Nisan 27, 2021 08:52 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Star: Türkiye'den ABD'ye karşı hamle

Karar:

3 hafta tam kapanma

Milli gazete:

Filistin'de bir kez daha zafer direnişin

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Yavuz Köker, 26 Nisan tarihli Yenimesaj gazetesinde, "Koronavirüs salgını nasıl durabilir?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Pandemide can kayıpları nasıl duracak? Kısıtlamalı yaşamadan nasıl kurtulacağız? Toplum bu soruların cevabını arıyor. İlk aşamada maske, mesafe ve tedavi hizmetleri haricinde ne yapılabilir? Salgını durdurabilecek ikinci aşama araçlar için; aşı uygulaması, test yaygınlaşması, iyi huylu varyant tespiti ve virüse karşı tedavide etkin bir ilaç bulunmasını sayabiliriz."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Aşı uygulaması ile: Pandeminin başından beri umut bağlanan ve bir çıkış yolu olarak görülen aşı çalışmaları hızla ilerliyor. Ancak çok sayıda yeni mutant virüslerin ortaya çıkmaya devam etmesi aşının tek başına yeterliliğinin tartışmasını başlattı. Ayrıca son dönemde yoğun bakımda yatan hasta sayısının 1/10'u kadar günlük ölüm olması ülkemizde yeni bir varyant olabileceğini akla getirmektedir. Aşı salgını önemli ölçüde yavaşlatabilir ve hastalığın öldürücülüğünü azaltabilir. Ancak, bütün dünyada virüs eradikasyon (yok etme) aracı olarak kullanılabilmesi için yıllara ihtiyaç var. Aşı sıkıntısı çekilen şu dönemde Biontech aşılarının bir doz kullanımı tercih edilebilir. İkinci doz varyant modifikasyonlu olarak kış aylarına ertelenebilir.

Test uygulama ve teknolojisindeki gelişme ile: Koronavirüsle mücadelede sahip olduğumuz en güçlü araç test yapılması ile virüs tespiti ve izolasyondur. Hafta sonu kısıtlaması ve sokağa çıkma yasağı nedeniyle virüse karşı kaybettiğimiz özgürlüğü geri kazanmamızda en önemli araç test yaygınlaşmasıdır. Toplumun tamamı yerine virüs taşıyanların karantinada kalmasını sağlayacak bir test stratejisi için günlük en az 1 milyon test altyapısı hazır olmalıdır. 

Öneri: Maske takılan, mesafe uygulanan ama sokağa çıkma yasağı olmayan bir hayat idamesinin karşılığı olabilecek sayıda günlük test yapılabilir. Bir bölgede test pozitifliği 10'da 1'den fazla ise; pozitif vakaları yakalamak için kalabalık (metro, cadde gibi) yerlerdeki insanlardan test alınmalıdır. Uygulanan ek test sayısına bağlı olarak, İstanbul gibi yerlerde 2 ayda alacağımız yolu 1 ayda hatta daha kısa zamanda alabiliriz. 

Salgında insanları bir ay evde tutmak bir çaredir, yapacak bir şey kalmadığında denenebilir. Maharet mevcut hayat akışını durdurmadan, insanları eve kapatmadan çözümler üretebilmektir.

...***

Bekir Gündoğmuş, 26 Nisan tarihli Milli gazetede, " Politik söylemin açmazları/imkanları"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye’de politik tartışmaların akıbetini kavramak, tarihsel zemini göz ardı etmeksizin yapılacak tahlillerde saklıdır. Bu yapıldığı takdirde hangi adımın nasıl atılacağını, bunun karşılığında nasıl bir geribildirim alınacağını kestirmek mümkün olabilecektir. Aksi durumda da, her ne kadar entelektüel seviyesine hayranlık duyulacak nitelikte de olsa, üretilen ama neredeyse hiç alıcısı olmayan söylem ya da eylemler dizgesi ile karşılaşılacaktır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Halbuki demokratik süreçte politik aktörler açısından nihai amaca ulaşmanın başat aracı, seçmenler ile doğru iletişim kurmayı başarmak ve bunu arzu edilen şekliyle mühürlenmiş oy pusulalarıyla somutlaştırmaktır. O halde seçmenlerle sağlıklı iletişim kurmanın yollarını aramak gerekir. Karanlıkta kaybettiği anahtarını, aydınlık olduğu gerekçesiyle lambanın altında arayan adamın gafletine düşmemek gerekir.

Herhangi bir ülkede politik farklılıkların temeline inildiğinde ülkeyi siyasal ayrışmaya götüren çeşitli politik, iktisadi, kültürel, psikolojik etmenlerin varlığı göze çarpar.

Her ülkenin yaşanmışlığı, tecrübesi kendine has nitelik arz ettiğinden o ülke ile ilgili yapılacak tahlillerin bu merkezde yapılması, en azından bu nitelik göz ardı edilmeden yapılması önem arz eder.  

Politikanın doğası gereği, çoğu zaman anlık ve popülist tepkiler verilmesi beklense de, aslolan olası senaryolar üzerinden bu tür gelişmelere hazırlıklı olmaktır.

