Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: İktidarın emekçiye verdiği zam, enflasyon yüzünden 5. ayda buhar oldu
Karar:
Davutoğlu: Soylu 'gerekirse AK Parti'yi yakarım' dedi
Yeniasya :
Çiftçi perişan
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Taha Akyol 28 Mayıs tarihli Karar gazetesinde, “Partili cumhurbaşkanı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı ve partisinin genel başkanı Erdoğan’ın son grup konuşmasındaki iki sözü, Türkiye’de ne kadar ciddi bir sistem sorunu olduğunu gösteriyor: Evvela mafya sorunlarının soruşturulmasıyla ilgili sözleri: “Geçmişten bugüne hiçbir iddia, hiçbir itham ortada bırakılmayacak, her şey yargı tarafından araştırılıp, tüm yalanlar, iftiralar ortaya dökülecektir.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Devlet başkanı, daha baştan “yalanlar, iftiralar” diye nitelerse emniyet ve yargı tarafsız ve eksiksiz soruşturma yapabilir mi?
Diğeri, İYİ Parti lideri hakkındaki sözleri:
“Bu daha bir. Daha neler olacak neler, daha dur bakalım. Bunlar iyi günler…”
Erdoğan Meral Akşener’in sözlerine eleştiriyle karşılık verebilirdi. Zaten hemen her gün muhalefeti ağır sözlerle suçluyor. “Dur bakalım daha neler olacak, bunlar iyi günler” sözleri çok endişe vericidir: Türkiye yakın zamanda gazetelerin baskına uğradığı, gazetecilerin dövüldüğü, liderlere linç girişimlerinin yapıldığı çok gergin bir toplumdur. Sakinleştirici davranmak şarttır..
Bu sistemde Cumhurbaşkanı bakanlıkların teşkilatını istediği gibi düzenleyebilir, istediği azil ve atamalar yapabilir.
Bugün 13 Üyeli HSK’nın 10 üyesi Cumhurbaşkanı veya onun Meclis grubu tarafından atanmaktadır. Muhalefetin seçtiği sadece üç üye vardır. HSK iktidarın yargı üzerindeki denetim cihazıdır.
Cumhurbaşkanı yasamaya da ‘İttifak’ yoluyla hakimdir.
Üç erk üzerindeki bu kudreti sebebiyledir ki, Türkiye’deki sistem “başkanlık sistemi değil… kuvvetlerin cumhurbaşkanında birleştiği bir kuvvetler birliği istemidir.” (Kemal Gözler, Elveda Anayasa, Ekin yay. 4. Baskı, s. 101)
Venedik Komisyonu da aynı tespiti yapmıştır.
Erdoğan lideri olduğu partinin güç mücadelesini ve muhalefetle kavgasını işte bu yetkilere sahip olarak, bu etkileri kullanarak yürütüyor. Sonuç ortada…
Türkiye böyle bir tecrübe yaşamıştı: Bütün devlet yetkilerine sahip Milli Şef’in yönetiminde çok partili hayata geçmek!
CB sisteminde yaşayarak görüyoruz ki, partiler arası mücadeleye “devlet yetkileri”ni katmak hiç iyi olmadı: Kutuplaşma keskinleşti, kamu kurumlayrı siyasallaştı, yargıya güvensizlik arttı, ekonomi daha da bozuldu.
Devlet Bahçeli bile Meclis Başkanı’nın “tarafsızlığı”nı vurgulayarak partiler arasında uzlaştırıcı bir rol üstenmesini önereren bir metin açıkladı.
Mustafa Şentop Erdoğan’a ne diyebilir ki?
Türkiye’nin partisiz cumhurbaşkanına ihtiyacı kesindir.
Meral Akşener’in açıkladığı “İyileştirilmiş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem”de, Cumhurbaşkanı’nın seçildikten sonra partisiyle ilişkisinin kesilmesi, bir defa ve 7 yıl görev yapması öngörülüyor. Böylece Cumhurbaşkanı tekrar seçilmek gibi bir hırsa ve siyasi hesaplara kapılmadan siyasi etik ve tarihe sorumluluk duygusuyla hareket edebilecektir.
Gelecek Partisi’nin önerisinde de aynı prensip vardır. CHP, Deva ve Saadet de aynı görüşte.
Türkiye’nin düzlüğe çıkmasının en önemli şartlarından biri, partisiz cumhurbaşkanı sistemine geçmektir.
...***
Kazım Güleçyüz 28 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, “Anne ve bebeklerin yeri zindan değildir”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP’nin 19 yıl önce, 3 Kasım 2002’de girdiği ilk seçimde iktidara gelmesinde çok büyük etkisi olan sebeplerden biri 28 Şubatçıların dayattığı başörtüsü yasağına karşı toplumda biriken tepkiydi. Bu yasak 10 yıldan fazla bir süre AKP iktidarında da devam ettikten sonra kademeli şekilde kaldırıldı. Artık başörtüsü yasağı yok.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ama bazıları başörtülü polislerce gözaltına alınıp başörtülü hâkimlerce tutuklanan on binlerce başörtülü tutuklu ve hükümlü, başörtülü gardiyanlar nezaretinde zindanlarda.
50 yıl öncesinde ve ihtilal dönemlerinde bile görülmemiş bu garabet AKP’ye “nasip” oldu.
