Türkiye'den köşe yazarları
Karar: Davutoğlu: Erdoğan bize ihanet etti
Star:
Bakanların toplantısında kripto FETÖ operasyonu
Yeniasya:
Gramla salatalık, dilimle karpuz
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Taha Akyol, 21 Mayıs tarihli Karar gazetesinde “Hakim ve savcı seçmek”başlıklı yazısının okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye otoriterleşen ve kişi başına geliri 8 bin dolara düşen bir ülke haline gelmişti… Şimdi maalesef mafya-siyaset ilişkileri sorunu da ortaya çıktı. Türkiye’nin bir “hukuk güvenliği” sorunu vardı, şimdi ‘mafyöz ilişkiler’ gölgesi düştü. Masa üstünde Mario Puzo’nun ‘baba’ kitaplarıyla ‘sübliminal’ mesajlar veriliyor! Ve iddialar hakkında bir türlü soruşturma açılmıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Müfettiş soruşturması açılsa, İçişleri Bakanlığı müfettişleri “etkin soruşturma” yapabilir mi?! Etkin, yani tarafsız ve etkili…
Savcılar adli soruşturma açsa, bir gecede HSK eliyle sürülmeyi göze almadan “etkin soruşturma” yapabilirler mi?
Geldik günün haberine: HSK’ya üye seçmede iktidar ve muhalefet uzlaştı.
Türkiye’de yargı bağımsızlığını ihlalin mekanizması HSK’dır; HSK üyelerinin tamamen iktidar tarafından belirlenmiş olmasıdır: 13 üyenin 7’sini “Meclis seçti” idi ama AK Parti ve MHP seçmişti…
Dört üyesini partisinin Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanı seçmişti. Kalan iki üye ise yine partili Cumhurbaşkanınca atanan Adalet Bakanı ile yardımcısıdır.
İcraatı meydanda… Cumhurbaşkanı bir savcıyı AYM üyesi yapmak isterse HSK derhal o savcıyı Yargıtay’a üye yapıyor… Yargıtay’da da hemen aday seçiliyor... Cumhurbaşkanı’na da bir imzayla AYM’ye atamak kalıyor.
Fakat 2018 genel seçimlerinde Cumhur İttifakı böyle yerlere üye seçmek için gereken “beşte üç” çoğunluğu (360 sandalye) kazanamadı…
HSK’ya üye seçmek için muhalefetle uzlaşmak zorunda kaldı…
AK Parti önce İYİ Pati’ye uzlaşma teklif etti: 7 üyeden beşi Cumhur İttifakı’na, ikisi İYİ Parti’ye…
Akşener reddetti, Millet İttifakı dışında hareket etmeyeceğini, iki üyenin DE çok az olduğunu söyledi.
İktidar Kılıçdaroğlu’ ile görüştü, o da Millet İttifakı dışında olmaz, 2 üye de yetmez diye cevap verdi.
Sonunda Meclis’in seçeceği 7 üyeden dördünü Cumhur İttifakı, üçünü Millet İttifakı belirlemek üzere uzlaştılar.
Doğruları söyleyen ama sözleri uygulamaya pek yansımayan Adalet Bakanı Gül memnun. “Demokratik olgunlukla ve çoğulcu bir anlayışla” HSK üyelerinin seçilmesinin iyi olacağını söylüyor. Doğru ama uygulamada ‘çoğulculuk’ gerçekleşmeyecek.
Çünkü 3 üye muhalefetçe seçilse de kalan 10 üyeyi iktidar seçecek; Meclis grubunun oyları ve partili Cumhurbaşkanı’nın atamaları ile…
Hiç yoktan iyi ama HSK’nın iktidar yanlısı yapısını değiştirmeye yetmeyecek.
İktidarın bu defa uzlaşmak zorunda kalmasının başka bir iyi tarafı da şu: Millet İttifakı bir şart koştu; partilerle ilişkisi olmuş adaylar seçilmesin.
İktidar bunu da kabul etmek zorunda kaldı; iyi oldu.
Halbuki Cumhurbaşkanı, bir uzlaşma arama gereği olmadığı için, partisinden aday olmuş veya bakan yardımcısı gibi siyasi görevlerde bulunmuş isimleri yüksek yargıya atamakta tereddüt etmiyor.
Keşke Bakan Gül’ün söylediği “demokratik olgunluk ve çoğulculuk” iktidarın prensibi olsa…
Kendini güçlü gördüğü anda “sadece bizden” diye bakıyor.
Önceki HSK seçimlerinde sayıları yeterli olunca, “demokratik olgunluk ve çoğulculuk” iktidarda hiç kimsenin aklına gelmemişti mesela.
...***
Esfender Korkmaz 21 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kayıt dışı ekonomi ve yolsuzluk!..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ekonomi, kriz dönemlerinde yavaşlasa da çarklar dönüyor. Bazı kesimlerin hayat standardına bakarsak, bu standartların TÜİK tarafından açıklanan fert başına gelirin daha üstünde olduğu anlaşılıyor. Bunun nedenlerinden birisi yeraltı ekonomisinin ekonomi içindeki payının yüksek olmasıdır. Son günlerde sosyal medyada ortaya çıkan mafyasal ilişkiler de aynı kapıya çıkıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Kayıt dışı ekonomi veya yeraltı ekonomisi devletten gizlenen kayda geçirilmeyen ve bu sebeple denetlenemeyen faaliyetlerdir. Yeraltı ekonomisi kapsamına giren ekonomik faaliyetler arasında uyuşturucu madde yapımı ve satışı, insan kaçakçılığı, silah kaçakçılığı, her türlü kaçakçılık, yasal ancak faturasız mal satışı, vergi kaçırmak amacıyla yürütülen ekonomik faaliyetler ve devlette yolsuzluk ve rüşvet girer.
