Türkiye'den köşe yazarları
Karar: Kılıçdaroğlu ile Akşener iftarda buluştu: Manevi zenginlikler hepimizin olsun
Yeniasya:
Kınamak yetmez İsrail'i durdurun
Star:
Vaka sayılarındaki düşüş sürüyor!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Veysel Ulusoy, 9 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Askıda ekmek, askıda enflasyon"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Son günlerin en önemli konusu askıda “bir şey” oldu. Ekmekle başladı, fatura ile devam etti. Buna birbirini görmeyen kişi ve gruplar arasında yardımlaşmanın değişik şekilleri ve yöntemleri eklendi. Ve ilginçtir, askıda ekmek hariç diğer çözüm yöntemlerinin çoğu çevrimiçi (online) ortamda gerçekleşti. Tüm bunların bir ortak nedeni vardı: Gelirsizlik."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ekmek almanın maddi gücü altından kalkamayan, fatura ödemede zorluk çeken, gıda fiyatlarının sürekli artışını takip edemeyen birçok hanehalkının ortak noktası doğal olarak yüksek enflasyon oranlarıdır.
Göstergeleri ve gidişatı analiz ettiğimizde, artık askıya enflasyonun da konulmasının zamanı geldi gibi...
Malumunuz farklı birimlerin ölçtüğü enflasyon gibi birçok istatistiki veri, teknolojik gelişmelerin de etkisiyle artık hayatımıza çok fazla dokunmaya başladı.
Süreç öyle bir boyuta erişti ki resmi makamlar bunların verilerini izin alarak yayımlıyor ve kendi verileri ile de ortak endeksler kuruyor. Merkez Bankası’nın İTO endeksini sunması sanırım buna en güzel bir örnek. (*)
Her şey askıda artık... İhtiyacı olan onu alıp kullanıyor.
Özellikle finansal piyasalardaki gelişmelerin anlık takibi için bu verilerin ne kadar önemli olduğunu bilmeyen kalmadı artık. Öyle ki resmi makamlar bile bu günlük verileri takip ederek çoğunlukla günlük finansal politikaları yönlendiriyorlar. İyi de yapıyorlar, zira küresel entegrasyonda artık dinamik verilerle daha etkin politikalar oluşturma olanağı, toplumsal refahı olumlu yönde etkiliyor.
Birkaç örnek vermek faydalı olacaktır sanırım...
Rezervler yoluyla dövize müdahale, uluslararası geri (borç) ödemelerinin piyasalarda yarattığı değer ve oynaklık bunlar arasında sadece birkaçıdır. En önemlisi de belki anlık enflasyon verileri ile faiz politikasını şekillendirmektir. Bu kapsamda, politika faizinin “günlük enflasyon oranı” ile birlikteliğinin, yine günlük finansal getiri hesabında ne kadar önemli olduğunu söylemeye gerek bile yoktur...
...***
Uğur Emek, 9 Mayıs tarihli Karar gazetesinde, " Kamu İhale Kanunundaki istisnaların serencamı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Mart ayında açıklanan Ekonomi Reformları Programında yer alan reform alanlarından biriside kamu alım ihaleleridir. Hazine ve Maliye Bakanlığının (HMB) bu programa göre hazırladığı Eylem Planına göre gerekli değişiklikler 2021 yılı sonuna kadar gerçekleştirilecektir. HMB, Kamu İhale Kanununa (KİK) ilişkin teknik bir çalışma dokümanı hazırladı ve görüş toplamak amacıyla ilgili kurumlara ve sivil toplum örgütlerine gönderdi. Öncelikle belirteyim, bu gelişme olumlu bir adım. Dilerim sonu da olumlu gelir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
KİK, Avrupa Birliği (AB) ile sürdürülen üyelik müzakerelerinin de bir gereği olarak 2002 yılında çıkarıldı ve 2003 yılı başında yürülüğe girdi. O günden bugüne Kanunda 200’e yakın değişiklik yapıldı. Bu değişiklikler sayesinde, şeffaflık, rekabet ve verimlilik adına 2002 yılında elde edilen kazanımlar önemli ölçüde kaybedildi.
Bakanlığın KİK’te yapmayı öngördüğü değişikliklere, özellikle istisnalar açısından gelin bir bakalım.
KİK’in genel gerekçesinde “Devlet İhale Kanununun günümüzün değişen ve gelişen ihtiyaçlarına cevap veremediği, … bütün kamu kurumlarını kapsamadığı, Avrupa Birliği ve uluslararası ihale uygulamalarına paralellik göstermediği görüldüğünden, kamu ihaleleri ile ilgili geniş kapsamlı yeni bir kanun hazırlanmasına ihtiyaç duyulmuştur” deniliyordu.
Yani başta da ihale düzenlemelerinin bütün kamu kurumlarının harcamalarını kapsamamasından şikâyet ediliyordu, şimdide. Zaman içerisinde yapılan değişikliklerle sil baştan yapılmış.
AB’de kamu alımları direktifleri kapsamında yapılan harcamalar, AB GSYİH’nın % 15-16’sı civarındadır (AB direktifleri belirli parasal eşik değerlerin üzerindeki alımları düzenlemektedir. Eşik değerlerin altındaki alımları da dahil edersek bu oran dahada artar).
