Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Kemal Kılıçdaroğlu: Ülkeyi AKP-MHP- mafya üçgeni yönetiyor
Star:
İşgalci İsrail'in saldırıları bitmiyor
Yeniasya:
Dünya Filistin'e sahip çıkmalı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Aykut Küçükkaya 10 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "İktidara ‘can alıcı’ sorular..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Dört vahim olay var... Öyle açık ve net bir durum ki ülkeyi yönetemeyen iktidar, dört sarsıcı olayın kiminde yön saptırmak istiyor, kimini zamana yayarak unutturmak...CHP’nin iktidara sorduğu “128 milyar dolar nerede” sorusu güncelliğini koruyor... İktidar kanadından soruya çelişkili, tutarsız ve birbiriyle örtüşmeyen yanıtlar verilmesi kamuoyunu tatmin etmedi. AKP’nin videolu yanıtı da deyim yerindeyse tartışmaya “tuz biber ekti...” Öyle gözüküyor ki AKP’nin sosyal medya hesabı üzerinden paylaştığı animasyon film, AKP içinde kavga, tartışma çıkarmış..."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İnsan AKP’nin hazırladığı çizgi filmi izleyince sormadan edemiyor:
“Sahi!.. 128 milyar dolar nerede?”
Bir diğer vahim olay da OdaTV’de yayımlanan haberin ardından yaşanıyor. Bir bakanın ismi, kendine ve eşine ait şirketin ürettiği dezenfektanı bakanlığa satmasıyla gündeme geliyor... Bakan, olayı doğruluyor, bir gece yarısı Erdoğan imzasıyla görevden alınıyor... Sonra ne mi oluyor? Olay yargıya gidecek diye beklerken bakıyorsunuz Erdoğan yeni bakanı açıklıyor, “eski bakana teşekkür” ediyor. Ve insan yine sormadan edemiyor:
“Acaba AKP’liler, ‘Bu bakana dokunulursa, o tuğlayı çekersek, altında kalırız’ diye mi düşünüyor?”
Gelelim “aşı” olayına... “Halk, Covid aşıları nerede diye” soruyor... Yanıt çok gizemli... Neredeyse Sağlık Bakanı’nın demeçleri çok bilinmeyenli, gizemli bir matematik sorusuna dönüştü... Şu aşıdan 100 milyon doz, bu aşıdan 50 milyon doz, yok şundan 90 milyon doz... Hesabı Erdoğan bile anlayamamış ki inceden bakanına bir ayar bile verdi... Neyse ki Bahçeli bu hesap işine girmedi... İnsan, insan sağlığı açısından sormadan edemiyor:
“Çin’le şubat ayında yapılan sözleşme gereği Türkiye’ye teslim edilmiş olması gereken 50 milyon doz aşı nerede?”
...***
Mehmet Ocaktan 10 Mayıs tarihli Karar gazetesinde, " AK Parti'nin hikayesi kendim ettim kendim buldum…"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"19-20 yıllık AK Parti iktidarının şu günlerde sergilediği talihsiz resmi gördükçe insan, “Galiba kaybedişin hikayesi hep böyle yazılıyor” gibi bir hisse kapılıyor. Sokaktaki insan için bile görünür hale gelen bir gerçek var ki, siyasi aklın özellikle kriz dönemlerinde işlemez hale gelmesi yüzünden iktidarın eli ayağına dolaşmış bulunuyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Maalesef şu anda Türkiye’yi zor durumda bırakan en hayati mesele ekonomik krizden çok yönetim krizidir. Bir ülkenin ekonomik kaynakları sınırlı olabilir, zaman zaman konjonktürel olarak finansal daralmalar da yaşanabilir. Ancak iktidarlar zamanında gerekli tedbirleri alarak, en azından krizlerin uzun ömürlü olmasını önleyebilirler. Bu krizler kendi ürettiği krizler olsa bile…
Bugün AK Parti iktidarında öylesine bir yanlışlıklar silsilesi yaşanıyor ki makul bakış sahibi herkesin, bir iktidarın kendisini vuracağını bile bile özel krizler üretmesini anlaması mümkün değildir.
Mesela Merkez Bankası başkanlarının adeta mevsimlik işçi gibi değiştirilerek Türkiye’nin finansal görünürlüğünü zedelemek, kurumsal güveni yok etmek böyle bir aklın eseridir.
Bizzat iktidar tarafından üretilen ve artık sokaktaki insanın bile “128 milyar doları gördün mü?” diye sloganlaştırdığı durum böyle bir beceriksizlik halinin ilanıdır.
Tam kapanma günlerini düzenleyen genelgeyi bile doğru dürüst yazabilecek akıldan mahrum olan ve bu yüzden de üreticiyi, tüketiciyi, esnafı isyan etme noktasına getiren bir iktidar için “iç” ya da “dış düşman”a ihtiyaç olabilir mi?
Lebaleb kongrelerle salgını azdırıp sonra da esnafı kepenk kapatmak zorunda bırakan bir iktidarı, bu tür akıl dışı bir davranışa muhalefet zorlamış olabilir mi?
