Mayıs 08, 2016 15:01 Europe/Istanbul

Ahmet Takan, Yeniçağ gazetesinde, “Sarayda "3 B" yemeği!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yeni anayasayı demlendiremedi Ahmet Hoca... Kendisi de Başbakanlık/Genel Başkanlık koltuğunda demlenemeden veda etti...R.Erdoğan geçtiğimiz Cuma günü İstanbul/Eyüp'te yaptığı konuşmada, saray darbesinin nedenlerini açık açık gözler önüne serdi aslında. Aciliyet hasıl olmuş!.. O çok kritik konuşmadaki bazı kritik cümlelerin şifrelerini kırmak gerekiyor. Erdoğan, "yeni anayasa, başkanlık sistemi acil ihtiyaç. Bir an önce milletimizin onayına sunmamız gerekiyor" dedi. R.Erdoğan'ın Eyüp mitingi referandum kampanyasının başlangıç noktası oldu. Bundan sonra Erdoğan, referandum mitinglerine hız verecektir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

R.Erdoğan'ın Eyüp konuşmasında öyle bir nokta vardı ki; Türk milletinin bunu çok iyi anlayıp değerlendirmesi gerekiyor. Erdoğan'ın AB'ye posta koyduğu şu cümleleri;

"Kusura bakma, hadi bakalım biz yolumuza gidiyoruz, sen de yoluna git. Kiminle anlaşabiliyorsan onlarla da anlaş."

"AB'ye giriyoruz. Türk vatandaşları Avrupa'da serbestçe dolaşacak" palavrası ile bundan 12 yıl önce gündüz havai fişek attırıp kutlama yapan zihniyetin gerçek yüzünün görülmesi için çok manidar bir dönüm noktasındayız. 29 Nisan saray darbesinden önce ve sonra R.Erdoğan ile Ahmet Hoca arasındaki kapışmalarda AB ve Almanya faktörlerine somut örnekleriyle değinmiştim. Erdoğan'ın "Ahmet Hoca AB ile kuyumu kazıyor" şüphelerini sağlam kaynaklara dayanarak çok defa yazdım. Bir de "Alman ekolü..." faslını!.. Erdoğan, Eyüp konuşmasını yapmadan önce Alman Hükümetinin, "Biz taahhütlerimizi yerine getireceğiz. Türkiye'nin de taahhütlerini yerine getirmesini bekleyeceğiz. Bu AB ile Davutoğlu arasında değil. AB ile Türkiye arasında bir anlaşma" açıklamasına tekrar dikkatlerinizi çekerim. Erdoğan'ın güya AB'ye posta koyarken, "kiminle anlaşabiliyorsan onlarla anlaş" sözleri, içindeki öfke patlamasını dışa vuruyor. Mesajı yorumlamaya bile gerek olmayacak şekilde net; "Beni burada yok mu saydınız!.. Davutoğlu'nun kafasını kopardım. Hadi bakalım buyrun..." Ve dahası!..

Maalesef!.. Türkiye'de devlet yönetimin geldiği kötü durumun da acı bir örneği bu yaşananlar. AKP organizasyonunun nerelere bağlı olduğunu da somut olarak bir kez daha gösteriyor. 29 Nisan saray darbesinin hemen öncesi, tüm hazırlıklarını yapan fakat son anda "Obama'nın programı uygun değil" gerekçesiyle iptal edilen Davutoğlu'nun ABD gezi planlarını da önemli dip not olarak ekleyelim. Benzer bir durum 2003 yılında Başbakanlık görevini Erdoğan'a devretmeden önce Abdullah Gül'ün de başına gelmişti. Tüm çabalarına rağmen Gül, gidememişti ABD'ye. Ankara'nın derin kulislerinde, Davutoğlu'nun ABD gezisinin son dakika iptal edilmesinin ardında, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu'nun saraydan yana tavır koyup devreye girmesinden kaynaklandığı konuşuluyor.