AB kamu alımları direktifleri layıkı veçhile iç hukukumuza geçirilirse, Türkiye’de de aynı orana ulaşılması beklenir. Oysa Türkiye’de KİK kapsamındaki alımların GSYİH’ya oranı % 5-6 civarındadır.
Bu oranları kullanarak, 800 milyar dolarlık bir GSYİH üzerinden, Türkiye’de her yıl 80 milyar dolar tutarında bir kamu kaynağının, KİK dışında (yetkililerin takdirlerine göre) harcandığını söylemek mümkündür.
Harcamalarını KİK düzenlemelerinden kaçırmak isteyenler iki yönteme başvurmaktadır.
Birinci yöntemde, yapacakları iş ve işlemleri KİK’in istisnalar başlıklı maddesine ekliyorlar..
İkincisinde, başka bir kanunda yaptıkları bir düzenlemeyle; uygulanamayacak hükümler başlığı altında “bu kanun, kapsamında yapılacak işlere KİK uygulanmaz” şeklinde bir ifadeye yer veriyorlar. Örneğin, bu yönteme göre istisna tutulan şehir hastanelerinin ihalelerini düzenleyen Kanunda; “Bu Kanun hükümlerine göre yapılacak iş ve işlemler, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa tabi değildir” denilmektedir.
Yetkililer istisnaları iki gerekçeyle çok istiyorlar. Birincisi KİK’te öngörülen şeffaflık ve rekabet sınırlamalarından kaçınmak istiyorlar. İkincisi KİK’te yer alan şikayet ve inceleme süreçlerinde hesap vermek istemiyorlar.
...***
Mehmet Kara 9 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, " TAM TAVSADI DERKEN"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Merkez Bankası’nın 128 milyar dolarlık rezervinin akıbeti günlerdir tartışılıyor. Bakandan Merkez Bankası başkanına, AKP’li yetkililerden hükümet yetkililerine kadar herkes bu paranın nerede olduğu ile ilgili farklı şeyler söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye varıncaya kadar TL’ye çevrilince okunması bile zor olan 13 rakamlı bu büyük paranın akıbeti hakkında görüş beyan ettiler."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Kimisi “uçmadı ya, kasada duruyor” dedi. Kimisi “kasada, kimisi borçlara, kimisi halka, kimisi altın ithalatına gitti” dedi, ama kamuoyunu tatmin edemediler. Kesin olan bu para Merkez Bankası’nın kasasında olmadığı. Burada soru basit, “Kime, kaça, ne zaman satıldı, ya da kullanıldı? Cevabı bu kadar zor mu günlerdir gündemi meşgul ediyorsunuz. MB’nin kayıtlarında da olması gerekmez mi?
“128 Milyar nerede” olduğu konusu tam bu iş tavsadı derken AKP bir gün öncesinden “yarın saat 14.00’da” uyarısıyla duyurduğu paylaşım “animasyon” çıktı. Ertesi gün AKP’nin resmî twitter hesabından “Yalan üretim merkezi” başlıklı bir animasyon paylaşıldı. Ertesi gün de CHP “haydi çıkar maskeni” ifadesiyle animasyondaki karakterin maskesinin altında Erdoğan’ın yüzünün çıktığı görüntüyü paylaştı.
İşte bu paylaşımdan sonra “128 milyar dolar nerede?” sorusu tekrar hatırlara geldi. Yoksa “AKP bunun unutulmasını istemiyor mu?” şeklindeki sorular da akıllara geldi.
Aynı gün Kılıçdaroğlu’nun başlattığı ve Millet İttifakını oluşturan partilerin (CHP, İYİ Parti, DP ve SP) genel başkanlarının birbirlerini etiketlemesi ile ittifakın bu işin peşini bırakmayacağı anlaşıldı. Liderler birbirlerine bu soruyu sorarken, DP Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın paylaşımı ilginçti. “128 milyar doları sormaya devam. İlk bulan arasın Sayın Genel başkanlarım Kılıçdaroğlu, Akşener, Karamollaoğlu… İrtibatta kalalım!”
Parti liderlerinin bu paylaşımlarından sonra bu dört partinin yetkilileri de birbirlerini etiketleyip aynı sorunun cevabını aradılar.
“128 Milyar dolar nenede?” sorusu Millet İttifakını bir zeminde bir araya getirdi. Bu birlikteliğe DEVA ve Gelecek Partileri’ni de ilâve etmek gerekiyor.
İlginçtir ki, bundan bir gün sonra da AKP bu animasyonu (çizgi filmi) sosyal medya hesaplarından kaldırdı!
Partili bir gazeteci, “128 Milyar Dolar nerede diyenler cevabın ne olduğunu biliyor. Pandemi döneminde esnafa verildi. İki yıla yakın Dünya ekonomisi durdu. İşçiye, çalışana, köylüye dağıtıldı. Vatandaşımızın mutfağında aş oldu. Gerisi algı ve yalan” diyerek meseleye farklı bir pencere açtı! Bakalım bu arkadaş gibi düşünen var mı, yoksa bundan önce bu soruya onlarca farklı cevap verilmişti, cevaplar artacak mı?