Haziran 13, 2021 19:26 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: AKP’nin seçim barajı önerisine MHP'den yeşil ışık

Yeniasya:

Seçmen erken seçim istiyor

Milli gazete:

‘Geçim’de ittifak büyüyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Ali Güller 12 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “S-400 pazarlığında altı model”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“S-400 ABD’ye rağmen alındı, ABD’ye rağmen getirildi, ABD’ye rağmen test edildi ama maalesef ABD’ye rağmen hâlâ aktif hale getirilemedi! Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan, S-400’ün 2020 Nisanı’nda çalıştırılacağını ilan etmişti. Ancak çalıştırılmadı, çalıştırılamadı; gerekçe ise Covid-19 salgınıydı! Oysa salgın bahanesiyle füze savunma sisteminin çalıştırılmasının ertelendiğini açıklamak, muhataplarına koz vermekten başka bir anlama gelmiyordu. Çünkü salgına rağmen tanklar yürüyor, radarlar çalışıyor, roketler atılabiliyordu...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Ve Türkiye o tarihten sonra iki kere salgın karşısında normalleşti ancak S-400 çalıştırılamadı!

Erdoğan’ın ilan ettiği takvimin üzerinden 14 ay geçmesine rağmen S-400’ün hâlâ çalıştırılamaması, kuşkusuz pazarlık nedeniyleydi ama sonuçları itibarıyla Türkiye’yi zayıf gösteren bir politik tutum sorunuydu.

S-400 pazarlıklarında son altı ayda ABD’yle neler konuşuldu, neler masaya getirildi peki? 

1) Pakistan modeli: “Türk ve Amerikalı isimlerin birlikte görev alacakları bir ofis açılır. Bu formüle göre S-400 sisteminin aktif halde tutulmasında bir sorun yok. Yalnız, F-35 uçakları için oluşabilecek risk durumlarında S-400 bataryalarının yönü başka tarafa çevrilir ve bu durum, ortaklaşa oluşturulacak ofiste görev alan Amerikalılar tarafından izlenerek teyit edilir.” (Mehmet Acet, Yeni Şafak, 12.12.2020)

2) Girit modeli: Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar Girit modeli önerdi: “Girit’teki S-300’lerde nasıl bir model kullanılıyorsa, biz de bunu müzakereye açacağız” dedi (9.2.2021).

Girit modeli, S-400’ü hangarda tutma modeliydi; arada açılıp atış tatbikatında kullanılması, sistemi kullanmamaktan çok farklı değildi!

3) İncirlik modeli: Savunma çevrelerine göre ABD İncirlik modeli önerdi. Böylece S-400’ler ABD’nin gözetiminde İncirlik Üssü’nde olacaktı.

4) Kıbrıs modeli: Kulislere yansıyan bir iddiaya göre Ankara, S-400’lerin KKTC’de kurulmasını istedi. ABD ise Yunanistan ve Rumlarla doğuracağı sorun nedeniyle buna karşı çıktı.

5) Nahçıvan modeli: Ahmet Takan’ın yazdığına göre Saray, şu gerekçelerle Nahçıvan modeli istedi: “S-400’leri Nahçıvan’a gönderirsek hem Azerbaycan’ı hem de Türkiye’yi, Ermeni saldırılardan koruruz.” (Yeniçağ, 30.4.2021)

Bana göre, ABD sadece Türkiye-Rusya ilişkilerini değil, Azerbaycan-Rusya ilişkilerini de torpilleyeceğini düşündüğü bu modeli kabul eder ama Azerbaycan etmez!

6) Yazılı taahhüt modeli: Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’a S-400 konusunda bir “non-paper” verdiğini açıklamıştı (15.4.2021). ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman buna karşılık “Türkiye’ye alternatif sunduk” demişti (28.5.2021). Hande Fırat o alternatifi yazdı: “Amerikan yönetimi Türkiye’den S-400’leri aktive etmediğine ve etmeyeceğine ilişkin yazılı bir taahhüt istiyor. S-400’lerin aktive edilmediğinin denetimi Amerikan askeri uzmanları tarafından yapılacak. Edindiğim bilgilere göre Türkiye teklifi kabul etmemiş” (Hürriyet, 8.6.2021).

Tüm bunların ardından Hulusi Akar “çözüm mümkün” mesajı vererek Ankara’nın pazarlığa devam etmek istediğini ortaya koydu. 

Oysa S-400’ü bu şekilde pazarlık konusu yapmak, sadece Türkiye’nin ulusal güvenliğinde zafiyet yaratmıyor, aynı zamanda Türk dış politikasının itibarını sarsıyor, Türkiye’nin kararlılığını ve caydırıcılığını sulandırıyor. 

…***

İbrahim Kiras 12 Haziran tarihli Karar gazetesinde, “AK Parti’yi bu noktaya getiren yanlış”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bugünkü Türkiye tablosu itibarıyla mevcut iktidar kompozisyonunun sürdürülemez olduğu ortada. Yönetemeyen bir hükümet, yönetilemeyen bir devlet var karşımızda. Ekonomide, dış politikada, tarımda, eğitimde, sağlıkta… özellikle son birkaç yıl içinde nereden nereye geldiğimiz ortada.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Merkeziyetçi sistemin ve şahsi yönetimin benimsenip başkanlık rejimine geçilmesinden sonra hemen her alanda yaşananlar facia boyutunda olmakla birlikte yanlış yönetimin sonuçlarının somut olarak herkesçe hissedilebildiği alan ekonomi tabii… Cebinizdeki parayla beş altı yıl önce ne alabildiğinizi, bugün ise ne alabileceğinizi düşünün…

Tek başına bu yetmiyorsa eğitimde, sağlıkta, tarımda veya dış politikada inanılmaz bir hız içinde nereden nereye gelindiğine de bakabilirsiniz.