Eğer, devleti toptan bir kişinin aklına emanet eden yeni “Türk tipi” rejim, salgın için hayati öneme sahip aşıyı bile temin edemezken ülkenin dışişleri bakanı çıkıp “Turisti gören herkesi aşılayacağız” diyerek bir kara mizah örneği sergiliyorsa, o ülke kötü yönetiliyor demektir.
AK Parti açısından kaybedişin hikayesini doğru analiz edebilmek için bazı olayların izini dikkatlice sürmekte yarar var. Mesela Ekrem İmamoğlu’na soruşturma vakası… Hiçbir iktidar İmamoğlu’na ve de muhalefete bundan daha büyük bir ödül veremezdi herhalde… İmamoğlu türbede elleri arkada yürüdü diye soruşturma açmak ve buradan ceza almasını ummak gibi bir beklenti içine girmek, herhalde bir iktidarın kendisine yapabileceği en büyük kötülüklerden birisi olsa gerek.
Öyle anlaşılıyor ki bizzat Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve parti yönetimi de bu işgüzarlıktan pek mutlu değiller. Partiden yükselen “Boşuna İmamoğlu’na prim sağlıyoruz” şeklindeki sesler bu rahatsızlığın en önemli göstergesi.
Hele de İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bir televizyon kanalında ”Kendisi suçlu ama soruşturma açtırmayacağım” diyerek bu absürtlüğe sahip çıkması, parti çevrelerinde ciddi bir rahatsızlığa yol açmış gibi görünüyor.
Bu çerçevede Ekrem İmamoğlu’nun birkaç gün önce yaptığı bir açıklamada “Cumhurbaşkanından bu konuyu analiz etmesini istirham ediyorum” şeklindeki çağrısı, meseleyi daha heyecanlı bir noktaya taşıdı. Zira bu çağrı doğal olarak “İmamoğlu’na yapılan bu kıyağın arkasındaki kahraman kim?” sorusuna olan merakı daha da arttırıyor.
Maalesef siyasette akıl tatile çıkınca iktidarlar toplum nezdinde itibar kaybına yol açacak pek çok absürtlüklerin altına imza atmaktan çekinmiyorlar. Mesela AK Parti’nin sosyal medya hesabından yayımlanan “CHP yalan üretim merkezi” videosu… Kelimenin tam anlamıyla bir akıl tutulmasının ürünü.
...***
Mehmet Kara 10 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, "CHS’ye uyum için anayasa olur mu?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" AKP, Anayasayı Türk tipi partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine “uyumlu hale getirmek” iddiasıyla anayasa değişikliği teklifi hazırlığı içinde olduğunu açıklamıştı. Yine, seçim sistemi ve siyasî partiler kanununun da yeni sisteme uyumlu hale getirilmesi için de çalışıldığı belirtilmişti. Ama ortaya şu ana kadar bir taslak, teklif çıkmış değil."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Pandemi döneminde her gün ortalama 350 insanın vefat ettiği onbinlerce vak’anın ortaya çıktığı günlerde MHP’den bu konuna “sürpriz bir atak” geldi. AKP çalışadursun, MHP 100 maddelik anayasa değişikliği teklifini açıklayıverdi. Geçtiğimiz tecrübelere bakıldığında MHP ne dediyse yaptırıyor. Bu durumda önceden açıklamakla bunu hedeflemiş olabilir mi, bilemiyoruz.
Bahçeli 100 maddelik anayasa teklifi ve gerekçelerinin olduğu ve “alayı burada” dediği metinleri hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem de AKP’ye gönderecek. Oradan gelecek cevaptan sonra da diğer partilerle paylaşılacakmış…
“Anayasa Mahkeme’siz bir anayasa değişikliği teklifi” diye de târif edilen değişiklik teklifi kamuoyunda pek tartışılmadı. Diyanet’e, Anayasa Mahkemesi’ne, Merkez Bankası’na yeni bir statü verilirken yeni kurulların oluşturulması da teklifte yer alıyor.
Öyle görülüyor ki, AKP’de bir teklif ortaya koyacak. Bu iki teklif cumhur ittifakının ortak bir metnine dönüştürülür mü dönüştürülmez mi onu göreceğiz.
Bu aşamada şunları söylemek faydalı olur:
Birincisi, “ilk dört maddenin değiştirilmesi teklif dahi edilemez” diyerek işe başlanırsa yeni bir anayasa olmayacağı, daha önce 19 kez yapılan ve 184 maddesi değişen bir anayasaya yeni bir yama atılmış olacaktır. Yaklaşık 40 yıl önce darbecilerin yaptığı anayasa “ruh” itibariyle aynen korunmuş olur. Kimsenin ülkenin başşehri, millî marşı, devletin adına itiraz ettiği yok. Sadece yazılan metin net ve anlaşılır olmadığı için itiraz ediliyor.
İkincisi, Anayasa teklifini TBMM’ye sunmak için “üye tam sayısının üçte bir çoğunluğu yani 200 milletvekili imzası” yeterli. MHP’nin oyu buna yetmiyor, ama cumhur ittifakı olarak ortak bir metin hazırlanırsa bunu sunacak yeterli milletvekili sayısı var.