Mayıs 03, 2021 13:11 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yeniasya gerçek gündem ekonomi ve geçim

Star:

İçişleri'nden çalışma izinleri hakkında yeni açıklama

Karar:

Yatırım yerine israfı seçtiler

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Taha Akyol, 2 Mayıs tarihli Karar gazetesinde, “Yok kanun yap kanun!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Çek Kanunu alelacele hazırlanıp torbaya atıldı. Meclis’te alelacele kabul edildi. Çeklerin ibrazını yani ödenmesini durdurduğu için piyasalar kilitlendi… Bunun üzerine Ticaret Bakanlığı alelacele açıklama yaptı ve bir de “tebliğ” yayınlanarak karşılığı olan çeklerin ödenmesine bir engel olmadığını, karşılıksız çeklerin ertelendiğini duyurdu. Piyasalarda çek işlemleri açıldı böylece…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Her şey öylesine aceleye getirilmişti ki, tebliği yayınlayan Resmi Gazete’nin mükerrer sayısı “30 Nisan Çarşamba” diye basıldı, internette “30 Nisan Cuma” diye düzeltildi.

Belki de bütün parlamento tarihimizde ilk defa bir “kanun”, Bakanlığın çıkardığı “tebliğ” ile düzeltilmiş oldu!...

Artık kanun teklifleri Beştepe’de yeni kurulan birimde hazırlanıp milletvekillerine veriliyor, onlar imza atıp Meclis’e getiriyorlar.

Prof. Gözler makalesinde belirtir: CB sistemine geçildikten sonraki 18 ay içinde 24 tane CB Kararnamesi çıkarılmış, bu 24 kararnamede değişiklik yapmak için ise 31 adet Cumhurbaşkanlığı kararnamesi daha çıkarılmıştır!

Çek Kanunu’ndaki yanlış düzeltmek için bir kanun daha çıkarmaya vakit olmadığı için aceleyle Bakanlık “tebliğ” yayınladı.

Türkiye’nin asırları bulan, modernleşme tarihimizde de yüz elli yıllık kanun yapma geleneği, aslında “torba yasa” uygulamalarıyla sulandırılmıştı.

Usule uygun olarak hazırlanmış bir kanun metnine, ilgisiz konularda birkaç madde sokuşturulup birlikte Meclis’ten geçiriliyordu.

Böylece denetlenmesi, müzakere edilmesi, yanlışların düzeltilmesi mümkün olmuyordu.

Uzmanlığa da kanun yapma tekniğine da aykırı olan bu “torba yasa” uygulamasını Başbakanlığı döneminde Ahmet Davutoğlu yasaklamış, dönemin hükümet sözcüsü Bülent Arınç “torba gibi bir lafı literatürden çıkaracağız inşallah” diye açıklama yapmıştı. (15 Eylül 2014)

Bırakın torba yasayı, CB hükümet sistemiyle Türkiye’nin asırlık kanun hazırlama kurumu kaldırıldı. CB kararnameleri getirildiği gibi, anayasada yeri olmayan bir şekilde, Beştepe’de hazırlattırılan kanunlar, milletvekilleri hazırlamış gibi Meclis’e sunuluyor. Torba yasa uygulaması da devam ediyor.

…***

Mehmet Kara 2 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Biden’le birbirimize yabancı değiliz””başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“ABD Başkanı Biden’in sözde Ermeni soykırımı ile ilgili 24 Nisan’da yaptığı açıklamanın yankıları sürürken, Meclis’te bu konu üzerinden yaşanan tartışmalar, yapılan konuşmalar insanları hayretler içinde bırakıyor. Biden’ın yaptığı yazılı açıklamasında, soykırım iftirasının yanı sıra İstanbul için “Konstantinapolis” ifadesini kullanması “egemenlik haklarımıza doğrudan saldırı” olarak değerlendiriliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Muhalefet partileri Biden’in bu açıklamalarına karşı hükümetten “cılız tepkiler” geldiği konusunda hem fikir. 

Zira, Erdoğan günler sonra Biden’in bu sözlerine, “ABD Başkanı Biden, 24 Nisan günü yayımladığı bir mesajda coğrafyamızda bir asırdan daha uzun süre önce yaşanmış acı olaylarla ilgili mesnetsiz, haksız ve hakikatlere aykırı ifadeler kullanmıştır” diye cevap verirken, defalarca “Sayın Biden” ifadesini kullanması garip karşılandı. Biden’in bu konuşması tartışılırken Demirel hükümetleri döneminde Türkiye’deki ABD üstlerinin kapatılması her fırsatta hatırlatıldı. Ama “soykırım skandalı”nda böyle bir şey olmadı… 

“ABD Başkanı Biden ile Haziran ayında kararlaştırdığımız görüşmede bu konuları yüz yüze değerlendirerek yeni bir dönemin kapılarını aralayacağımıza inanıyorum” diyen Erdoğan’ın daha önce başka bir tartışma üzerinde yaptığı konuşmasında da dile getirdiği, “Sayın Biden’e şunu hatırlatmak istiyorum; birbirimize yabancı değiliz, sağ olsun evimize kadar gelip rahatsızlığımızda bizi ziyaret etme nezaketini de göstermişlerdir” sözü de başka bir ilginçlikti! 

Erdoğan’ın Biden’e verdiği soykırım cevabı Meclis’te günlerdir tartışılıyor. AKP Grup Başkanvekili Muhammed Emin Akbaşoğlu yaptığı basın toplantısındaki “mayın eşeği” ve “miyavlama” sözleri genel kurulda ilginç, ilginç olduğu kadar ibretlik tartışmalara sebep oldu. 