Bu hanımların çoğu anne. Bazıları yeni doğum yapmış; hattâ kapısına polis dikilen doğumhaneden cezaevine sevk edilmiş. Bazıları hamile iken tutuklanarak hapse konulmuş.
“Yapamazsınız” diyen mevzuata rağmen.
Sonuçta yüzlerce bebek demir parmaklıkların gerisinde ve kasvetli koğuşların beton zemininde büyümek durumunda bırakıldı.
Anne ve babanın birlikte tutuklandığı hallerde çocuklar—varsa—diğer aile büyüklerine ve akrabalara kaldı veya ortada bırakıldı.
Nice aileyi ve çocuğu perişan eden bu vicdansızlığa son verilmesi için başından beri ısrarla çağrılarda bulunduk. En son geçen yıl gündeme gelen infaz yasasının buna vesile kılınmasını önerdik. Ama ne yazık ki bu çağrılar da inanılmaz bir duyarsızlık duvarına takıldı.
Bu husustaki mücadelesinin bedelini ödeyen Ömer Faruk Gergerlioğlu, çocuklu kadınların cezalarını müstakil apartlarda çekmelerini sağlayacak bir düzenleme yapılması için kanun teklifi verdi. Ama buna da itibar edilmedi.
Gelinen noktada AKP’nin verdiği, şimdiye kadarki duruşundan çok farklı bir teklif Meclis gündeminde. Buna göre, cezası 10 yıldan az olan ve 15 yaşından küçük çocukları bulunan kadınlara, baba da tutukluysa veya vefat etmişse, infaz ertelemesi getirilecek. Bu teklif geçerse, geride kalmış zehir edilen yılları telâfi etmez, ama hiç değilse bu zulüm bitmiş olur.
Ama işi babaya bağlayan şartlar kaldırılmalı. Çünkü baba da olsa annenin yerini tutmaz.
Annelerin ve bebeklerin yeri zindan değil.
...***
Evren Devrim Zelyut 28 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Akşener'e saldıran zihniyet doları, enflasyonu düşüremez!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Öfkenizi kontrol edemezseniz, kavgayı kişiselleştirirseniz, davranışlarınızın maliyetini 84 milyon öder diye bir kaygınız yoksa, sonuç hiç değişmez. Sürekli kafanızı duvara toslarsınız. Politikalarınız ve sözleriniz boşa düşer. Çünkü deneme yanılma ile ülke yönetilmez.”diyen yazar, yazsının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ekonomiye bakın, orası da aynı. Sürekli aynı hataları yapıp bu sefer düzelecek diye beklemek mantıklı mıdır? Türk imalat sanayi dışa bağlı girdiyle çalıştığı ölçüde ne firmalar ne ülke düze çıkar. Elde avuçta ne varsa üretim yapmak için elin Çinlisine, Almanına gider. Rezervler suyunu çeker, kur artar, firmalar pahalı üretim yapar, vatandaş enflasyon karşısında ezilir, ekonomi durgunluğa girer.
Ölmüş bir sistemi kredilerle ayakta tutmak yerine, neden değiştirmez AKP? Çünkü artık çok geç… Ve yine aynı hata yapılıyor. Firmalara borç veriliyor. O paralar yine Çin'e, Almanya'ya akacak. Bir süre sonra firmalar yine kuş yavruları gibi ağzını açacak, kredi diyecek.
İşin kötü tarafı şu, bu dönem nefesleri kesen 'Nefes Kredisi! %17,5 faizli. Kullanma maliyeti %21. Allah aşkına geçen dönem %7 faizli krediyi ödeyemeyen KOBİ %21'i nasıl ödeyecek? Koşa koşa bir temerrüt krizine gidiyoruz. Bunu herkes biliyor ama gerçeği itiraf etmekten korkuyoruz. AKP kendisini 2023'e bir atsın da, gerisinin önemi yok…
Dış politika ve ekonomide tekrarlanan hatalara iç politika da eklendi. Yapılan bu son hata ile Türk ekonomisine iç ve dış yatırımcı güveni iyice bitirildi.
Biliyorsunuz AKP oy kaybettikçe hırçınlaşıyor. Kutuplaştırma siyaseti ile ekonomiden canı yansa da seçmenlerini bir kan davası güder gibi yanında tutmak istiyor. Hatırlayın, bu zehirden etkilenen kitle üyeleri CHP lideri Kılıçdaroğlu'na yumruklu bir saldırı yapmıştı. Bunun son rezil örneğini ise İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener'e yapılan saldırı girişiminde gördük. Bu saldırıların Türk ekonomisini vuran tarafı ise, iç ve dış yatırımcının kafasındaki bölünmüş Türkiye imajının güçlenmesi ve buna bağlı güvenin tamamen bitmesidir.
Güven bitmiştir diyoruz; belki bu cümle size iddialı bir ifade olarak gelebilir ama bu sonuca varmamıza neden olan kişi bizzat Erdoğan olmuştur. Saldırı sonrası Erdoğan'ın "Bu daha bir. Daha neler olacak neler. Daha dur bakalım bunlar iyi günler." sözleri Türkiye'nin nasıl bir iklime gireceği konusunda ciddi soru işaretleri doğurmuştur.