Mayıs 18, 2021 13:49 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: Filistin’in güçlü direnişi İsrail'de paniğe neden oldu

Star:

Başkan Erdoğan, esnafa ve çiftçilere yapılan müjdeleri açıkladı

Yeniasya:

Erdoğan:

Salgını yeniden büyük ölçüde kontrol altına aldık

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Bursalı 17 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "203 milyar doların yüzde 10’u ne eder?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Aritmetiğim kısırdır, Allah eksik bırakmış ama iyi ki sizler varsınız da anında bulursunuz ne ettiğini, ben de öğrenirim. Hesabını yapın ve bir kenara koyun.“Nedir bu diyeceksiniz” ama önce Türkiye’nin yolsuzluk endeksini merak ettim. Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2020 Yolsuzluk Algı Endeksi’nde Türkiye’nin 100 puan üzerinden puanı 40, yani sırası ise 180 ülke arasında 86. Araştırmanın alt başlığı, “Kamu yönetimindeki yolsuzluk düzeyine yönelik algı”."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Türkiye, Avrupa Birliği üyesi ülkeler ile karşılaştırılıyor, 28 üye ülkeden daha düşük puan almış ve Romanya’nın ardından sonuncu sırada. OECD ülkeleri arasında ise Türkiye, sondan üçüncü sırada.

Türkiye, 2012- 2020 arası yapılan endekslerde 9 puan kaybetmiş. Son 8 yıl içinde en çok gerileyen ülkeler arasında.

Uluslararası Şeffaflık Derneği Başkanı Oya Özarslan, Şehriban Kıraç’a yaptığı açıklamada diyordu ki (11 Ağustos 2019, Cumhuriyet):

“Liyakatin olmadığı her yerde yozlaşma ve çürüme hâkim olacaktır. İşi ehline vermek yerine kayırmacılığın geçerli olduğu devlet ve kurumlar mutlaka çöküşe gider, verilen hizmet kalitesizleşir, halk zarar görür, büyük kazalar, ölümler olur, ekonomi zayıflar. Akraba, eş-dost ve particilik kaygısıyla yapılan atamalara hemen her gün tanık oluyoruz, aile fotoğrafları çoğaldı, göreve gelir gelmez taraf etrafını önemli görevlere getiren ve bundan da bir hicap duymadan hayatlarına devam edenleri onların yerine utanarak izliyoruz.”

Böylece ülkedeki liyakatsiz adam seçmelerin ve atamaların nedeni de çok net tanımlanmış oluyor. Onlara, payını verip istediğiniz her şeyi yaptırabiliyorsunuz..

...***

Mustafa Karaalioğlu 17 Mayıs tarihli Karar gazetesinde, " İktidar krizleri neden fark edemiyor, neden yönetemiyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bir iktidar için her türlü olumsuzluktan daha olumsuzu irili ufaklı krizler karşısında yönetim kabiliyetinde eksilme yaşamaktır. Daha önemlisi de gidişatı fark edip krizi doğmadan önlemek gibi çok değerli bir imkanı kaybetmektir. Bunlar oluyorsa; yani, krizlerin çıkışı önlenemiyor veya kriz çıktıktan sonra yönetilemiyorsa en başta koordinasyon eksikliği olmak üzere birçok sebep vardır. Ama koordinasyon kaybolmuşsa diğer sebeplere bakmanın da anlamı yoktur."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere veriyor:

...***

Uzun yıllara dayalı gündem belirleme üstünlüğünün avantajıyla AK Parti ve Erdoğan yaşanan her türlü krizde ofansif olmayı başarmıştı. En tatsız gelişmeler bile iktidarın sayısal üstünlüğü ve kredisi nedeniyle buharlaşıp gitti. Bu, bir iktidar için kesinlikle büyük bir imkandır. AK Parti de bunu ustalıkla kullandı ama sahip olduğu bu rahatlık bir yandan iktidarın bağışıklığını zayıflattı. O zayıflamayı bilhassa yerel seçimler öncesinde başlayan periyottan itibaren canlı izliyoruz. İstanbul ve Ankara yerel seçimlerinin kaybında, esasen yıllardır başarıyla giden sistemin bir yerde tıkanabileceğine dair mutlaka yapılması gereken analizin ihmal edilmesinin payı büyüktür. Aynı analiz ihmali, kaybedilen seçim üzerine bir kez seçim iptali gibi büyük bir hatayı yaptırdı.

Sonrasında, iktidar icraatlarında daha önce rastlanmayan küçük/büyük hatalar gelmeye başladı. Birçok önemli hata ve çelişki oldu. Kolay unutuluyor ama termik santrallere filtre kararının önce ertelenmesi sonra alelacele kabulü iktidarın kendi kendine ürettiği küçük de olsa bir krizdi. Daha önce yapmadığı türden bir şeydi. Salgın döneminde defalarca yanlış ve eksik genelgeler; sonra o genelgeleri düzelten genelgeler yayınlanması öyle. Birkaç hafta önce; son tam kapanma kararının başında ödeme zorluğu içindeki esnaf ve tüccarın çeklerine adli takibi önlemek adına kanun çıkarırken yanlışlıkla bir günlüğüne bütün çeklerin ödenmemesine yol açan hata öyle… Milli Eğitim Bakanlığı’nın artık sayısı unutulan ve sürekli değişen veya iptal edilen kararlarla izi kaybolan eğitim politikası yine öyle. Turizm Bakanlığı’nın düşündükçe acı acı tebessüm ettiren turiste yönelik “Ben aşılıyım sen keyfine bak” kampanyası tamamen öyle.