 Hafta sonu itibarıyla saraydaki Başbakanlık borsasını da merak ediyorsunuzdur. Binali Yıldırım, Bekir Bozdağ ve Mehmet Ali Şahin başa baş gidiyor diyebilirim. Binali Yıldırım'ın Erdoğan ile baş başa saatler süren görüşmelerine bakanlar "Binali Yıldırım önde" diyor. Fakat saraydan gelen şu son haber, Bekir Bozdağ'ın da hâlâ yarıştan kopmadığını gösteriyor. Geçen hafta saray darbesinden sonra R.Erdoğan, Bekir Bozdağ, Berat Albayrak ve Binali Yıldırım'ı bir salona kapatıp, baş başa akşam yemeği yedirmiş. Kendisi katılmamış. Bu yemekten çıkan sonuca göre; "Yüzde 90 Bekir Bozdağ" diyenler de var.

"Reis" artık külliye toplantılarında "güçlü Başbakan" söylemini yasaklamış. "Bundan sonra Başbakan falan yok. Sadece Başkanlık sistemi var. Artık Başkanlığa geçtik" diyormuş..

…***

Faik Akçay, Taraf gazetesinde, “Davutoğlu, yüzde 49,5 oyla gelip 1 oyla gitti”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ahmet Davutoğlu, 27 Ağustos 2014 tarihinde yapılan AK Parti 1. Olağanüstü Büyük Kongresi’nde AKP Genel Başkanı seçildi.29 Ağustos 2014 tarihinde AKP Genel Başkanı olarak 62. hükümeti kurdu. Yaklaşık 20 aylık Başbakanlık döneminin sonunda görevden alındı.Recep Tayyip Erdoğan’ın, Davutoğlu’nun Başbakanlıktan ayrılmasını, “Kendi tercihidir. Hayırlı olsun” demesine karşın, Davutoğlu, Başbakan’lıktan ayrılmasının kendi seçimi olmadığını belirtmiştir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Ahmet Davutoğlu’nun Başbakanlık ve AKP Genel Başkanlığı’ndan alınması, yalnız Davutoğlu’na değil,Parlamenter Sisteme yapılmış bir darbedir. Parlamenter Sistemde, seçimle gelenler, kendi istekleri olmazsa, yargı kararı ya da seçimle giderler. Davutoğlu’nun görevden alınması, Parlamenter Sistemin yok sayıldığının, tek kişi yönetimine, diktatörlüğe doğru gidildiğinin açık göstergesidir. Ahmet Davutoğlu, Başbakanlığı döneminde, iki kez genel seçimlere katılmış, bu seçimlerden başarılı çıkmıştır. Bu başarılar Davutoğlu’nun değil Erdoğan’ındır diyenlere, Parlamenter Sistemin gereklerini anımsatmak gerekir.

Davutoğlu’nun, Erdoğan’la uyumlu çalışmak için olağanüstü özveride bulunduğu bilinen bir gerçekti. Ahmet Davutoğlu, önceleri Başkanlık Sisteminin olmayabileceği gibi açıklamalarıyla Erdoğan’dan farklı düşündüğünü gizleyememişti. “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza atan akademisyenlerin,tutuksuz yargılanmaları gerektiğini dillendirmişti. Bu tutumuyla da Erdoğan’la ayrı düşmüştü. Bunlar ve benzeri konularda Erdoğan’la ayrı düşmenin bedelini ağır biçimde ödemiş bulunmaktadır.

Olası bir seçim sürecinde, Erdoğan ve AKP’nin başarısızlıkları Davutoğlu’nun sırtına yüklenirse, şaşırmamak gerekir. Başarısızlıkları birilerinin üstüne atarak, siyasal alanda yol almak, hiç bırakılamayan bir tutkudur.