Gelen tepkiler üzerine, “miyavlama” meselesinin kendi sözü olmadığını, Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanına hitaben, ithafen: “Arslan gibi kükreyeceğine kedi gibi miyavladın” dediğini hatırlatan Akbaşoğlu’nun “Sayın Cumhurbaşkanımız kimseden telefon beklemez. Sayın Biden, telefon etmek zorunda kaldı, kendisi aradı ve alttan almaya çalışan bir dille konuştu” sözüne İstanbul milletvekili Turan Aydoğan, “Biden özür diledi mi?” diye sordu. Bu soruya Akbaşoğlu, “Sayın Cumhurbaşkanımız da “FETÖ ve PKK’yla ilgili ayağını denk al’ derken gerekli sözleri söyledi” şeklindeki cevabına ise, Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin ‘Ey Biden!’ diyemiyorsunuz, ama” karşılığını verdi. 

Aslında bu tartışma Salı gününden Akbaşoğlu’nun, “Ey Millet İttifakı’nın bileşenleri, ortakları ne için ne İYİ Parti’den ne CHP’den buna ilişkin bir kınama, bunu reddettiğinize dair bir söz sizden işitmedik ve işitmiyoruz. Duymazlıktan, bilmezlikten ve görmezlikten mi geliyorsunuz? Sayın Kılıçdaroğlu’nun yaklaşımıyla ortağınızın bu bildirisine miyavlıyor musunuz yoksa kükrüyor musunuz aslan gibi? Hadi görelim bakalım sizi” sözleriyle başlamıştı.  

…***

Esfender Korkmaz 2 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Merkez Bankası tam çuvalladı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“2001 yılında serbest kambiyo rejimi ve dalgalı kur sistemine uygun olarak, Merkez Bankası'nın bağımsızlığı yeniden düzenlendi. Yasaya göre bankanın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır. Banka, fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını doğrudan kendisi belirler.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Uygulamada ise hükümetler ve Sayın Erdoğan gerek Başbakanlığı ve gerekse Cumhurbaşkanlığı sırasında faizlere müdahale etti. Hükümetler yasanın ruhuna aykırı olarak, MB ile Hazine arasında sözleşme yaptı ve dövizleri Hazineye aktararak adeta el koydu, bunları kamu bankalarında sattırdı. 2017 yılında artı 40 milyar dolar olan Merkez Bankası resmî rezervleri, bugün eksi 40 milyar dolara geriledi. 130 milyar dolar olan resmî rezervler de 90 milyar dolara düştü.

Bugüne kadar da kime, neden, hangi kurdan ve ne miktar döviz satıldığı açıklanmadı. Ayrıca hükümet, Merkez Bankası kârını, yasaya aykırı olarak erken ve fazla kullandı. Dahası, Sayın Cumhurbaşkanı kendi çıkardığı kararnamelerle Merkez Bankası Başkanı'nı değiştirme kararı aldı ve laf dinlemeyeni değiştirdi.

Bu şartlarda Merkez Bankası'na olan güven kalmadı. Bu siyasi vesayet nedeni ile Merkez Bankası'nın 2006 yılından beri taahhüdü olan enflasyon hedeflemesi tutmadı.

Merkez Bankası Başkanı'nın açıkladığı enflasyon raporu da, bankanın panik içinde olduğunu ve ne yapacağını bilmeyen bir kurum haline geldiğini gösteriyor.

Başkanın söylediği tek doğru, Merkez Bankası'nın gösterge faizini enflasyonun üstünde, reel faiz düzeyinde tutacağını söylemesidir. Bu söylediğim elbette ki TÜİK, enflasyon hesabını doğru yaparsa geçerlidir.

Genel olarak baktığımızda bankanın ekonomik sorunlara doğru teşhis koyamadığı anlaşılıyor;

Raporda "İstihdam artışı büyümenin gerisinde kaldığını gösteriyor. Bunda konaklama ,yiyecek hizmetleri ve eğlence, kültür gibi hizmetlerin salgından etkileniyor oluşu etkili olmaktadır.'' deniliyor.

Pandemi öncesinde de işsizlik oranı yüksekti.

2001 yılında kriz yılı olmasına rağmen, açıklanan işsizlik oranı yüzde 8,4, fiili işsizlik oranı yüzde 12,33 ve fiili işsiz sayısı ise 2 milyon 636 bindi.

Pandemi öncesi 2018 yılında, açıklanan işsizlik oranı yüzde 11, fiili işsizlik oranı yüzde 16,09 ve fiili işsiz sayısı 5 milyon 845 bin idi.

AKP bunu hep yapıyor. Ekonomideki istikrar sorununa ya dış güçlerin, ya muhalefet partilerinin sebep olduğunu söylüyor. Ama şapka düştü, kel göründü. Artık ters tepiyor.

Türkiye'de işsizliğin asıl nedeni üretimin ithal girdiye olan yüksek bağımlılık oranıdır. Ara malı ithal ettiğimiz ülkelerde istihdam yaratıyoruz.

Yine raporda "yatırım eğiliminin güçlendiği görülmektedir.'' deniliyor.

Gerçekte ise doğrudan yabancı yatırım sermayesi artık gelmiyor. Söz gelimi Passat yatırımdan vazgeçti. Siyasi belirsizlikler Otokrasinin tırmanması, hukuki güven sorununun artması, yatırım ortamını tahrip etti.