128 milyar dolar rezerv kaybını izah etmeye çalışırken birbirini tekzip eden ve neticede şüpheyi daha artıran açıklamalarla kontrolden çıkan kriz yönetimi ise benzersiz bir örnektir. Eş zamanlı olarak AK Parti’nin CHP’yi “Yalan üretim merkezi” olarak yaftaladığı animasyon filminin iletişim kazasına dönüşmesi, başka bir kriz çıkarıp altında kalma örneğidir. Tıpkı vatandaşa doğru bir kararla eve kapanma ve sosyal mesafe telkini yapılırken iktidar partisi ve kamu yönetimi etkinliklerinde bu kuralın defalarca ihlal edilerek sosyal tepkiye yol açılması gibi…

İktidar ve bilhassa Cumhurbaşkanı Erdoğan bir süredir ama uzun süredir icraatlarının krize dönüşmesi pratiğine mağlup oluyor; krize dönüştüğünde de üstesinden gelmekte zorlanıyor veya gelemiyor.

...***

Remzi Özdemir, 17 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Konut kredisi faizleri düşer mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"2019 yılında inşaat sektörü adeta çöktü. 2020 yılına gelindiğinde müteahhitler isyan etmeye başladı. AKP iktidarının nazlı ve şımarık çocuğu inşaat sektörü için adeta kamu bankaları feda edildi. Konut kredisi faizleri aylık yüzde 1,70 iken, kamu bankaları bir anda 0.99'a düşürdü. Herkes şok oldu. Eve ihtiyacı bile olmayan bankalara konut kredisi için koştu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Adamın 1 milyon lirası var bankada, aylık yüzde 1,50 ile faizde yatıyor. 1 kuruşunu bozdurmadan gidip kamu bankalarından kredi aldı. Faizdeki parası ile hem kredisini ödedi hem de 0.50 faiz kazandı.

Bu operasyon müteahhitleri kurtarırken, kamu bankalarında da büyük hasara neden oldu.

Hasarın boyutu ancak şimdi ortaya çıktı.

Kamu bankalarının 2021 ilk üç aylık bilançosunda büyük kâr düşüşü görüldü. Garanti Bankası ve Akbank'ın kârını yüzde 50'nin üzerinde artırdığı dönemde Halkbank'ın kârı yüzde 90 düştü. Diğer kamu bankalarındaki kâr düşüşü yüzde 50'nin üzerinde. Bu zararın nedeni 2020 yılında ortalama yüzde 8 faiz ile fonlanan konut kredileri, 2021 yılında yüzde 18 faizli mevduat ile finanse edilmesi. Faiz gelirlerindeki değişim yüzde 26,7 iken, faiz giderlerinde değişim yüzde 94,5 oldu.

Bu operasyon tarihe geçti. Belki de ileride İktisat Fakültelerinde ders konusu olacak.

Tarih bir kez daha tekerrür edecek mi? Sıkışan konut sektörü, bankaların bir kez daha faiz indirimi ile patlayacak mı?

Herkes bunu bekliyor. Satıcılar nasıl olsa AKP faizleri düşürecek diye burnundan kıl aldırmıyor ve fiyatları halen çok yüksek tutuyor. Son konut satışları verilerine göre, düşüş devam ediyor. 90 bin konut satıldı. 80 milyonluk bir ülkede 90 bin konut satışı düşük. Satışların düşmesinin tek nedeni konut kredisi faizlerinin çok yüksek olması. Öncelikle şunu söyleyebiliriz. Evet faizler düşecek! Düşen faiz oranları elbette konut kredisine de yansıyacak. Ancak! Kimse bu düşüşü öyle bir iki ayda beklemesin. Bu kez faizler öyle kolay kolay düşmeyecek. Bunun nedeni ekonominin bozulmasından ziyade her şeyi tüketmiş olmamızdan kaynaklanıyor. Tükenen sadece Merkez Bankası'ndaki 128 milyar dolar değil, aynı zamanda ülkenin bütün kaynakları da tükendi.

Üretmeyen Türkiye sadece ithal ediyor. Yediğimiz ekmeğin buğdayından tutun da pirince kadar her şeyi ithal ediyoruz. 2021 yılının yarısı bitmek üzere. Geri kalan ikinci yarıda kimse kolay kolay yüzde 1'in altında konut kredisi beklemesin. Bunun olması için Türkiye'ye uçak dolusu paraların adeta gökten yağması lazım.