Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: İşçilerin sorunları her yıl ağırlaşıyor
Star:
Vaka sayılarında düşüş
Karar:
Davutoğlu: Erdoğan'ın tek derdi Biden'la çay içebilmek
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Akif Beki 30 Nisan tarihli Karar gazetesinde, “İktidarın suçlamaları takmama hakkı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İktidar, muhalefetin lafıyla hareket etmeme prensibi gereğince Pekcan’a hesap sormuyor, sordurmuyordu. Yine de skandalın ardı arkası kesilmiyor. Görevi kötüye kullanma, yolsuzluk, usulsüzlük, haksız çıkar sağlama var mı, yok mu? Meclis bunu soruşturmayacak da neyi soruşturacaktı? Yüce Divan’da bu işler yargılanmayacaktı da ne yargılanacaktı?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, bu sorular karşısında iktidarların, muhalefetin lafıyla hareket etmeme hakkına başvurdu. Muhalefetin ne dediğine bakacak, dediğiyle iş yapacak olmadıklarını söyledi.
Ki bu, AK Parti iktidarının klasiklerinden. Konuşmama hakkı olarak da tepe tepe kullandığı bir hak. Helal yoldan susma ve susturma imkanı veriyor.
Cumhurbaşkanı da aynı hak kapsamında, Pekcan’ı kınayanları kınamıştı.
Neylersiniz ki hak, hukuk tanımayan muhalefet ve gazeteciler, hala edepsizliğe devam ediyor (!)
Konu, eski Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın kendi bakanlığıyla, kamu kurum ve kuruluşlarıyla kurduğu ticari ilişkiler...
Pekcan’ın bakanlığına, sahibi olduğu şirketten ihalesiz dezenfektan satın aldırdığı çıkmıştı. Bakanlıksa rakamı ve ahlaksız çıkar ilişkisini yalanlarken haberi doğrulamıştı.
Ucuz ve kaliteli diye Bakan’ın şirketinin tercih edildiği açıklanmıştı.
Fakat kazan-kazan açıklamasının da doğru olmadığı anlaşıldı. Bakan’la Bakanlık birlikte kazanmamış. Mesela THY’nin şirketine, bakanlığın yarısı kadar fiyat çekilmiş.
İsmail Saymaz, Sözcü’de belgesini yayınladı. Emine Hanım’ın adını kullanarak gümrüksüz mal geçirmeye çalışıyor diye 2016’da gümrükler, Pekcan hakkında bir yazıyla uyarılmış. Ve iki yıl sonra Pekcan, gümrüklerin bağlı olduğu bakanlığa atanmış.
Ama kuzunun, göz göre göre kurda teslim edildiğini söylemek, büyük terbiyesizlik olur. Pekcan’a da karalama ve çarpıtmalara karşı yasal yollardan hesap sorma hakkı doğar.
Kanunlar iktidar ekabirini korumayacak da sarı çizmeli Mehmet Ağa’yı mı koruyacak!
Tüyü bitmemiş yetimin hakkına el uzatıldığı şüphesiyle netameli, akçeli işlerin hesabını sormakta ısrar ederek hadsizlik ve edebsizlik yapanlardan hesap sorulması yakındır.
AK Parti’nin, mücadele etme vaadiyle iktidara geldiği 3Y’den biri yolsuzluktu.
Muhalefet istedi diye yolsuzlukla mücadele edilmeyecekse nasıl olacak?
2 yılda 804 kişi, devletin kefilliğini gösteren gri pasaportla yurt dışına çıkıp dönmemiş. Devletin itibar sembolü pasaport, insan kaçakçılığına alet edilmiş. Ama devletin egemenlik alameti pasaportu aşağılamak ve küçük düşürmekten şu ana dek sadece iki kişiye kelepçe takıldı. Onlar da salgın günlerinde pasaportun bir işe yaramamasıyla eğlenen TikTok gençleri.
128 milyar doların nereye gittiğini sormak da hakaret olarak algılanıyor ve işlem görüyor.
…***
Cevher İlhan 30 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, “Desteksiz “tam kapanma””başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Üç gün önce Cumhurbaşkanı’nın duyurmasıyla yine öncelikle büyük şehirlerde trafiği tıkayıp toplu taşıma araçlarına, çarşı pazarlara, avm’lere yığılmakla virüsün bulaşma riskine yine dâvetiye çıkarılırken, hareketliliğin daha da arttığı Türkiye’ye has “tam kapanma” başladı.Gerçek şu ki siyasi iktidardan menkul bütün “başarı hikâyeleri”ne, “yandaş medya”nın algı operasyonu propagandasına rağmen nüfusuna göre vaka sayısında Türkiye dünyada “birinci”, Hindistan’la yarışıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Dünyada nüfusun yüzde 1’inin Kovid-19’dan ölümüne mukabil Türkiye’de yüzde 6’yı buluyor. Konunun uzmanları gerçek vefât sayısının bunun en az üç katı olduğunu belirtiyorlar.
Diğer yandan aşı tedârikinde de tam bir fiyasko yaşanıyor. Toplum bağışıklığı için en az nüfusun yüzde 65-70’inin aşılanması gereğine karşı nüfusun yüzde 10’u dahi aşılanmış değil. Cumhurbaşkanı bayram sonrası vaka sayısının beş binin altına düşmesinden bahsediyor, lâkin işin mâhiyetine vakıf olanlar bunun da mümkün olmadığını ifade ediyorlar.
