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Kabine mi var ki? Hangi kabinenin değişikliği?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Cumhurbaşkanının kabinede değişiklik yapacağı bilgisi, aylardır konuşuluyor, tartışılıyor. Son olarak Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan'ın kendi firmasından bakanlığa dezenfektan satın almasının ortaya çıkması üzerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Pekcan'ı görevden aldı, yerine Mehmet Muş'u atadı. Yine Cumhurbaşkanı Erdoğan, Aile, Sosyal Hizmetler ve Çalışma Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk'u da görevden aldı, daha önceden iki Bakanlığı birleştirerek oluşturduğu Bakanlığı tekrardan ikiye böldü, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na Derya Yanık'ı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na ise Vedat Bilgin'i atadı. Özetle, bakanlıkları birleştirip bölen de bakanları atayıp görevden alan da Cumhurbaşkanı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Oysa, idare hukukumuzda en temel ilkelerden biri, idarenin kanuniliği ilkesidir.

Yani, idare, kendi kendine teşkilatlanamaz. İdari teşkilatların kurulmasında yetkili olan idare değil, yasama olmalıdır.

Zira, aksi durum, idareyi günbegün büyütebilir ve demokrasinin ortadan kalkmasına yol açabilir.

İşte, bu nedenle Anayasa, "idare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir" der (madde 123/1).

Bu sebepledir ki, eski sistemde Anayasa'da, "bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri, yetkileri ve teşkilatı kanunla (yani TBMM tarafından) düzenlenir", hükmü yer alırdı (mülga madde 113/1).

Kamu tüzel kişiliği yalnızca kanunla veya kanunun açıkça yetki vermesi halinde kurulurdu.

Ancak 2017 Anayasa değişikliği sonrası geçilen bu sistemde, "idare, kanunla düzenlenir" hükmü halen mevcut olmasına rağmen;

Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir hale geldi (madde 106/son).

Gelelim, tüm haberlerde, yetkililerin ve siyasilerin dilinde yer alan "kabine" ifadesine…

Cumhurbaşkanlığı'nın internet sitesinde "Cumhurbaşkanlığı kabinesi" diye bir ifade altında Cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakanların ismi yer alsa da Anayasa'da "kabine" ifadesi yer almıyor.

Yani, Anayasa'da "kabine" diye bir kurum yok! Dolayısıyla, kabine toplantısı ve kabine kararı da yok.

Zira, bu sistemde, yürütmede kolektif karar alma organı mevcut değil.