Türkiye'den köşe yazarları
Karar: Kılıçdaroğlu'ndan 'erken seçim' çağrısı: Türkiye’yi mafyaya ve çetelere yedirmeyeceğiz
Cumhuriyet:
Üniversite kampusları güvenlik kameraları ve polislerle çevrelendi
Star:
Türkiye'den Yunanistan'a sert tepki! ''Sabote etmek için ellerinden gelen gayreti gösteriyor''
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Ahmet Taşgetiren 23 Mayıs tarihli Karar gazetesinde, "Erdoğan neye ne kadar hakim?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denen yapı ne kadar oturdu, tam oturması ne demek, tam oturması anlamına gelecek bir sistem yapılanması gerçekten tasarlanabildi mi? Bunların hepsi sistemle ilgili sorular. Ama sistemin en belirgin kısmının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın belirleyiciliğine odaklandığı biliniyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu sistemi tam da bunun için istemişti. Sisteme ilişkin bir sorun da, Erdoğan’ın zihnindeki şablonla sistemi kurgulayan kadroların aynı düşünce - mantık - bilgi - hukuk anlayışı frekansında olup olmadığı noktasında.
Belki başlıktaki, “Erdoğan neye ne kadar hakim?” sorusu, öncelikle sistemin kurgusal yapısı ile ilgili sorulabilir?
Bir devlet sistemi, sonunda kurgulayanı - inşa eden iradeyi de bağlar, acaba mevcut sistemde diyelim Erdoğan, kendisini de bağlayacak bir çerçeveyi önceden belirledi mi, yoksa “göç yolda düzülür” mantığı içinde -an-a göre tavır alınıp, -an-a göre düzenlemeler mi yapılıyor?
Mesela İhale Kanununun 100 bilmem kaç defa değişmesi, bu alandaki Erdoğan hakimiyetinin güncellenmesi anlamına mı geliyor?
Evet, sistem planında “Erdoğan neye ne kadar hakim?” sorusu, icraya geçildikten iki yıl sonra bile hala sorulabilir.
Ama sistem yapısına göre eğer her şeyden Cumhurbaşkanı Erdoğan sorumlu ise, her alanı onun görmesi, denetlemesi, sorun varsa müdahale etmesi gerekiyorsa, çözülmeyen sorunların, ya da ülkenin ödediği ağır faturaların faturası ona çıkacak idiyse, olan biten üzerinde bir kere daha düşünmek gerekiyor.
Bugüne kadarki uygulamalara bakıldığında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın genelde olumlu icraatlara imza koyma hususunda hassas olduğu gözleniyor. Bir açılış yapılacaksa, önemli bir müjde verilecekse, görkemli bir tören söz konusu ise, orada Cumhurbaşkanı’nın varlık göstermesi planlanıyor. İcracı da istiyor, muhtemel ki icracılar, Cumhurbaşkanının da bunu isteyeceğini düşünerek planlama yapıyorlar.
Ama her şey güllük gülistanlık gitmiyor memlekette. O durumlarda da eğer Erdoğan duruma hakimse, hani sahiplenmesi beklenir gibi düşünmek mümkün?
...***
Esfender Korkmaz 23 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Maalesef açlık riski de oluştu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Hükümet vergileri artırmak yoluyla akaryakıta zam yaptı. Akaryakıt fiyatları üretime girdi olduğu için doğal olarak üretim maliyetlerini de etkiliyor. Artan maliyetler de Türkiye şartlarında perakende fiyatlara kolayca (TÜFE) yansıyor. İstikrarlı bir ekonomide zam kararları fiyatlar genel seviyesini artan maliyet kadar bir defa artırır. Bu enflasyon değildir. İstikrarın bozuk olduğu, politikasızlığın hâkim olduğu bizim gibi kırılgan ekonomilerde ise, her zam enflasyon için bir fırsat penceresi oluşturur."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Akaryakıtta vergilerin artırılmasının nedeni, Cumhurbaşkanının esnafa maddi destek kararıdır. Normal olarak bu gibi destekler bütçeden yapılır. Bütçe açıkları da borçlanma ile kapatılır. Bizimkiler hem destek verelim, hem bütçe açık vermesin derken, daha büyük yanlış yaptılar. Çünkü akaryakıt zamlarının enflasyona etkisi bütçe açığından daha büyük olacaktır. Kaldı ki iç borçlanma senetlerinde reel faiz eksidir.
Dahası da var… Zaten araçlar üstündeki vergiler de geçen sene artırılmıştı. Kur artışları da üstüne gelince, Türkiye'de yeni araç satışı düşmüştü. Dünyanın en pahalı paralı yollarında zaten geçiş şansımız kalmadı. Akaryakıt alamayacak duruma geldiğimiz için bundan sonra sokaklarda yalnızca partizanların alabileceği ultra lüks arabalar göreceğiz. Normal araba göremeyiz. Türkiye, Küba gibi antika araba cenneti olacaktır.
Halkın morali çok bozuldu. Ciddi ciddi aç kalmak riskimiz var. Bir kişilik pizzanın ortalama fiyatı 45 liradır. Pirzolanın fiyatı 150-200 liraya çıktı. Tüketici panik yaşıyor. Bu paniği de TÜİK'in açıkladığı Tüketici Güven Endeksinden görebiliyoruz.