Kayıt dışı faaliyetler kayıt dışı istihdamı artırır. Uygulamada Milli Gelir hesap tahminlerine yansımaz.
Dünyada kayıt dışı faaliyetler terörün finansmanında da kullanılıyor.
Kayıt dışı ekonomi, mevcut vergi mükelleflerinin hem daha çok vergi vermesine, hem de kayıt dışı ticaret ve istihdam alanlarında haksız rekabet oluşmasına yol açar.
Kayıt dışı ekonominin, ekonomik ve sosyal nedenlere bağlamak doğru değildir. Tek doğru olan, güvenlik güçlerinin denetimde zayıflığı veya devlet-mafya ilişkileridir. Bunun yanında, enflasyon belirsizlik yarattığı için, yüksek vergi yükü vergi kaçırma riskine değer görüldüğü için ve işsizlik işçinin mecbur kalması nedeni ile kayıt dışı faaliyetlerin artmasına neden olur.
Türkiye Uluslararası Şeffaflık Örgütü tarafından her sene açıklanan yolsuzluk endeksinde, 180 ülke içinde, 2010 yılında 59. sırada iken 2015 yılında 65. sırada ve 2020 yılında ise 40 puanla 86. sırada yer aldı.
Uluslararası Şeffaflık Örgütü Yönetim Kurulu üyesi ve Uluslararası Şeffaflık Derneği Başkanı E. Oya Özarslan 2020 yılı sonuçlarını şöyle değerlendirmektedir:
"Türkiye yolsuzlukla mücadele konusunda endişe verici durumunu koruyor. Temelli bir adım atmadığımız sürece de böyle olmaya devam edecektir."
Devletin ilk işi yeraltı ekonomisini ve yolsuzluğu önlemektir. Eğer her yapanın yanında kar kalırsa yeraltı ekonomisini ve yolsuzluğu önlemek imkanı kalmaz.
...***
Murat Çabas 21 Mayıs tarihli Yenimesaj gazetesinde, “Akaryakıta zam üstüne zam şoku!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Zam üstüne zam, hem de ne zam! Bu pandemi şartlarında vatandaş Hükümetten destek beklerken, tam aksine zam fırtınası ile karşılaşıyor. Pandemide Hükümet vatandaşa 3 kuruşluk, dişe tırnağa dokunmayan, yok denecek kadar az destek verdi, şimdi vatandaşın cebinden kepçeyle geri alıyor. Bırakın kaşıkla vermeyi, bir damla veriyorlar, zamlarla kepçe kepçe alıyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Resmi Gazete'nin dünkü sayısında yer alan Cumhurbaşkanı kararına göre akaryakıt ürünlerinden alınan özel tüketim vergisi (ÖTV) benzinde yüzde 54, motorinde yüzde 78, LPG'de ise yüzde 189 oranında artırıldı. Şu artış oranlarını görüyor musunuz?
TÜİK, Nisan ayında yıllık enflasyonu yüzde 17,14 olarak açıklamıştı.
Yüzde 17 nerde; yüzde 54, yüzde 78, hatta yüzde 189 nerde? Resmi eflasyonla, gerçek enflasyon arasındaki uçurumu sadece burada bile görebilirsiniz.
Peki, ÖTV'ye ve dolayısıyla akaryakıta yapılan bu astronomik zammın piyasaya yansıması ne olacak? Akaryakıt; sanayide, tarımda, nakliyede, ulaşımda, kısca her sektörde önemli bir maliyet unsurudur. Akaryakıta yapılan zammı sadece arabası olan vatandaşların cebine yansıyan bir zam olarak düşünmeyin; ekonomide önemli bir maliyet unsuru olduğu için akaryakıta yapılan zam, tüm ürün ve hizmetlere zam demektir.
Diğer bir ifadeyle, akaryakıta yapılan zam demek, patatese, soğana, meyveye, ekmeğe, elbiseye, ayakkabıya, ilaca, kısaca her şeye zam demektir.
Yerli ve yabancı ekonomistler ÖTV zammı sonrası yaptıkları değerlendirmelerde, bu fahiş artışın tüketici fiyat endeksine, yani enflasyona çok ciddi bir yansıması olacağını belirtiyorlar. Bu değerlendirmelere göre, Akaryakıta dün yapılan vergi artışları, siyaset tarafından kendisinden düşük faiz beklenen ancak yüksek enflasyon nedeniyle faiz indirme ihtimali her an azalan Merkez Bankası'nın (TCMB) işini daha da zorlaştıracak.
Akaryakıta zam, enflasyonu artıracak, enflasyon artışı olduğu için de MB faizleri mecburen artırmak zorunda kalacak. Faizler artınca da enflasyon tekrar artacak.