Kısacası, bütün uyarı ve çağrılara rağmen “tek kişilik yönetim”de sözkonusu “tam kapanma”ya bu denli geç gidilmesinin mâliyetinin ağır olduğu bildiriliyor.
Ancak en büyük garabet, fabrikaların önemli bir bölümünün açık kalacağı, işçilerin yüzde 60’ının çalışacağı bir dizi istisnalı “kapanma”ya gidilirken yine hiçbir “maddi destek paketi”nin açıklanmaması. Aylardır önerilmesine rağmen hiçbir altyapısının hazırlanmaması; ve “yandaş medya”da bundan tek kelime edilmemesi, en ufak bir talepte bulunulmaması.
Ve Türkiye’ye has “desteksiz tam kapanma”yla ağır fatura, dükkanında tek başına, üç beş kişi olarak çalışan esnaf, küçük esnaf başta olmak üzere halkın yüzde 40’ını bulan sokakta çalışanlara, gündelik geçinenlere kesilmesi.
Baştan beri kısmî kapatma ve kısıtlamalarda mağduriyete uğrayan kesimin mağduriyetinin daha da yaygınlaştırılarak sürdürülmesi. İşini kaybedenlere, işsiz kalanlara, gelirlerini yitirenlere, işyeri zorunlu olarak kapananlara hiçbir maddi desteğin, vergi, borç erteleme ve prim desteğinin yapılmaması.
“Tam kapanma”ya gidilen ülkelerde esnafın kaybettiği ciro kaybı, kira ve faturasını devlet üstlenip çalışanların maaşları güvence altına alınırken, bizde bir yılı aşkın süredir faaliyetleri aç-kapa yapılarak durdurulan esnaf ve çalışanlara “destek” adı altında sadece üç aylığına günlük 33 TL ile ciro kaybının sadece yüzde 3’ünün karşılanması ve herhangi bir gelir desteğinin verilmemesi garabetine dikkat çekiliyor.
…***
Esfnder Korkmaz 30 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Döviz cephesinde göz yaşı var...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Döviz her dönemde Türkiye'nin yumuşak karnı olmuştur. Ama hiçbir dönemde TL bu kadar değer kaybetmemişti, kur sorunu hayatımızı bu kadar zorlaştırmamıştı ve ülke riskini bu kadar artırmamıştı. Maalesef riskler artarak devam edecektir. Çünkü;Döviz ihtiyacı artmaktadır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
2021 Şubat ayında, yıllık cari açık 37 milyar 786 milyon dolar oldu. Bu açık devam eder, çünkü;Üretim yüzde 40 oranında hammadde ve aramalı olarak ithal girdiye bağımlıdır. İthalat düşerse, üretim de düşer.İhracat malı üretiminde de yine yüzde 70 oranında ithal girdi kullanılıyor. Bu nedenle dış ticaret açığı kaderimiz oldu.Pandemi nedeni ile turizm gelirlerimiz düştü.Cari açık iki yolla kapatılır. Birisi uzun dönem Türkiye’de kalacak doğrudan yabancı yatırım sermayesi girişidir. Diğeri dış borçlanmadır.En iyi yol, doğrudan yabancı yatırım sermayesidir. Türkiye'ye doğrudan yabancı yatırım sermayesi artık gelmiyor. Söz gelimi şubattan şubata son bir yılda;Türkiye'ye giren yabancı yatırım sermayesi toplamı 4 milyar 367 bin dolardır. Bunun 4 milyar 251 milyon doları yabancıların Türkiye'den doğrudan veya vatandaşlık almak için gayrimenkul alımlarından geldi. Doğrudan yabancı yatırım sermayesi girişi ise yok seviyesinde, yalnızca 116 milyon dolar oldu.Dış borç stoku 450 milyar dolardır. Dış borç GSYH oranı yüzde 60 olarak yüksek değildir. Ancak dış borçları ödemekte zorlanıyoruz, çünkü;Türkiye'nin dış borç ödeme kapasitesi düşüktür. Zira dış borçları ödemek için önce fert başına gelir artışı yaratmak gerekir. Türkiye'de son yıllarda fert başına GSYH artışı sıfır veya düşüktür. Sonra bu geliri dövize çevirmek gerekir. Döviz sorunu da malumdur.Dış borçlarda iflas risk primi (CDS) 425 baz puandır ve bu oran çok yüksektir. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde bu oran ortalama olarak 100 baz puandır. Bu nedenle Türkiye yeni borçlanmayı en az yüzde 7 faiz oranı ile yapıyor.En büyük sorun Merkez Bankası'nın döviz rezervlerinin eksiye geçmiş olmasıdır. Son yarım yüzyıldır, mesleğim gereği ekonominin içinde oldum. Bu günkü kadar endişe duymadım. Endişemi ancak; ''Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete'' atasözü, ile ifade edebilirim.
…***
Değerli dinleyiciler programımızın sonunda Parstoday Türkçe servisi yayınlarını cep telefonlarınızdan da takip edebileceğinizi hatırlatalım.Bu bağlamda Aplikasyon cep telefonları aracılığı ile Parstoday Türkçe yayınlarını canlı olarak veya arşivden istediğiniz zaman ve istediğiniz yerde dinleme imkânına sahipsiniz. Bu amaçla Parstoday, kendi yayınlarını dinlemeniz için sizlerden her hangi bir ücret talep etmemekte. Sadece “Mobile Data” sistemini kullanmanız durumunda internet bağlantısı sağlamanız için kendi cep telefonlarınıza uygun internet paketleri ücretlerini ödemeniz yeterlidir. Şimdilik hoşça kalın.012