2004 yılından beri Mayıs ayında Tüketici Güven Endeksinin en düşük olduğu yıllar; 2019 yılı ve bu yıl oldu. Bu endekste 100 altı güvensizliği gösteriyor. 2020 Mayıs'ında 82,7 olan endeks bu sene Mayıs'ta 77,3'e geriledi.
Endekste tüketici geçen seneye göre bu sene ekonominin çok kötüye gittiğini söylüyor. Bu sorunun geçen sene Mayıs ayında 82,7 olan endeks değeri bu sene Mayıs'ta yüzde 77,3'e geriledi.
Yine tüketici, kendi maddi durumunun da bozulduğunu söylüyor. Geçen sene 77,4 olan endeks değeri bu sene 62,6'ya geriledi.
Aynı şekilde, bir yıl sonrası için de ekonominin kötüye gideceğini ve kendi maddi durumunun da bozulacağını düşünüyor.
Çalışmak isteyenler iş bulamıyor. Halen 8,5 milyon insan işsizdir. Pandemi sonrası fiilen işsiz sayısı on milyonu geçer.
Maaş ve ücretlere yapılan enflasyon zamları, mutfak enflasyonunun altında kalıyor. TÜFE sepetinde en fazla gıda fiyatları artıyor. TÜİK harcama sepeti içinde gıda payını yüzde 26 dolayına gösteriyor. Oysa ki işçi ve memurun gıda harcamalarının harcama sepeti içinde payı yüzde 40 ve daha fazladır.
...***
Akın Aydın 23 Mayıs tarihli Yenimesaj gazetesinde, " Yolsuzluk iddiaları bu noktaya nasıl geldi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"3Y ile geldiler. Yoksulluğu bitireceğiz, dediler. Yolsuzluğu bitireceğiz, dediler. Yasakları kaldıracağız, dediler.Tam 19 yıl oldu. Şimdi her yer yoksulluktan inliyor, insanlar borçtan, işsizlikten intihar ediyor.Her taraftan yolsuzluk akıyor. Adalet askıda duruyor. Yasaklar ise kişi ve partiye göre şekilleniyor.Maalesef devletimizin itibarı zedeleniyor. Çünkü yolsuzluklar patladı. Hukuksuzluklar patladı. İşini kitabına uyduranlar deşifre oldu. Kanunlar kitaplarda yazılı kaldı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Son beş altı ayda toplumun önünde neler yaşandı bir hatırlayın! Hakkında bin bir iddialar olan SBK holding başkanı yurt dışına kaçtı.Pudra şekerinin (!) gramına 500 lira veren Kürşat Ayvatoğlu malumunuz. 2 milyar doları kriptolayan Faruk Fatih Özer ortada.Ticaret Bakanlığındaki dezenfektan skandalı öylece duruyor. Bakanlar, vekiller bazı banka ve kurumların yönetimine bol maaşla atamaları devam ediyor. Sedat Peker youtuber oldu. Her kaseti milyonlarca tıklanıyor.Bazı bankaların ucuz dolar sattığına tanık olduk. Kur tio suyla bir gecede 450 milyon TL kazananlar olduğunu öğrendik. Ama kimin sattığını, kimin tio verdiğini ve bu yasal vurgunu yapanların kimler olduğunu öğrenemedik.Bu noktaya nasıl geldik? Cevap çok basit! Kanunları, kuralları kişi ve anlayışlara göre ya devreye soktukları ya da devre dışı bıraktıkları için. Ortaya çıkan yolsuzluk, haksızlık, hırsızlık, rüşvet, torpil olaylarına her daim kılıf takıldığı için.Mehmet Metiner AKP vekiliydi. Torpil yaptığı belgelendi. (Haşa) 'Kur'an, akrabaya yardım edin' diyor, onun için yaptım, dedi. Yetkililer gereğini yapmadı.17-25 Aralık 2013'ü hatırlarsınız! O dönem yine AKP'de vekil olan Metin Külünk, ortaya çıkan olayları insanların günah işleme özgürlüğü olarak tariflendirmiş ve şu cümleleri kurmuştu; "Allah'ın hududuna müdahaledir. Allah insana günah işleme özgürlüğü vermiştir, günahsızlık talep etme hakkı vermemiştir, günahları ortaya saçarak Allah'ın hududuna müdahale ediliyor."AKP'li Burhan Kuzu; "Ses kayıtları doğru bile olsa, inanan yok, millet memnun."Oğlunun evinde para sayma makinaları bulunan o dönem İçişleri Bakanı olan Muammer Güler: "Oğlum biraz pintidir, işyerini kapatınca kasalarını da evine taşıtmış."Şimdi son ortaya dökülenlere Sayın İçişleri Bakanı Soylu: Bataklık operasyonun içerisinde FETÖ var ve buna ulaştık, diyor. Yandaş yazar-çizer takımı çoktan bu olaylara kumpas teşhisi koydu!Merak ediyorum! FETÖ olmasaydı ne yapacaktınız, neye sarılacaktınız.