Örneğin, muhalefetin ısrarla üzerinde durduğu bir sorunun varlığını ispat edecek argümanların bizatihi sorun çıkartanlar tarafından ortaya konulmuş olması, rakiplerince çok daha dikkatle takip edilmek zorundadır.

Zira sorunun adını koyan ve elindeki imkanlarla bunu kısa vadede çözmeye dönük strateji geliştiren aklın ipliğini pazara çıkartmak, bırakın beğeni toplamayı uğruna mücadele edilen mağdurlar tarafından anlaşılmamayı ve hatta bir de üstüne ölçüsüz tepkiler almayı da beraberinde getirebilir.

Patates çuvalları üzerinden yürütülen son tartışmaları böyle okumak gerekebilir örneğin. Patates çuvalı dağıtımının bir merasime çevrilmesi ekonomik krizin ispatı niteliğinde olmasıyla esasında elverişli bir sembol işlevine sahiptir. Bu yönüyle iktidarın başarısız yönetiminin bir işareti olarak ilan edilebilir.

Bununla birlikte söylemlerin oya dönüşümünde önemli olan husus; dağıtım yapılan kesimlerin meseleye nasıl yaklaştığının tespit edilmesinde yatmaktadır. Zira muhalefet toplamda bir puan öne çıkmayı hedefliyorsa, oluşturacağı politik söylemin öncelikli muhatabı hali hazırda iktidar partisini destekleyenledir.

O halde bu çevrenin vereceği tepkiyi baz alacak soruları sormak daha doğru bir strateji olacaktır. 

Patates çuvallarını almakla birlikte iktidara öfkeli ve artık mesafeli haldeler mi, yoksa ekonomiyi iyi yönetememeye başlamakla birlikte zor zamanda yanında olmalarından da memnunlar mı?

Örneğin bunu şöyle bir soru haline de getirebiliriz?

Eğer patates çuvallarını devlet imkanlarıyla iktidar değil de kendi imkanlarıyla muhalefet partileri dağıtsaydı, seçmende bu nasıl bir karşılık bulurdu?

Diğer bir ifadeyle, ekonomik krizin var olduğunu TV ekranlarından basın açıklamalarıyla dillendirmek yerine bizatihi bu insanların kapısı hiç gürültü çıkarılmadan belirli periyotlarla bir gıda kolisiyle çalınsaydı tepkiler nasıl olurdu?

Alternatif olarak görmek istediği siyasetçiye dokunabilme/ulaşabilme şartını öne süren seçmen profili göz önüne alındığında politik söylemin eğrisiyle, doğrusuyla değerlendirilmesi gerekir.

...***

Faruk Çakır, 26 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, "Yazıktır, günahtır"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"Esasında hangi probleme el atılırsa, altından hak, hukuk ve adalet anlayışını bilmemek ve uygulamamak çıkıyor.Çalışanlar aldıkları ücretten, emekliler de emekli maaşlarının yetmediğinden yana şikâyetçi. Daha da önemlisi başta gençler olmak üzere milyonlarca kişi de iş bulamadığı için şikâyetçi. Öte yandan bazı işverenler işçi bulamamaktan yana dertli. Muhtemelen idareciler de bu şikâyet edenlerden dolayı şikâyetçi..."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Eğer ülkemizde gerçek anlamıyla bir hak, hukuk ve adalet anlayışı hayata geçmiş olsa şikâyetler bu nispette olur muydu? Hak, hukuk ve adalet denildiğinde akla sadece ‘mahkemeler’ gelmemeli. Devletin imkânlarını hak edene ve âdil bir şekilde paylaştırmak da ancak sağlam bir adalet anlayışıyla olur. Gelir dağılımının bozuk olması hak, hukuk ve adalet anlayışına sığar mı? Bir kişi bir maaş alamazken, diğer bazı kişilerin 2, 3 ve belki daha fazla maaş alması hangi hak, hangi hukuk, hangi adalet anlayışıyla izah edilebilir? Tarafgirlik gözüyle bakıp bu apaçık yanlışı savunanların olması da ayrı bir mesele. ‘Devletten birden çok maaş alanlar’ın varlığı ilk duyulduğunda büyük çoğunluk inanmak istememiş ve tarafgirler de inkâr etmişti. Sonrasında bu uygulamanın neredeyse ‘sıradan’ hale geldiği anlaşıldı. Meselâ bir belediye başkanı haklı olarak başkanlık maaşı alıyor. Yetmiyor bir devlet bankasına yönetim kurulu üyesi yapılıyor ve oradan da maaş alıyor. Bu da yetmiyor, yine devlete ait başka bir kuruluşa da yönetim kurulu üyesi vs. yapılarak bir maaş da alıyor. Bu şekilde 3, bazen 5 maaş alan ‘çok önemli kişiler’in olduğu kesin olarak belli. Şimdi bu işte hakkın, hukukun ve adaletin izi olabilir mi? Tabiî ki belediye başkanlarından misal verdik diye bütün belediye başkanlarının böyle olduğu anlaşılmasın. Devlette çalışan, ama ‘çok önemli kişi’ olanlar için bu geçerli. Kaç kişi olduklarını da tam bilemiyoruz. Çünkü açıklık ve şeffaflık yok ve bunu yapanlar da yaptıklarını savunamadıkları için bilgileri gizliyorlar.