Türkiye'den köşe yazarları
Karar: Peker'den saatler sonra ilk paylaşım: Yetkililer birçok suikast ihbarını iletti
Yeniasya:
Yolsuzluk algısında da dibe vurduk
Milli gazete:
Katil Netanyahu dönemi kapandı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Alev Coşkun 13 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " Suskunluk Politikası..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Suç örgütü lideri Sedat Peker’in yayımladığı videolar devam ediyor, ancak Türkiye’de sorumlular düzeyinde bir suskunluk yaşanıyor. Erdoğan susuyor. Adalet Bakanı susuyor. Yandaş basın susuyor. Demirören Grubu susuyor. Ziraat Bankası susuyor. Savcılar harekete geçemiyor. Meclis’te inceleme komisyonu kurulmasına AKP ve MHP birlikte karşı çıkıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Özetle, Peker’in iddiaları 9 videoyu buldu. Konuşmaların üzerinden 42 gün geçti. Ama tüm yetkililer ve tüm sorumlular susuyor. Bu dönem, Türk siyasal yaşamında “suskunluk politikası dönemi” olarak anılacaktır.
Geçen haftaki pazar yazımızda Peker’in videolarında ortaya attığı iddiaların özetini vermiştik. Ancak Peker, yeni iddialar ortaya koymayı sürdürüyor. Burada önemli bir toplumsal durum var.
Videoların izlenme sayısı 100 milyonu geçti.
İçişleri Bakanı Soylu, Habertürk ekranında yaptığı açıklamalarda, 17-25 Aralık 2015’ten ve AKP’li İçişleri Bakanı Güler’in oğlunun evinde bulunan para kasalarından söz etmişti. Böylece İçişleri Bakanı, açıkça Erdoğan’a yönelik tehdit politikası uyguluyordu.
Soylu, son olarak mafyadan her ay 10 bin dolar rüşvet alan bir AKP üst düzey yöneticisi, eski bir milletvekilinden söz etti. Soylu’nun bu iddialarını onaylamayan Erdoğan’ın, İçişleri Bakanı’nı yakında görevden alacağı belirtiliyor.
En önemli siyasal olay, HDP’nin kapatılması konusudur. Parti kapatmanın ne demek olduğunu en iyi AKP bilir. Bugüne kadar siyasi partiler kapatıldı. Sonuç ne oldu? Yeni partiler kuruldu ve kapatılan partilerin oy kitleleri daha da güçlendi.
Kapatılsa bile zaten hazır olan yeni bir parti, HDP’nin kaldığı yerden faaliyetine devam edecektir.
HDP’nin içinde teröre bulaşan siyasetçiler varsa bunlar hakkında dava açılmalıdır. Parti kapatmak çözüm değildir. HDP’nin kapatılmasını MHP istiyor. Aslında AKP üst yetkilileri kapatma davasını istemiyorlar. MHP adeta parti kapattırarak HDP’nin güçlenmesine yardımcı oluyor.
Öte yandan çete liderinin söyledikleriyle ilgili herhangi bir hukuksal girişim yok ama ilk soruşturma Cumhuriyet’e açıldı. Neden? Çünkü Cumhuriyet, halkın haber alma hakkını koruyarak doğru ve belgeli haberleri korkmadan veriyor.
Erdoğan, geçen salı günü AKP grup toplantısında suçlamalara karşı bir açıklama yapmak yerine CHP’ye saldırmayı tercih etti. “Bir suç örgütü liderinin iftiralarına cevap vermeye değmez, bunları Meclis’e taşımak üzüntü vericidir”, “Biz bu iftiralarla mı uğraşacağız?” dedi.
Ancak ortaya atılan iddialar doğrudan AKP’yi ilgilendiriyor. Yukarıda belirtildiği gibi, AKP Merkez Karar Organı üyesi eski milletvekilinin mafyadan 10 bin dolar rüşvet aldığı ve bu paraları her ay aldığı belirtiliyor.
Konu, İçişleri Bakanı’nı aşıyor; Meclis Başkanı’na geliyor. Meclis Başkanı, İçişleri Bakanı’nın savcıya gidip bilgi vermesini, ayrıca durumu resmen Meclis Başkanı’na bildirmesini istiyor. Konu, parti içi bir olay olmanın ötesine geçmiş bulunuyor.
Somut iddialardan birisi de eski Başbakan Binali Yıldırım’ın oğlu Erkam Yıldırım’ın Venezüella seyahatidir.
Bu yolculuk için “Covid-19 test kiti götürdü”, “bavulla maske götürdü” söylemleriyle, çocuk kandırır gibi ortaya atılan yanıtlar, gerek halk kitlelerini gerekse AKP milletvekillerini tatmin etmiyor.