Yargılanmadan, sorgulanmadan görevden alındı. Hiç mi suçu yok? Kuşkusuz var. Danışmanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlığı dönemlerinde, bu ülkede yaşanan tüm olumsuzlukların sorumluluğuna ortaktır. Olumsuzluklar karşısında susması bile, suçlara ortaklığını gösterir. 17-25 Aralık Yolsuzluk dosyalarının aklanması konusunda, bu süreci yönetenlerle birlikte sorumluluk içindedir.

…***

Emin Çölaşan, Sözcü gazetesinde, “Anayasa yine çiğneniyor!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ülkemizde yaşanan şu son olayları hayretle, dehşet ve ibretle izlemeyi sürdürüyoruz.

Bir başbakan cumhurbaşkanının ittirmesiyle şutlanıyor, yerine yenisi getirilecek. Başbakandan tık yok! Kadere boyun eğmiş, başına gelenlere razı…

Ezik, mahcup, yaşananlara ve göz göre göre kovulmasına karşı tavır koyamıyor, ağzını bile açamıyor.

Birkaç gün öncesine kadar ikisinin arasından su sızmazdı, sadrazam hazretleri şimdi suspus olmuş, boynunu kurbanlık koyun gibi uzatmış bekliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bir kez daha vurguluyorum, son yıllarda Türkiye Cumhuriyeti'nin başına ne geldiyse, ikisinin ortak sorumluluğu altında geldi.

Suriye bataklığına ülkemizi ikisi birden sürükledi.

Bir hata, yanlış ve suç varsa her ikisi de her aşamasında ortaktır.

Şimdi yine gelelim anayasada yer alan cumhurbaşkanlığı yeminine!..

Hepimiz ezberledik ve okumaktan bıktık ama o makama seçildiğinde Meclis kürsüsünden etmiş olduğu yemini bir kez daha özetliyorum:

Anayasa madde 103: “Cumhurbaşkanı görevine başlarken aşağıdaki şekilde ant içer:

‘Cumhurbaşkanı sıfatıyla… üzerime aldığım görevi TARAFSIZLIKLA yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Türk Milleti ve tarih huzurunda NAMUSUM ve ŞEREFİM üzerine ant içerim.”

Şimdi de anayasanın 101. maddesine bir daha bakalım:

“…Cumhurbaşkanı seçilenin varsa partisi ile İLİŞİĞİ KESİLİR.”

Şimdi burada iç ve dış kamuoyu önünde bir kez daha soruyorum:

Recep Tayyip partisiyle ilişkisini kesti mi?

Hayır, kesmedi. Elini AKP'nin içinden hiç çekmedi ve bunu da fütursuzca, hiç çekinmeden, göz göre göre yaptı.

Ama resmi olarak bakarsanız kesti!..

Kendisine sorsanız diyecektir ki “Kestim kardeşim, cumhurbaşkanı seçilince partimden istifa ettim. Daha ne yapayım yani!..”

Recep Tayyip anayasanın bu hükmünü de paspas gibi çiğnemiş oldu. Bundan sonra da çiğnemeyi sürdürecek.

Gelelim o makama seçildiğinde namusu ve şerefi üzerine ettiği yemine!

Bir gün olsun tarafsız kaldı mı?

Asla kalmadı. Muhalefet partilerine ve liderlerine bindirdikçe bindirdi, en ağır sözleri söyledi, particilik ve iktidar propagandası yaptı.

Bütün konuşmaları ve icraatı AKP siyaseti ve particilikle doluydu.

Konuyu daha fazla uzatmıyorum zira hepimiz neler olduğunu biliyoruz.

Gelelim son olaya, Davutoğlu’nun şutlanmasına!..

Bunun hükümet işleriyle uzaktan yakından ilgisi yok.

Niyeti yine kendi siyasal çıkarları…

Kendi amaçlarına daha uygun bir parti genel başkanı ve gölge başbakan bulup AKP'nin başına vidalamak, elde edeceği dikensiz gül bahçesinde başkanlık olayını daha rahat kabul ettirmek!

Yani amacı aslında başbakanı değil, AKP genel başkanını değiştirmek!

Elini AKP'nin içinden bir türlü çekemiyor.