Bütün bunlara rağmen AK Partililer Başkanlık sisteminin faziletlerini savunmaya devam ediyorlar. Ama çok küçük bir detay var burada: Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin referansı parlamenter sistem! İktidar mensupları mevcut sistemin niye desteklenmesi gerektiğini anlatmak için geçmişte gerçekleştirilmiş olan bir dizi icraatı hatırlatıyorlar bize.

IMF borçlarını ödeyip bitirmiş olmaktan demokratik reformlara, eğitimde ve sağlıkta atılan birtakım yeni adımlardan alt yapı yatırımlarına kadar saydıkları icraat kalemlerinin büyük çoğunluğu 2010’lara kadar yapılmış işler. 2010’lu yıllarda ise önce parti yönetiminin, sonra da devlet yönetiminin yavaş yavaş merkezileştiğini ve giderek şahsileştiğini görüyoruz. (İktidar partisindeki bu “geçiş” süresinin dinamiklerini daha önce anlatmaya çalışmıştım.) En sonunda da bu yönetim anlayışı resmî bir çerçeveye oturtuldu ve Başkanlık sistemine geçildi.

İşte bu dönemde yapılan işlerin referans olma değeri yok. Çünkü böyle bir yönetim sistemiyle bir devletin yönetilmesi mümkün değil ki övünülecek işler yapılabilmiş olsun. Başkanlık rejimine geçilmesinden önceki “ara süreç” olan partili cumhurbaşkanlığı döneminde de durum daha iyi değildi tabii. Aslına bakarsanız, AK Parti iktidarlarının bugün de kredisini tüketmeye devam ettikleri “olumlu işler” parlamenter demokratik sistem içinde ve üstelik Erdoğan’ın “dünya lideri, ümmetin reisi” falan olmadığı, hatta ve hatta parti genel başkanlığının bile “eşitler arasında birinci”likten ibaret olduğu zamanlarda gerçekleşti… İlginç değil mi?

Bu tabloda asıl ilginç husus AK Parti’nin bürokratik vesayetten şikâyet ettiği -yani gerçek anlamda iktidarda olup olmadığının bile tartışıldığı- zamanlarda “başarılı icraat” yapabilirken devletin bütün kurumlarına hükmettiği ve bu arada yargıyı, medyayı, sermayeyi de kontrol altında tuttuğu günlerde kötü yönetimin “kitabını yazması”. Bu şaşırtıcı çelişkinin açıklaması basit. Hemen her fırsatta dile getiriyoruz: Devletin yönetilmesi için kurallara, kurumlara, kurumsal tecrübeye, ehliyet ve liyakat temelinde oluşturulan kadrolara, istişare kültürüne, yargı kurumunun bağımsızlığına vs. vs. ihtiyaç var.

...***

Cevher İlhan 12 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Aylık enflasyon artmamış!””başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bilindiği gibi TÜİK’in açıklamasıyla Tüketici Fiyat Endeksi yüzde 16,59, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi yüzde 38,33 olarak açıklandı; ve Buna göre aylık -Mayıs’ta- bazda TÜFE  yüzde 0.89, Yİ-ÜFE 3.92 artış gösterdiği duyuruldu. Oysa bağımsız ekonomistlerin oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu’na göre (ENAG), Mayıs enflasyonu patlama yapmış.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Mayıs ayı enflasyonu aylık bazda 0.89 değil, üç katı olan yüzde 3,94 oranında gerçekleşmiş. Buna göre yıllık enflasyon da en az duyurulanın üç katını buluyor. Asgarî ücret son altı ayda her ay 10 dolardan 60 dolar eriyip vatandaşların alım gücünün azalırken, döviz kurlarındaki sürekli yükselişle körüklenen enflasyonun kontrolden çıkabileceği belirtiliyor. 

Aslında yıllık tüketici enflasyonunu önce yüzde 17.22 olarak açıklanıp, ardından bu verinin “sehven” verildiği söylenerek yüzde 16.59’a düşürülmesi, perde arkasında yine rakamlara takla attırılan bir “enflasyon oyunu”nun oynandığını ele veriyor. 

Ve Cumhurbaşkanı’nın referandumda “Bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra faizle, şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz” vaadine rağmen, faiz kat kat artıyor, döviz kuru iki katına çıkıyor. Bu açıdan, son iki yılda elektrikten doğal gaza ve akaryakıta yüzde 70’leri bulan zamlara ve kat kat artan pahalılıkta; son bir ayda ve aydan aya enflasyonun yüzde 1’i bulmadığı girdapta, açıklanan rakamlar havada kalıp kimseyi ikna etmiyor.

Bundandır ki araştırmalarda halkın yüzde 94’ünün TÜİK’in rakamlarına inanmadığı ortaya çıkarken, gerçek enflasyonun en az yüzde 40’ın üzerinde yüzde 50’lere tırmandığı tesbitleri yapılıyor.

Garabet içinde garabet…