...***
Mehmet Kara 13 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, " Doyurmak kimin görevi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Siyasette son günlerde yapılan öyle tartışmalar var ki, hayretler içinde kalmamak mümkün değil. Türkiye dünya ile birlikte bir yandan pandemi musîbeti ile uğraşırken, aşılama yapılıyor gözükse de özellikle 17 günlük “tam kapanma”da yeteri kadar aşılama yapılamadığı için hem vefatlar, hem vak’a artışları, hem de ağır hasta sayısında beklenildiği ölçüde gerileme yaşanmadı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Toplumun büyük bir kesimi açlık sınırının altında yaşıyor. Yoksulluk sınırının üzerinde maaş alanların sayısı yüzde 40’ların üzerinde… Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’nun hesaplamalarına göre açlık sınırı 3.414, yoksulluk sınırı 11.680 lira… Buna göre açlık sınırı, 2826 TL olan asgarî ücretin 588 TL üzerine çıktı.
Öğrencilerin KYK borçlarından tutun da, vatandaşların TOKİ’ye olan borçlarına kadar insanlar bankalarda borç batağına girdi.
Ankara Milletvekili Tekin Bingöl’ün çıkardığı “borç karnesi” ekonomideki kara tabloyu gözler önüne seriyor. Çiftçilerin kamu ve özel bankalara kredi borçları toplamı 2011 yılında 31,2 milyar TL’den 2021 yılında 140 milyar TL’ye yükseldi. Binlerce çiftçinin tarlasına, traktörüne ve hayvanlarına haciz konuldu. 2020 yılında her gün ortalama en az 273 esnaf iflâs ederken, son iki yılda toplamda en az 213 bin esnaf sicilden ve meslekten terkini yaparak kepenk kapattı.
Ekonomide tablo böyle iken siyasetçilerin tartışmalarına bakıldığında sorunun çözümünden öte adeta birbiri ile didişmekle meseleye bakmaları ise ibretlik.
Akşener’den hemen sonra grup toplantısı yapan AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tıpkı geçen hafta söylediği cümleler gibi bu toplantıda da söylediği ifadeler daha uzun yıllar konuşulacak türden oldu. “Şimdi bakıyorsunuz sözde siyasî parti genel başkanı olarak konuşanlara neymiş millet açmış. Biz ne gerekiyorsa bütün imkânlarımızı seferber ederek yapıyoruz. Aç olarak dolaşanları buyurun siz de doyuruverin” sözleri “artık sözün bittiği yer” olarak değerlendirilirken, söyleyecek söz kalmadı.
“Aç olarak dolaşanları doyurun” sözü siyasî literatüre, bu tartışmada siyaset tarihine geçmiş oldu.
Muhalefet ve sosyal medyada insanlar bu sözle ilgili sert cevaplar verirken, ilk akla gelen soru, “İnsanları doyuracak olan icranın başı olan hükümet mi, yoksa muhalefet mi?” oldu.
Bütün bu tartışmalar erken seçim tartışmalarına da hız verecek gibi görünüyor. Çünkü artık söz bitti…
...***
Esfender Korkmaz 13 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Yoksulluk diz boyu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Muhalefetin vatandaş aç tepkisine AKP Genel Başkanı Erdoğan ''Nankörlük etmeyin'' diye cevap verdi. Birkaç ay önce de Cumhuriyet'te şu haber çıkmıştı; ''Dünya Bankası'nın Aralık ayı verilerine göre, Türkiye'de 1,5 milyonluk yeni bir yoksullar katmanı oluştu. Türkiye'de yoksul hanelerin oranı yüzde 10,4'ten yüzde 14,4'e çıktı. Oluşan yeni bir buçuk milyonluk yoksulluk katmanı içinde yer alanların yüzde 23,4'ü herhangi bir sosyal yardım almıyor.''"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da salgınla ilgili olarak; "Türkiye salgının ilk yılını en az hasarla atlatan nadir ülkelerden biridir" demişti.
Söylediklerine ve dünya kalkınma verilerine bakarsak siyasi iktidarın halktan ayrı bir hayat yaşadığı ve bilerek veya bilmeyerek yoksulluğun farkında olmadığı sonucu çıkıyor.
Uluslararası kuruluşların verileri, Türkiye'de yoksulluğun nasıl tırmandığını gösteriyor.
Türkiye'nin GSYH'sının dünya toplamı içindeki payı giderek düştü. 2013 yılında bu pay yüzde 1,3 iken, 2020 yılında 0,86'ya geriledi.
Türkiye'de bin kişiye düşen doktor sayısı dünyaya göre düşük kaldı.
Bin kişiye düşen doktor sayısı, Türkiye'nin de içinde bulunduğu Avrupa ve Orta Asya ülkelerinde 3,37 iken Türkiye'de 1,76'dır.
Hastanelerde bin kişiye düşen yatak sayısı, Avrupa'nın yarısından azdır.
Avrupa'da bin kişiye düşen yatak sayısı 5,92 iken Türkiye'de 2,7'dir.
İşsizlik oranı olarak Türkiye dünyadan negatif ayrıştı.
Türkiye'nin de içinde olduğu OECD ülkelerinde işsizlik oranı ortalama yüzde 5,2'dir. Türkiye'de ise yüzde 13,9'dur. İşsizlik yoksulluğu artıran en önemli sorundur.
Türkiye, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü'nün (OECD) okula ya da işe gitmeyen 15-29 yaş arası gençler sıralamasında liste başında